
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
El sıkmak, can sıkmak, diş sıkmak vs...
Bektaşi babasına sormuşlar: - Sence başkentteki su sorunuyla ilgili tartışmalar neye benziyor?
Baba erenler:
- 2 bin 500 yıl önceki insanı deli eden bir mantık oyununa, demiş; ve anlatmaya başlamış insanı deli eden oyunu.
* * *
Bir Giritli filozof:
- Bütün Giritli filozoflar yalan söyler, demiş.
Giritli filozof doğru söylemiş.
* * *
Giritli filozof doğru söylediğine göre, demek ki bütün Giritli filozoflar yalan söylemiyormuş.
Öyleyse Giritli filozof yalan söylemiş.
* * *
Madem Giritli filozof da yalan söylemiş; öyleyse:
"- Bütün Giritli filozoflar yalan söyler, dediği zaman; doğru söylemiş.
* * *
Giritli filozof doğru söylediğine göre, demek ki:
"- Bütün Giritli filozoflar yalan söyler, dediği zaman; yalan söylemiş.
* * *
O da Giritli bir filozof olarak yalan söylediğine göre, demek ki doğru söylemiş. Doğru söylediğine göre demek ki yalan söylemiş; yalan söylediğine göre demek ki doğru söylemiş...
* * *
Bu böyle sürüp giderse, insan deliye dönmez de, ne olur?
* * *
Japonya'nın henüz dış dünyalara açılmadığı dönemlerde, oralara giden beyaz ırktan biri, Samuraylar tarafından yakalanmış ve casusluk suçlamasıyla idama mahkûm edilmiş.
Samurayların infaz biçimi de, kütüğe konmuş suçlu kafasının kılıçla kesilmesi.
* * *
Samurayların şefi, idam edilecek mahkûma:
- Hiç merak etme, demiş; Japonya'nın en ünlü kılıç ustası gerçekleştirecek infazı, hiçbir şey duymayacaksın.
* * *
Bahtsız mahkûm, başını koymuş kütüğe ve beklemeye başlamış.
Beklemiş beklemiş, sonunda da sabırsızlanmış.
- Hadi artık bitirin şu işi, demiş.
* * *
Cellat:
- İş çoktan bitti, demiş; kafanı azıcık oynat da gör.
Ve mahkûm kafasını oynatınca da, kafa düşüvermiş yere...
* * *
Bilemiyoruz bu fıkra hangi siyasal lidere yakışıyor, yahut yakışmıyor.
* * *
2 kadın konuşuyorlar; biri ötekine soruyor:
- Kocan ne durumda kocan? Öfkesi möfkesi nasıl şimdi?
Öteki de yanıt veriyor:
- Biliyorsun 2 yıldan beri psikanalizden geçiyordu.
- Peki biraz değişti mi bari?
- Çok değişti çok. Artık ne zaman sahanda yumurta istese de, sarısını beyazının tam ortasına getiremesem; eskisi gibi hiç kızmıyor şimdi.
* * *
Siyasal hayatta da, yumurtanın sarısı beyazının tam ortasına gelmeden piştiğinde, lider şayet kızıp öfkelenmezse, buna:
- Büyük bir değişim sonucu, uzlaşma döneminin ilk adımı, deniyor.
* * *
Ankara'da kadının biri, Belediye Zabıta Amirliği'ne telefon ediyor:
- Mutfakta piliç yahnisi yapmaya hazırlandığım sırada, kocam su bulmak için dışarı çıktı, tam 3 gündür gelmedi eve; ne yapacağımı bilemiyorum.
Kendisine verilen yanıt:
- Siz de o zaman yahni yerine, piliç ızgara yapın.
* * *
Parti liderlerinden birinin en sevdiği fıkra şuymuş:
Vahşi Batı'da kovboyun biri, kente gidip genç bir kadınla evlenmiş ve bir de at almış kendisine.
Karısını atın terkesine bindirerek, yeniden çiftliğin tutmuş yolunu.
Dağlardan, yamaçlardan, uçurumların kıyılarından geçerlerken bir ara atın ayağı sürçmüş ve kovboy:
- Bir, demiş.
* * *
Derken bir kez daha sürçmüş atın ayağı ve kovboy:
- İki, demiş.
* * *
Atın ayağının üçüncü kez sürtüşünde, kovboy attan inmiş ve karısını da indirdikten sonra:
- Üç diyerek, çekmiş tabancasını ve vurmuş atı.
* * *
Bir günlük gelinin dehşetle açılmış gözleri, kovboya:
- Durumu aşırı abartmadın mı, değer miydi hayvanı vurmaya...
Demeye çalışırken; kovboy karısının gözlerine bakarak:
- Bir, demiş.
* * *
Bal Mahmut sağ olsaydı da, kendisine sorulsaydı:
- Güzel mi güzel ama; hukuktan da, ekonomiden de, yazıdan çiziden de, velhasıl dünyadan habersiz ve sürekli kendisiyle övünüp duran angutolojik bir cins-i latifle karşılaştığında ne düşünürdün?
Herhalde vereceği yanıt şöyle olurdu:
- Kafasının yerinde, bacaklarının olmasını...
* * *
Namık Kemal:
- Müsademi-i efkârdan barika-i hakikat çıkar, demiş; fikirlerin çarpışmasından, hakikat şimşeği çıkar anlamına.
Aklımızda kaldığı kadarıyla, Süleyman Nazif de:
- Çarpışanlar balkabakları ise, sadece çekirdek çıkar, demiş.
* * *
Şimdi bir türlü karar verilemeyen sorun şu:
- Onca tartışmalardan hakikatin şimşekleri mi çıkıyor ortaya, yoksa sadece balkabağı çekirdekleri mi?
* * *
Seçkin Gündüz'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Kör uçuşu
Çok koştum ben
Çok koştum
Bil ki peşinden
Oysa sen durmuş
Seni geçmişim de
Haberim yokmuş
c.altan@prizma.net.tr

Cafe