Necati'ye 'U' dönüşü
Galatasaray, geçen sezon kafasında biriktirdiği düşünceleri Karl Heinz Feldkamp'la hayata geçirirken, önemli hatalar yaptı. Kadronun yenilenmesi adına kılıç çekip parayı, aklı ve beceriyi birleştirerek bir Lincoln gösterisi yaptılar. Fenerbahçe'nin Roberto Carlos hamlesine göre Lincoln de taraftarın gönlüne su serpecek bir yenilikti. Linderoth'u isabetle seçtiler. Bu iki transfer ve yanı sıra aldıkları 7 futbolcuyu "nokta atışları" olarak gösterdiler.
Feldkamp dahil, "yenilenme rüzgârı" olumlu beklentiler yarattı.
Ama yönetim katında oluşan düşüncelerin hataya dönüştüğü uygulamalar da gecikmedi.
Cihan Haspolatlı, Orhan Ak, Hasan Kabze ve Necati'nin kadro dışı bırakılarak elden çıkarılmasına karar verildi.
Dördü de Galatasaray'a emek vermiş , hizmet etmiş futbolcu grubunun pek de hak etmedikleri şekilde başka adreslere yönlendirilmesini yüz yıllık kulübün geleneklerine yakıştıramadım.
Özellikle Necati Ateş için fısıltıyla söylenmedik söz kalmadı. Geçen yıl yaşadığı sakatlık döneminden sonra form tutamaması elbette Necati'nin kariyeri için bir kırılma noktası oluşturdu. Ama onun ötesinde Necati'yi kazanmak adına sabır ve ısrar gösterildiğini de söyleyemeyiz.
Siz, 2010 yılına kadar sözleşme ile renklerinize bağladığınız bir oyuncuyu, sessiz sedasız satış operasyonu ile başka bir kulübe gönderebileceğiniz halde, transfer pazarının son günlerinde tezgaha koyuyorsanız, her şeyden önce malınızı " mundar " ediyorsunuz demektir.
Oynadığı tüm maçlar dikkate alındığında 50'ye yakın gol atarak yüzde ellilik bir istatistik tutturan oyuncudan bu kadar çabuk vazgeçilmemeli.
Karl Heinz Feldkamp, elbette saygı duyulacak, tecrübeli bir hocadır.
Necati ile ilgili yönetim kararını paylaşması, bunu dile getiriş biçimi, kendi kariyerine ve kişiliğine pek uygun düşmemiştir.
Feldkamp Necati'yi hazırlık döneminde "laubali" ve "isteksiz" gördüğünü söylemektedir. Medyaya yaptığı açıklama ise iki oyuncu için de çok kırıcı : " Hakan Şükür'ü satışa koysaydım para etmezdi... O nedenle Necati'yi seçtim! "
Feldkamp'ın güç gösterisi!
Feldkamp'ın göreve başlarken hemen her üst düzey yöneticinin yaptığı gibi "iri kafalardan birini kopararak güç göstermesi" seçilen adam Necati ise pek de doğru değildir.Galatasaray şimdi hayal golcülerin peşinde... Gelirler mi ? Önerilen parayı yeterli bulurlar mı ? Gelseler dahi başarılı olurlar mı ? Bu soruların garanti yanıtı "evet" değildir.
Galatasaray gibi zirve iddiasını hiçbir zaman bırakmayan bir takımın gol ümitlerini koca bir lig maratonunda Hakan Şükür ve Ümit Karan'a bağlamak da doğru değildir.
Akıl, Galatasaray'ın bir "U dönüşü" yapmasını dayatıyor...
Necati Ateş, takıma geri dönmeli. Feldkamp'ın kafasındaki "hep bir şey yapacakmış beklentisi yaratan ama hiçbir şey yapmayan oyuncu" portresini silip yepyeni bir kimlik sergilemeli. Yapabilir mi ? Elbette!
Fatih Gökşen'in babasının cenaze töreninde futbolcusuna baba şefkati gösteren Özhan Canaydın, şimdi başkan olarak aklıyla beklenen , olması gereken hamleyi yapmalıdır.
Galatasaray için doğru olan budur!
Baba ve oğulKenan Sofuoğlu, Sakarya'da babasının tamirci dükkanında başladığı motosiklet macerasını, 10 yıl sonra Supersport dünya şampiyonluğu ile zirveye taşıdı...
54 numaralı motosikleti, üzerinde taşıdığı tüm reklam logoları ve sponsor amblemlerine inat, onun asla vazgeçemediği "Sakarya" sevgisinin simgesi oldu. Hatırlayalım, Hakan Şükür de İnter'deki kısa kariyeri sırasında 54 numaralı formayı giyiyordu...
1999 depreminde ölümden kılpayı kurtulan, ağabeyini trafik kazasında kaybeden, tüm engellere ve acılara rağmen yılmadan, azimle yüreğinin istediği yerlere giden bu genç adamı saygıyla alkışlamalıyız...
Kenan'ın başarısını etap etap en iyi duyuran da benim gazetem Milliyet oldu. Yarışı yayınlayan NTV, onu haber bültenlerine taşıyan CNN Türk ve Eurosport'un dışında medyanın Kenan'a hak ettiği ilgiyi gösteremediğini de gördük.
Kenan Sofuoğlu, bu başarısını her şeyden önce ona tüm enerjisiyle destek veren babası İrfan Sofuoğlu'na borçlu...
Hele bir olay var ki, gözümden yaşlar döktü...
Havaalanındaki karşılamada "Baba", dayanamamış "Oğul"un elini öpmüş.
Sevgi, saygı, hayranlık, minnet... Hepsi bir arada!
Ben de senin ellerinden öperim
"Baba"!
Hangi Sinan Engin?Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, tam da Şampiyonlar Ligi ön eleme maçının oynanacağı gün, beklenmedik bir operasyona girişerek Ali Gültiken'i gönderip Sinan Engin'i menajerliğe getirdi.
Beşiktaş'ta adı üzerinde en çok tartışılan futbol adamının dönüşünü hayıra yoran da oldu, yanlış bulan da!
Bu hamlenin zamansız olduğunu düşünüyorum. Şık olmadığını da herkes söylüyor.
Öte yandan biz hangi Sinan Engin'den söz ediyoruz, bilemiyorum.
100. yılda Lucescu'nun kaprislerini frenleyen, takım içinde sinerji yaratan, şampiyonluk hamuruna ter akıtıp emek veren, futbolcularla olumlu ilişkiler kuran ve örnek bir dayanışma sergileyen Sinan Engin mi ?
Beyaz sayfa açmalı
101. yılda Samsunspor maçı ve 5 kırmızı kartla yaşanan o çözülme, dağılma döneminin sorunları çözemeyen, Lucescu'yu frenleyemeyen ve peşpeşe puan kayıplarıyla hayalkırıklığı ve şoka ortak olan Sinan Engin mi ?Pasaport davası henüz sonuçlanmayan, kulübün resmi TV kanalında "başkanın isteği üzerine" Tigana'yı yerden yere vururken işe "ten renginden" başlayan Sinan Engin mi ?
Yoksa üç gün önce bir TV kanalında "Bu yönetim asla başarılı olamaz" dedikten sonra başkanın çağrısını kabul edip "Burada en yetkili benim!" diyerek Ertuğrul Sağlam'ı tedirgin eden Sinan Engin mi ?
Hangisi ?
En iyisi, iyiniyet gösterip beyaz bir sayfa açmaktır.
Kendi adıma bekleyeceğim...
Süper Kupa maçının sonrasında hakem Fırat Aydınus için yaptığı yorumu da dikkate almayacağım.
agokce@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe
