UEFA paranoyası
Anlaşılan o ki, 2006 Dünya Kupası play off karşılaşmalarında İsviçre karşısında yarattığımız ve yaşadığımız olaylar, aldığımız cezalarla uğradığımız travmatik sonuç, henüz izlerini kaybetmiş değil...
Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda FC Zürih - Beşiktaş eşleşmesi, bu travmanın bir uzantısı olarak yine İsviçre ile bizi karşı karşıya getirdi.
Olaylara farklı yaklaşımını ve yorumlarını ilgiyle izlediğim Haşmet Babaoğlu, NTV'deki 90 Dakika'da sezonu, hepimizi ürperten bir tedirginlikle açtı: "UEFA, 2008 Avrupa Şampiyonası'nın iki organizatörü olan Avusturya ve İsviçre'ye sıcak davranıyor. Özellikle İsviçre'nin gelecek yılın organizasyonuna futbolda bir şeyler kazanarak hazırlanmasını istiyor. Beşiktaş - FC Zürih maçının bu durumdan etkilenebileceğini düşünüyorum ve bu konuda kendimi engelleyemiyorum."
Sevgili Haşmet, "Bir şey söyleyeyim de ille de bir farklılık yaratmış olayım" biçiminde özetlenebilecek içgüdüsel iddiaların yazarı değildir. O nedenle onu, spekülasyon ya da polemik meraklılarından ayırmak gerekiyor.
Riley tartışılan bir hakem
Peki, UEFA'nın böyle bir komplo senaryosunu hayata geçireceğini, FC Zürih'i Şampiyonlar Ligi'ne taşıyacağını düşünmek o kadar kolay mı ?Hiç sanmıyorum...
Lennart Johansson'un başkanlık döneminde böyle kayırmalar kollamalar olmuş mudur ? Bilemem. Ama inancım o ki, Michel Platini'nin başkanlığındaki UEFA'nın böyle derin stratejilere dayalı üstü örtülü niyet ve uygulamaları olamaz!
Kaldı ki, Şenes Erzik, UEFA'da Platini ile birlikte elini daha da güçlendirmiş bir konuma geldi. İcra Kurulu'nun en kıdemli üyesi o!... Platini'nin en güvendiği adam yine o! Böyle bir derin senaryonun uygulanabilmesi için her şeyden önce Şenes Erzik'in atlanması atlatılması gerekir ki, mümkün değil!
Yine de "uyanık ve tedbirli" olmakta yarar var...
Örneğin, maçın hakemi Mike Riley'e biraz dikkatli bakmak gerekiyor.
Mike Riley, 44 yaşında... Kariyerinin son dönemine yaklaşan bir hakem. Son yıllarda kararları en çok tartışılanlar listesinin ilk sıralarında yer alıyor...
2004 yılında Arsenal'in yenilmezlik ünvanını kaybettiği Manchester United maçındaki yönetimi ve kararları şikayet konusu olmuş, hakkında yoğun eleştiriler yapılmıştı. Premiership'te bir başka maçta (Blackburn Rovers-Bolton Vanderers) yönetim biçimi Bolton menaceri Sam Allardyce tarafından sert biçimde eleştirilmiş ve kendisine 2000 Pound para cezası verilmişti. İşin ilginç yanı Blackburn menacerinin de aynı eleştirilere ortak olmasıydı.
Penaltıları rahat veriyor
UEFA Kupası'ndaki (30 Mart 2006) Levski - Schalke maçında Bulgar takımının oyuncusu Edric Barton'a gösterdiği kırmızı kart öfke yaratmış, kulüp başkanı Todor Batkov, kendisini "İngiliz i....si" diye tanımlamaktan kendini alamamıştı.Mike Riley'in hatırlanabilecek bir başka olayı da Chelsea'nin Reading'i deplasmanda 1-0 yendiği maçta Çek kaleci Petr Cech'in aldığı kafa darbesiyle uzun süre hastanede yatması ve takımdan uzak kalması oldu. Bu maçta poziyona yakın duran Riley'in gerekli kartları göstermediği günlerce tartışıldı.
Riley, penaltı kararlarını çok rahat veriyor. Kart uygulamalarında da sürekli tartışılıyor.
Olayların merkezinde duran bir hakem, kısacası...
Ama Haşmet'in korktuğu komplo senaryosunun içinde rolü olur mu ?
Bunu da sanmıyorum... Ve aynı şeyi tekrarlıyorum: Tedbirli ve uyanık olmakta yarar var. Beşiktaşlı futbolcuların kolay kart gördüğüne tanık olduk... Biraz sükunet, akıl ve dikkat korkuyu bertaraf edebilir.
Yıllar sonra Zürih... Yıllar sonra Sağlam!Yıllar önce, Nevio Scala yönetimindeki Beşiktaş, İsviçre'de sezon hazırlık çalışmaları yapıyor... Serdar Bilgili ve yönetici arkadaşları, Zürih Hilton Oteli'nde son kadro operasyonlarını planlıyorlar bu arada...
Ve radikal bir karar alarak Ertuğrul Sağlam'ı Samsunspor'a veriyorlar...
Sabaha karşı Menacer Kadir Akbulut, içine hiç de sinmeyen görevi yerine getiriyor... Ertuğrul'a yönetim kararını bildiriyor.
Daum'un "Bu adamı almazsanız ben de görevi bırakırım" diyerek Başkan Seba'ya rest çektiği günlerden, kapının gösterildiği bir İsviçre gecesine...
Ertuğrul Sağlam, gözyaşlarıyla ayrılıyor kamptan... Samsun'a gidiyor ve İsmail Uyanık başkanın yönetiminde futbol macerasının ikinci bölümüne başlıyor...
Sonrasını biliyorsunuz...
Beşiktaş futbol takımı dün Zürih'te işte o Hilton Oteli'nde konakladı...
Gözyaşlarıyla ayrıldığı otele aynı takımın başında "patron" olarak dönmek, herhalde güzel bir başarı öyküsüdür...
Anlayana tabii!
Avcı'ya dikkat!Şili'deki 17 yaş altı Dünya Şampiyonası'ndan beri tanıyoruz onu... Kulübesine geçip ele aldığı her takım farklı bir futbol oynuyor.
Yardımlaşmaya, takım felsefesine sahip, bireysel becerilerini özgürce kullanan, takım disiplininden de kopmayan farklı oyuncuları topluyor çevresinde.
İstanbul Büyükşehir Belediye'nin sorumluluğunu üstlendiği zaman, TFF'nin sakin "Milli Takımlar Limanı"ndan çıkıp dalgalı denizlere açıldı. Anaforlara, akıntılara, ters rüzgarlara ve fırtına bulutlarına aldırmadan 2.Lig A'nın zor koşullarını göğüsledi.
Turkcell Süper Lig'e geleceklerini kimse tahmin etmiyordu, geldiler.
...Ve ilk maçta Fenerbahçe'yi yendiler.
Avcı, kariyerinin daha zor ve daha dalgalı denizindeki ilk macerasında zor olanı kolayca başarıp "büyük av"ı gerçekleştirdi.
Cuma'dan beri Fenerbahçe'nin sorunları, eksiklikleri, Zico'nun ezberleri tartışılıyor. Avcı ve takımının başarısı gölgede kalıyor.
Bu duruma razı olamadım... Kazananın hakkını da teslim etmek gereğini düşündüm.
...Ve bir şey daha dikkatimi çekti:
Büyükşehir'in Fenerbahçe'yi yenen kadrosunda sadece üç yabancı futbolcu vardı... Kaleci Hasagiç, Denizli'den gelen Adriano ile Çaykur Rizespor'dan alınan Rasid Tjikuzu...
Galiba "yabancı sınırını kaldıralım" ezberi yavaş yavaş geçerliliğini yitiriyordu.
agokce@milliyet.com.tr

Cafe
