
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Eski siyaset
Meclis güzel bir başlangıç yaptı. Ahmet Türk ve DTP'li milletvekilleri, Sırrı Sakık'ın önerisiyle MHP sıralarına yönelerek Devlet Bahçeli'yle el sıkıştılar.
Devlet Bey, her zamanki ciddiyetinin ötesinde bir tebessüm ve nezaketle DTP'li milletvekillerini kutladı. Başka bir görüntüde, arkasında Mehmet Sevigen, asık bir suratla Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un oturduğu sıraları pas geçen Deniz Baykal vardı.
Halkın seçtiği milletvekillerine selam bile vermeyen Baykal'ın ruh halini, o fotoğraf çok iyi yansıtıyor. Radikal İki'de pazar günü Bilkent Üniversitesi'nden Mahmut Mutman'ın makalesi, CHP'nin durumunu özetliyor.
"Türk Ödip"i diye kaleme aldığı eski bir yazısında Mutman, darbelerden sonra demokrasiye dönüş süreçlerindeki eskimeyen liderlikleri inceliyor; Demirel'e verilen "Baba" lakabı, onun belirli bir "ödipalizmi" yeniden üretebilmesi, yani tecrübeli devlet adamı figürüyle sürekli ayakta kalabilmesi sonucudur.
Mutman, bunu "adeta yenilgiyi bilmemek" hali olarak tanımlıyor.
Anlaşılan bu rol şimdi "baba'dan oğula", 22 Temmuz yenilgisinden sonra Baykal'a kol kanat geren Demirel'den Deniz Bey'e geçmiş gözüküyor:
"Baykal'ın giderek gerçeklerden uzaklaşan inadı ve hıncı bir acayiplik değil, aslında bir toplumsal sınıfın ruh halidir. Bu fena halde tıkanmış cenahta toparlanmanın o kadar kolay olmayacağı görülüyor. Ama aynı zamanda Baykal'ın sonunun geldiği de açıktır. Baykal, bitmekte olan eski siyasetin temsilcisidir. Bu siyaset, kırsal nüfusun ağırlıkta olduğu, kasaba kültürünün belirlediği bir Türkiye'de yapılan "patronaj" siyasetidir.
Ama siyasetin artık tamamen medya tarafından oluşturulduğu bir dünyada Baykal'a pek yer yok gibidir. O kadar ki cumhuriyet mitinglerini de, Hrant Dink cenazesini de medyanın yaptığını söylemek hiç de yanlış olmazdı. Yani kim yapmış olursa olsun, bu gösteriler yapıldığı anda medyanın kurduğu bir alana aittir. Baykal son kurultaylardan birine yapay sisler içinde girmişti, ama bu gülünç sisli gösteri, yeni siyasal koşulu beceremediğinin ve sonunun geldiğinin ilk işaretiydi zaten.
Baykal'ın bu teatral alanda en önemli başarısı son yıllarda geliştirdiği her cümlenin başında geniz temizleme operasyonu oldu ki, otoriteye otorite katan bu dayanılmaz jest, Freud'un günlük nevrozun örneği olarak verdiği "tik"i andırmıyor değil.
Baykal'da Türk bürokratik seçkinlerine özgü ödipal figür, "gelmiş bir sonun bir türlü vuku bulmaması" olarak kendini yeniden üretiyor."
Korku salan ve negatif politikalardan beslenen bu söylem Baykal'ı ayakta tutuyor, ama CHP'yi bitiriyor!
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe