Turkuaz forma ne kadar Türk
Sevgili Fenerbahçeliler boş yere satır aralarını incelemesinler!.. En baştan söyleyeyim; bu yazı Fenerbahçe'nin Turkuaz (Firuze) formasını eleştirmek için kaleme alınmamıştır.
Fenerbahçe özgür bir kulüptür... İstediği rengi ve modeli giyebilir.
Hem böylesi değişikliklerin altında "ekonomik" nedenler vardır ki, benim hiç anlamadığım bir meseledir... Anlasam bu kadar "yolsuz" olmam.
Sıradan bir Fenerbahçeli'nin dolabında kaç renk, kaç çeşit forma asıldığı tamamen meşgale alanım dışındadır.
Sadece şu notu düşeyim; sürekli yeni formalar ihdas etmek "altın yumurtlayan tavuğu kesmek" olmasa bile, biraz daha çok yumurtlasın diye karnına tekme atmak gibi geliyor bana... O kadar.
* * *
Alan almış zaten formayı... Alacak olan, almak için sırada. Turkuaz rengine hayran olup forma alacaklar varsa; acaba ne kadar?
Ne kalıyor geriye?.. "Kümesteki tavukları yolmak"!..
Kimse alınmasın, bu da bir deyimdir ve genellikle "kayıt dışı işadamlarını enselemek" yerine "kayıtlı vergi mükelleflerini" silkeleyen Vergi Dairesi'nin eylemleri için kullanılır.
Kısaca Turkuaz formaların hedefi, hali vakti yerindeki taraftarlara beşinci-altıncı formayı aldırmaktır.
Forma çeşitlemesi bu hızla sürdüğünde, sıra kaçınılmaz olarak "beyaz gömleğe" kadar gelecek ve "her giyilen Fenerbahçe forması olacağından" alış-veriş duracaktır üç vakte kadar!
Bunlar Fenerbahçeliler ile Fenerbahçe'yi yönetenler arasındaki meselelerdir ki, beni hiç ilgilendirmez...
Benim hayretim Milli Takım'ı Turkuaz renge büründürmeye çalışan Fatih Terim'edir.
* * *
Turkuaz (Firuze), hem "taş" hem "renk"tir. Taşın yeşile çalan mavisini ifade etmek için taşın ismi kullanılır.
Meselenin "taş" kısmıyla bizim zerre kadar ilgimiz yoktur.
Olsaydı iyi olur muydu bilemem... Uyduruk bir iki "fayda" dışında, taşıyan insana "kadınsı bir çekicilik" kattığı yazılıyor "taşların özellikleri"nde!
Çin'de, İran'da, hatta Nevada, Colarado'da çıkarılmış ve Çinliler, İranlılar, Kızılderililer tarafından alet-edevat, süs eşyası yapılmıştır tarih boyunca.
Misak-ı Milli sınırları içinde yok.
Turkuaz'ı İpek Yolu'ndan Avrupa'ya taşıyan Venedikli tüccarlar, en son Türk ülkesinden geçtiği için Firuze'ye "Türki" anlamına gelen Turkuaz adı verilmiş olabilir.
Turkuaz rengine gelince...
O biraz daha yakındır... İznik çinilerinin hakim rengi olmuştur asırlar boyu. Turkuaz'la en son ve en büyük ilişkimiz Sezen Aksu'nun "Ağla Firuze" şarkısıdır.
* * *
Ama "Türke ait" gibi bir çağrışımı var ya!..
Muhteşem bayrağımızın beyazı-kırmızısı mevcutken, biri Cumhuriyet'in umutlarını, niyetini diğeri Cumhuriyet'in kazanılmasında dökülen kanları ifade ederken, Milli Takım'ı Turkuaz rengine boyamak cazip gelmektedir bazılarına.
Bakın açık açık yazıyorum... Buna tam anlamıyla ORYANTALİST (Orientalist) bakış denir. Yani "buraya" Avrupalı gözüyle bakmak. Ya da onların bakışını içselleştirip gündelik hayata sokmak.
* * *
Nedir Oryantalist bakış?..
Avrupa, emperyalizmi kusursuz işleyen kârlı bir makine haline getirdikten sonra, bir takım Avrupalı "Şarkiyatçılar" Doğu'yu araştırma ve anlama derdine düşmüş ve kafa patlatmışlardır.
Ama ne araştırmalar... (Gerçek bilim adamlarını tenzih ederim) Doğu'ya "öteki" diye bakarak ve "farklılıkları" büyüteçleyerek, Avrupa'nın üstünlüğünü "veri" kabul ederek, araştırmış, anlamış ve bazı yargılara varmışlardır.
Fena halde tartışmalıdır çıkarsamalar.
İşin acı tarafı; onların görüşlerini "kaynak" alan Doğululardır.
Bunun örnekleri, turistik kafelerde fes giydirilmiş garsonlarımızdır mesela... Hemen her fırsatta ortaya bir dansöz sürmek de buna dahildir... Turkuaz denilen rengi milli bir değer sanıp Milli Takım'a giydirmek de.
Konçlara da "hindi" amblemi yapıştırın bari.
* * *
Fenerbahçe'nin Firuze forması kılık kıyafet özgürlüğü sınırlarındadır ve ancak "beğendim-beğenmedim" demek hakkım vardır benim.
Ama bir Türk vatandaşı olarak doğrudan müdahil olurum Milli Takım formasına. Fikrimi de söylerim, mücadele de ederim.
Turkuaz'ın "bizi ifade ettiğine" gülüp geçemem... "Alaturka"lığa "hazır adımız konmuş layık olalım bari" diyemediğim gibi.
İstediği kadar iyi niyetli ve nahif bir fikir olsun... İstediği kadar "art niyetsiz" kabullenilsin...
Huylanıyorum!
Çünkü bize programlanan "son"un, sıkı bir fırtınayla kökümüzden sökülmek değil, böyle önemsiz çentiklerle kendi kendine kırılıp devrilecek hale getirilmek olduğunu düşünüyorum.
Telleri takalım bitsin!
"Eylem-Fayda" denklemiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için, hatta "Eylem-Akıl" birlikteliğini bile inkar ettiği için maçın bitmesine 30 saniye kala sahaya dalan Trabzonsporlular'a akıl erdiremiyor hiç kimse.
Eh, bir Arap futbolcunun bir İsrailli'ye çift taban girmesi de ortada...
Alın götürün işi CIA'ya, MOSSAD'a, Müslüman Kardeşler'e.
Dönün, dalın "din savaşları" hadisesine.
Biraz daha insaflılar, olayı futbol sınırlarında analiz etmek istiyorlarsa, mecburlar bir "provokasyon" sosu katmaya.
Çünkü mantıkla izah edilemiyor mesele... Karadeniz'deki "Benzin istasyonu 500 metre geride" tabelasından bile daha mantıksız.
Böyle karmaşık olaylarda en sağlam yol "en basit"ten yürümektir bazen.
Biz hakemi, taraftarı düşünürken, yöneticilerin demeçlerine odaklanmışken, futbolcuların futbol terörünü fişekleyen asli unsurlardan biri olduğu ortaya çıkmıştır.
Gerisini koyverin
Ne yapacağız şimdi; Avni Aker'deki telleri depodan çıkarıp yerlerine mi takacağız? Yoksa futbolculara eğitim programı mı hazırlamalıyız?İlla ki, stadlara yeniden tel takılacaksa en sonuncusu Avni Aker olabilir. Çünkü iş bitmiştir orada. Birkaç sene, yolunu şaşırmış kuş bile girmez sahaya.
Ağır bir cezadan sonra bir daha sahaya atlamaya çalışan taraftarı, kendi arkadaşları sağlam koyvermezler emin olun.
Yine de girerse?.. Bir daha ceza.
Yine girerse? Yavaş yavaş yok olur Trabzonspor. Seyircisinin futbol izlemeye müsait olmadığı bir kentte futbol olmamalıdır zaten.
Bırakın CIA'yı, MOSSAD'ı, Provokasyonu... Olayı futbol parantezinde çözün önce. En ağır cezayı verin. Yönetimin "en ağır" cezayı "hak ettiklerini" söyletin; söyletebiliyorsanız...
Gerisini koyverin.
Trabzonlu futbol istiyorsa futbol kurallarına göre davranır, istemiyorsa kendi bilir.
Üçüncü Lig, Amatör Küme, taraftarı futbol olgunluğuna erişmemiş takımlarla doludur.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe
