
M. Ali BİRAND
Gül'e baskı giderek artıyor ancak...
ANKARA
Gazetelerin yazdıklarını okuduğunuz zaman, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda kuşkuya düşebiliyorsunuz. Sanki Abdullah Gül bastırıyormuş da, Başbakan sırf askerin tepkisini almamak ve gerilim yaratmamak için direniyormuş veya işi yavaştan alıyormuş gibi bir izlenim doğuyor. Başbakan'ın kafasında farklı formüller varmış ve Gül'ü ikna etmeye çalışıyormuş görünümü yayılıyor.
Dün Ankara'daydım.
Cumhurbaşkanlığı seçimini çok yakından izleyen danışmanlarla konuştum, AK Parti (AKP) kulislerinde dolaştım.
İlginç bir hava esiyor.
Başbakan renk vermiyor ancak Başbakan'ın yakın çevresi Gül'ün kendi başına adaylıktan çekilmesini istiyor. Bunu da açıkça söylüyorlar. "Türkiye'de önemli olan kişi başına gelirin 10 bin dolara çıkmasıdır. Hedef budur. Bundan dolayı gerilim olmamalıdır. Gül fedakarlık etmelidir" diyorlar.
Son söz Gül'e bırakılıyor. Eğer Gül ısrar ederse, Başbakan reddetmeyecek ve Gül'ün adaylığını açıklayacak. Eğer Gül fedekarlık ederse, o zaman çok sevinecek. Zaten Arınç'ın dünkü açıklaması da bu gelişmeyi destekler cinsten.
Gül ise şu an için cumhurbaşkanlığı konusunda kararlı görünüyor. Bu baskılar artsa bile Gül'ün adaylıktan vazgeçmesini beklememek gerekir. Zira hem haklılığına inanıyor hem de kendine güveniyor.
Bana anlatıldığına göre, önümüzdeki günlerin en olası programı şöyle:
Perşembe günü, Meclis Başkanı seçilecek. Gerekiyorsa aynı gün üç tur oylama yapılacak ve sonuç alınacak. Meclis Başkanlığı için ağırlıklı olarak üç isim dolaşıyor.
En başta gelen kişi Köksal Toptan.
Merkez görüntü veren, eşinin başı açık ve siyaset dünyasının saygı duyduğu bir isim.
Diğeri Ertuğrul Günay.
AKP'nin partizan bir tutum takınmayacağının göstergesi olarak algılanıyor.
Üçüncü isim de Cemil Çiçek.
Asker dahil tüm devlet kurumlarıyla iyi ilişki içinde olan Çiçek, Meclis
Başkanlığı'nı en çok isteyen adaylar arasında.
Bu konuda kulis yapıyor ve asılıyor.
Başbakan'ın kararı hemen hemen kesinleşmiş, ancak henüz etrafına açıklamıyor.
TBMM Başkanı seçildikten sonra, hafta sonu Meclis Başkan Vekilleri ve Divan Üyeleri saptanacak.
Nihayet pazartesi günü de, cumhurbaşkanı adayı açıklanacak ve hemen turlara geçilecek. Ardından da kabinenin açıklanması öngörülüyor.
Bütün bu olasılıkları, her şeyin normal gideceği varsayımına dayanarak yazıyorum.
Burası Türkiye'dir. Hiç belli olmaz.
Bir fırtına eser ve teknenin içi karışabilir.
Seçimlerden sonra Türkiye'ye ilk resmi ziyaret Irak Başbakanı Maliki tarafından gerçekleştirildi. Öylesine içimize döndük ki, Irak'ın ne durumda olduğunu adeta unuttuk.
Irak mahreçli haberler de sadece ölü sayısına göre medyaya yansıyor. Artık 10-15 ölü haber sayılmıyor. 40-50'nin üzerindeki olaylar yer buluyor.
İçler acısı bir durumla karşı karşıyayız.
İlgilenenlere, son gelişmeleri özetleyeyim.
Bush yönetiminin, asker sayısını arttırarak Bağdat'ın güvenliğini sağlama çabası sonuç vermiyor. Her ne kadar, Amerikalılar şiddet olaylarında azalma başladığını ileri sürüyorlarsa dahi, genel izlenim Şii-Sünni çatışmasının tüm hızıyla devam ettiği şeklinde.
İşin daha da kötüsü, Maliki'nin başkanlığındaki hükümetten Sünniler çekildikleri gibi, Kürtler'in de elleri kulağında. Kerkük Referandumu geciktirildiği taktirde Kürtler de koalisyondan desteklerini çekecekler.
Öte yandan, Bush yönetimi de kamuoyu baskısı altında. Irak'tan bir an önce çıkılması için bu baskılar, başkanlık seçimleri süresince artarak devam edecek.
İşte böylesine bir kargaşa içindeki Irak Hükümeti'nden bizlerin de önemli beklentilerimiz var.
Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı bir önlem alınması için artık tüm ümitler, Maliki hükümetine bağlanmış durumda.
Ankara'daki görüşmelerde PKK konusu en önemli dosya. Uzun uzun sabırların nasıl tükendiği anlatılacak ve Maliki'nin Barzani'yi ikna etmesi istenecek.
Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, Maliki'nin durumu bizden beter. Yangın bacayı sarmış durumda. Üstelik Kerkük Referandumu nedeniyle, Kürtler'den bir şey isteyecek durumda değil.
Zaten Türkiye ile Kuzey Irak Kürt yönetimi arasındaki itişmenin temelinde, Kerkük sorunu yatıyor.
Türkiye, PKK'ya karşı önlem alınmasını istiyor. Eğer önlem alınmazsa, müdahale edileceğinin sinyalini veriyor. Bu müdahalenin Kerkük'ü de kapsayacağının mesajları yollanıyor.
Barzani de, Kerkük'e karşı PKK kartını oynuyor. "Siz Kerkük'e karışmayın, biz de PKK'yı frenleyelim" pazarlığını yapıyor.
Böylesine bir kaos yaşanırken, Maliki'den etkin bir önlem almasını ve bunu uygulatmasını beklemek hayalcilik olur.
Maliki'nin durumunu da anlamamız gerekir.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe