|
 |
|
|
Su ve sabun
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Televizyonlarımıza açılan hava durumu köşelerinin gündemine, denizler, yabancı ülkelerin başkentleri, sonra önemli ticari merkezler derken artık ''Barajlardaki su seviyesi'' de eklendi. Şimdilik büyük kentler... Bakıyorum, herkes dikkatle takip ediyor. Sanki reyting raporu alır gibi. Sanki altılı ganyan sonuçlarını dinler gibi. Maç skorlarını bekler gibi... Borsayı trans halinde izleyen gözler, baktığını görmeye başladı mı dersiniz?
Can derdi tabii... Bıçak kemiğe dayanınca, menfaatimiz söz konusu olunca herkesin duyarlılığı arttı. Algıda seçicilik. Ekranlara yansıyan bu bilgilendirici grafikler, Ankara’nın basına da yansıyan perişanlığını, İstanbul’un topun ağzında olma halini ve nihayet İzmir’in ''üçüncülük kürsüsündeki umursamazlığı''nı gösteriyor.
* * *
Ne zaman ki sıralamada üst daha basamaklara tırmanacağız, işte ancak o zaman konuşmaya, düşünmeye, yakınmaya, söylenmeye ve önlemleri tartışmaya başlayacağız. Bu satırları kimseyi suçlamak amacıyla yazmıyorum. Ama İzmir’de yaşayan bir vatandaş olarak, ''bilgilenme hakkımı, küçük bir ironi ile harmanlayarak'' kullanıyorum. Eğer İzmir’in bir su sorunu yoksa, bunu bilmek istiyorum. Varsa onu da... Ayrıntılı, sebep-sonuç ilişkisi içeren başlıklar halinde, çocuk avutur gibi değil, yasak savar gibi hiç değil. İzmir’in ihtiyacı nedir? İmkânları nedir? Yarın bizi neler bekliyor? Hemşehrilerimize ne gibi görevler düşmekte? Açık seçik bilgilenmek istiyorum. Politika kokan bilboard afişleriyle değil. Üstgeçitlere asılmış bez ilânlarla değil. Basın toplantılarıyla, broşürlerle, küçük kitapçıklarla ve hâlâ uyuyan yerel basın aracılığıyla...
* * *
Kentlerimizi ''suya sabuna dokunmadan'' yönetenler, bizi de aynı sonla terbiye edecekler anlaşılan. Kaçak güreşmenin de bir sınırı vardır. Hele yerel yönetimler, yakınma ve mazeret bildirme makamları hiç değildir. İzmirli tatilde. İzmirli şu anda metropolde yaşamıyor. Eli kulağında okullar açılacak. Ve kontrollü gibi seyreden su ihtiyacı ve tüketimi kimbilir kaça katlanacak?
* * *
Kullanılmayan hakların varlığından söz etmek anlamlı değildir. Nostradamus’un bilicilik kıvılcımlarına sayfalarında çarşaf çarşaf yer veren medya, neden sanal bir kriz masası oluşturmaz? Neden herkes, ortada bir sıkıntı yokmuş gibi davranmaktadır? Neden kimse merak etmemektedir? Neden kimse soru sormamaktadır? Neden kimse cevap üretmemektedir?
* * *
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ''şarkiyat beklemektir...'' tespiti, kendini kanıtlayan kehanet olmayı sürdürüyor. Bekliyoruz. Sadece bekliyoruz. Bilinmeyen bir geleceği bekliyoruz. Suskun, duyarsız, sorumsuz bekliyoruz.
Uygar bir ülkede; uygar olması da şart değil sıradan bir AB ülkesinde, ''başkentini susuzluktan kırılma noktasına getiren bir siyasal kadro'' harakiri için cesareti yoksa, hiç değilse istifa etmek erdemini gösterir diye biliyorum. Ben sadece güzel ülkemin ''aydınlık köşesi''nde neler oluyor onu bilmek istiyorum. Suya sabuna dokunmak istiyorum... İzmirliler neredesiniz?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|