
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Yapan onlar, yazan biz
Osman Mayatepek, Enver Paşa ve Naciye Sultan'ın torunudur. "1914'te 90 bin Mehmetçik, Allahuekber dağlarında Ruslara tek kurşun bile atamadan donarak ölmüştü" iddiaları ve bu köşede yayımlanan yazım nedeniyle bir açıklama gönderdi.
Cevap hakkına saygı gereği, yazı çok uzun olduğu için köşeme sığdırabilmek amacıyla tarihe katkıda bulunacak satırlarını yayımlıyorum.
"90.000 askerimiz Allahuekber dağlarında bir kurşun bile atmadan donarak öldü" şeklindeki şu talihsiz ifade sadece yirmili yılların politik düşünme atmosferine hizmet etmişse de gerçeğin bir yansıması değildir.
Sarıkamış Harekâtı, özünde, Türk-Alman savaş kurmayları tarafından iyi tasarlanmış olmasına rağmen birçok sebep yüzünden uygulamada başarısız olmuştur.
Tifo salgını ve cephede kişisel şöhret ve prestij peşinde koşan bazı komutanların karargâhtan gelen emirleri uygulamayı reddetmesi bu trajik sonu hazırlayan ana etkenler olmuştur. Bu hususun özellikle geçerli olduğu şahsiyetlerden birisi olan 3. Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa geri çekilmekte olan Rus birliklerinin peşine düşünce 10.000 'den fazla asker tifodan yataklara düşmüştü. Paşa, tam 100 kilometrelik bir savaş cephesi açmış ve zaten hasta ve bitkin durumdaki askerleri, çabuk zafer ve ona eşlik edecek bir ün peşindeki bir paşanın kişisel hırslarının felaketinin içine çekmiştir. Onun cephedeki hareketleri, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Enver Paşa'nın emirleriyle taban tabana zıttı.
Sokaktaki adamın Sarıkamış hakkında ilk kez haberdar olması ise Şerif Köprülü tarafından 1922'de yazılan bir kitap aracılığıyla olmuştur. Kitapta sonu gelmeyen Sarıkamış dramı iyice dramatik bir üslupla ele alınmış, gerçekler ve sayılar ciddi biçimde abartılmış ve şu meşhur "donarak ölen 90.000 asker" ibaresi de ilk kez bu yayında ortaya atılmıştır.
O günler, Kurtuluş Savaşı'nın en zorlu günleriydi, Sakarya Savaşı devam ediyordu; Batum'da olan Enver Paşa, Kurtuluş Savaşı'nın aleyhimize dönmesi durumunda geri dönmek için bekliyordu ki, bu da Ankara hükümetinin her ne pahasına olursa olsun kaçınmak istediği bir şeydi. Böylece günün geçerli politikası böylesi bir kampanyayı cesaretlendirdi ve Sarıkamış hikâyesinin abartılmış versiyonunu hoşgörüyle misafir etti.
Enver Paşa'nın torunu olduğum doğrudur. Ancak gerçekler söz konusu olduğu sürece insanın atalarını korumaya çalışmasında yanlış bir şey yoktur .
Son olarak eklemek istediğim bir şey var; Osmanlı Ordusunun Başkomutanı sıfatıyla Enver Paşa'yı Sarıkamış trajedisinden tamamen sorumlu tutan zihniyet, neden kendisini Çanakkale Zaferi için bırakın biraz övmeyi, bu zafere bir katkısı olduğu gerçeğini kabul etmekte bile zorlanıyor. Eninde sonunda her iki olay sırasında da aynı Enver Paşa başkomutandı.
Gelin, bu ülkenin hayatta kalması ve gelişmesi uğrunda yaşamlarını feda eden tüm kahramanlarımızın ruhu için dua edelim ve aynı zamanda tarihi, tarihçilere bırakarak bizleri gerçeklerle aydınlatmalarını sağlayalım. Gelin, kurmacalardan kaçınalım ve şanlı tarihimizi yarı gerçeklerle, söylentilerle, dedikodu ve varsayımlarla örtmeyelim.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe