Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Ağustos 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bir Eskimo getirin, onu bile oynatırım"

Jazz in Kalamış etkinliği kapsamında Ayhan Sicimoğlu, grubu Latin All Stars'la sahneye çıkacak. Sicimoğlu: "Amaç insanları hopa şina şinanay oynatmak. Bunun için biçilmiş kaftanız. Kuzey Kutbu'ndan bir Eskimo getirin, onu bile oynatırım. Bu müzikle dans etmeyenin ciddi sorunu olmalı"

BAHAR BAKIR

Kalamış Parkı'nda bu aralar hummalı bir çalışma var. Nedeni, 25-26 Ağustos'ta Hakan Erdoğan tarafından düzenlenecek Jazz in Kalamış etkinliği. Etkinlik boyunca tam anlamıyla caz ve Latin müziğine doyacağız gibi görünüyor. Çünkü birbirinden farklı ve alanlarında dünya çapında tanınan sekiz topluluk bizi koltuklarımıza oturtmamak için çalıyor olacak. Hem de dolunaylı gecede denizin kenarında.
Bu etkinlik kapsamında sahneye grubu Latin All Stars'la çıkacak olan Ayhan Sicimoğlu ve Kerem Görsev'le bir öğle vakti parkta buluştuk. İlk önce Cafe Kalamış'ta çaylarımızı içip sigara böreklerimizi yiyerek keyif yaptık. Ardından Kerem Görsev'in çalacağı piyanonun monte edilişini izledik. Kerem bey dayanamadı ve piyanonun başına geçip çalmaya başladı. Ayhan bey de gerek giydiği rengarenk desenleri olan hippi tarzı pantolonuyla gerek grubuna Portekizce laf atmasıyla ilgi odağı oldu.

Ayhan bey, etkinlik için nasıl bir şov hazırladınız?
İstanbul Caz Festivali'nin açılışını ben yaptım, bunun da kapanışını yapacağım. Ne güzel değil mi? Amaç insanları hopa şina şinanay oynatmak. Biz de bunun için biçilmiş kaftanız. Kuzey Kutbu'ndan bir Eskimo getirin, onu bile oynatırım. Çünkü bu müzikle dans etmeyenin ciddi bir sorunu olmalı.

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Siz iyi bir vurmalı çalgı ustası mı, iyi bir aranjör müsünüz?
Öyle dediğiniz gibi bir adam değilim, usta da değilim. Afro-Cuban perküsyoncuyum. Vurmalı çalgılar çok çalmazlar. Hatta onların solo bile yapmamaları lazım. Çünkü işleri müziğin lokomotifliğini yapmak. Onlar kervana yön veren eşektir. Yani kısaca bana karanjör diyebilirsiniz.

Karanjör mü? O ne demek?
Bu lafı Mazhar Alanson'la bulduk. Karanjör aranjörün de üstünde, bütün olayı karan adam. Grubun abisi, her şeyin sorulduğu, kıyafetlere karışan, müziği yaratan, imajı tasarlayan kişi. Yani ben! Karanjörlükte iddiasızım desem yalan olur.

"Kızım müziğimi hiç beğenmiyor çünkü o at gözlüklü bir operacı"
Karanjörlüğünüz dışında başka kimlikleriniz de var. Fotoğrafçı, gezgin, dalgıç, radyo-televizyon programcısı, aşçı... Bu kadar işle uğraşmak zor değil mi?
Hiç kolay değil. Sürekli kafa karışıklığı yaşıyorum. Mesela müzisyen kimliğimi çıkarıp perşembeleri televizyoncu kimliğimi giyiyorum. Sonra yelkenci kimliğimi giyip tek başıma Gökçeada'ya gidiyorum. Beş gün hiç uyumuyorum. Ardından Bozcaada'da şarapçı kimliğimle bağları gezip tadım yapıyorum. Bana çok şapkalı adam diyebilirsiniz.

Sizin fotoğrafçılık okuduğunuzu biliyoruz. Latin müziğine nasıl geçtiniz?
İngiltere'de fotoğrafçılık okudum. Sonra Roma'ya gittim. Önceden perküsyon çalıyordum. Ama hiç öğretmenim olmamıştı. Bunun hatalı olduğunu şimdi anlıyorum. Barlarda çalıyordum. Arkadaşımın kız arkadaşı oranın en meşhur perküsyonucusu Tony Esposito'yu tanıyormuş. Bizi de konsere davet etti. Dolunay, palmiye ağaçları, eski bir manastır, muhteşem bir ambiyanstı. Esposito beni sahneye çağırdı ve o sarhoşlukta deli gibi çaldım. Sonrada birlikte turnelere çıktık.
Roma müzisyenler için bir cennet. Kar yağmaz, her yere uçak vardır, açık hava müzesi gibidir, ilham fazla gelir. Ama müzikal açıdan New York'u hiçbir yere değişemem. Küba falan tamam da, onun gibisi yok. Zenci cazı da var Latin ritmi de, Dominikliler de var Kübalılar da.

Kızınız sopranoymuş. Evde nasıl bir atmosfer oluyor? Bir sizin bir onun müziği mi dinleniyor?
Ayşe çok iyi bir soprano. Müziğimi hiç beğenmiyor. Çünkü o at gözlüklü bir operacı. Çok katı ve kuralcı. Onun için konser öncesi otel odasına piyano bile getirdik. Neymiş efendim, sesini açmadan olmazmış. Takma adı da "Uzaylı Yaratık". Çünkü ne annesine ne babasına benziyor. Benim müziklerim çok hareketli ve ateşli ama bir gün bile kalkıp dans etmedik. Onun yerine her pazar evde opera günümüz var. Sabahtan gecenin dördüne kadar sürüyor. Koltuktan kalkmak yasak.

"Ne entel ne zampara ne de gay'im. Çok klasik ve muhafazakarım"
Farkında mısınız bilmiyorum ama radyo ya da televizyon programınızı takip edenler size fazlasıyla eleştirel yaklaşıyor. "Tuhaf" olduğunuzu düşünüyorlar.
Biliyorum. Bana entel dantel diyorlar. Oysa yaptığım müzik entel olmadan yapılmaz. Pop müzik yapmıyorum ki. Programdan önce içki içiyor diyorlar. Oysa ben içki de içmem. Zampara hiç değilim. Gay diyenler de var. Çünkü hangi adam böyle renkli pantolon giyip gezebilir ki? Programda hiçbir şeyi kurgulamıyorum, spontane gelişiyor her şey. Ama ukala gözüküyorum herhalde.
Kendimi deli olarak görmüyorum. Hatta fazlasıyla aklı başındayım. Beni anlamayanları kültürü kıt ve kıro olarak değerlendiriyorum.

Bu kadar eleştiriyle nasıl başa çıkıyorsunuz?
Eleştirilere alınmıyorum, sadece gülüyorum. Siz benim böyle göründüğüme bakmayın. Ben esasında çok klasik bir adamım, değerlerimde muhafazakarım. Böyle olmasaydım ya New York'ta bir uyuşturucu bağımlısıydım ya Güney Amerika'da bir yerde travesti ya da bir transeksüel olmuştum. Aileye, anne-baba sevgisine inanırım, memleket sevgisine inanırım, milliyetçiyimdir. Türkiye'ye inanırım. Bu değerler beni şimdi ayakta tutuyor.

Hayatınızda hiç unutamadığınız bir an?
17 Ağustos depreminde AKUT'la birlikte beş gün Avcılar'da kurtarma operasyonuna katıldım. Ölümle o kadar iç içe oldum ki paramparça insanları kucaklayarak ambulansa yetiştirmeye çalıştım. Kurtarma operasyonu büyük bir kumar gibi. Dördüncü günde sıcağın da etkisiyle ceset kokuları ayyuka çıkınca ben fenalaştım. "Çalışma" dediler ama bana muhallebi çocuğu demesinler diye devam ettim.
BBC televizyonu bir gün operasyonu çekiyordu, ben de muhabirin mikrofon ve kulaklığını aldım, enkazın altına soktum. Böylece bir kişiyi kurtardık.

"Bu yaşta Esma Sultan'a aşık oldum ama bana pahalıya mal oldu"

Hem sürekli çalıyor hem de bir hobiden diğerine koşuyorsunuz. Siz hiç durmaz mısınız?
Bunlara hobi demeyin, benim hobim yok. Hobiler boş zamanda yapılır. Benim uyku dışında boş vaktim de yok. Evde koltukta otururken bile mutlaka kitap okumam lazım. Mesela sürekli tarih kitabı okurum, özellikle de Osmanlı tarihi. Ama sadece yabancı yazarlardan okuyorum, Türk yazarların çoğu yanlı yazıyor. Biliyor musunuz tarihle ilgili hem internette hem de dergilerde yayımlanmış birçok yazım var.

Hayır, bilmiyorum.
O zaman belki bu yazılarınızı bir kitap haline getirirsiniz.
Neden olmasın? Geçen gün Esma Sultan Yalısı ile ilgili bir yazı yazdım. Yalıyı araştırırken sen kalk Esma Sultan'a hayran ol. Bu yaşta aşık oldum kadına. Çok kokoş. Yazının içeriği de yalıdan çok kadına yöneldi haliyle. Çok önemli bir tarihçi onun için "İmparatorluğun en hür kadını" diyor. Çünkü istediği her şeyi yapıyor. Rivayetlere göre Rum delikanlılara meraklı.
Esma Sultan'a aşkım bana pahalıya da mal oldu. Çünkü 1830'larda Mısır'a gitmek için yola çıkan ama İstanbul'u görünce orada dokuz ay kalıp Esma Sultan'la tanışan bir yazarın kitaplarını aldım. Bu kitapların hiçbiri yeniden basılmadı. O yüzden orijinallerini aldım. Tanesi 1200 pound.

Eşiniz onla "yaşadığınız" bu aşkı kıskanmıyor mu?
Onunla görüşemiyoruz bile. Zaten tipik bir aile formatında değiliz. Bu tempoda öyle bir şansım da yok.

Kerem Görsev: "Diğer sanatçılar seyircileri hoplatacak, ben ise dans ettireceğim"

Kerem bey, sizin için Kalamış Parkı'na piyano bile kuruldu.
Kambersiz düğün olur mu? Benim de bazı prensiplerim var. İyi bir piyano olmazsa asla çalmam.

Kalamış Parkı ilk kez açık hava konserlerine sahne oluyor. Sizce nasıl geçecek?
Bu etkinlik format olarak esasında Türkiye'de bir ilk. Çünkü ilk kez bir parkta, deniz kenarında dev bir sahne kurulacak. Orkestrasıyla, Akdeniz müziğiyle, Latin cazıyla, füzyon cazıyla, piyanosuyla herkesi coşturacak şok bir olay. Kısaca nabza göre şerbet verecek. Böyle konserler; New York Central Park'taki JVC Festivali, New Port Caz Festivali ve Montreux Caz Festivali de kıyıda oluyor. Şimdi de İstanbul'da.
Projenin organizatörü Hakan Erdoğan. Daha önce Kahvaltı'da Caz, Gar'da Caz, Mozart ve Bach Günlerini düzenlemişti. Umarım bu organizasyon Kalamış'la sınırlı olmaz, birçok marinaya da taşınır.

Sahnede çalmakla açık havada, deniz kenarında çalmak arasında ne fark var?
Geçen senede Bodrum, Ortaköy'de denizin üzerine bir platform yerleştirip ayaklı piyanomu üzerine koymuştu. Ben çalarken denizdeki yatlar da yanaştı. Müthişti. Açık hava çok güzel. En büyük risk sesler. Bir de dinleyicinin konsantrasyonunu kendinize çekmeniz gerek ki bu genelde zor olur. O gün dolunay da olacakmış. İyot koklayıp müzik yapacağız... Değmeyin keyfimize!

Repertuvarınızda neler var?
Kendi bestelerimi çalacağım, yeni albümüm "Back Again"den. Kendi şarkılarımı çok seviyorum. Diğer sanatçılar seyircileri hoplatacak, ben ise slow parçalarla dans ettireceğim.

"Elektronik müzik insanlığa verilen en büyük ceza"

  • En güzel şarkım son albümüm "Friends&Family"deki "Pasa Baba". 1800'lerde yaşayan bir Osmanlı paşasına yazdım. Vokalde kızım Ayşe var.
  • Benim için MFÖ'nün "Deli Deli" ve "Peki Peki Anladık" şarkıları yapıldı. Mazhar'ın dalga geçmesi işte ama beni de yansıtıyor.
  • Sabah kahvaltısında sütlü çay içerim. Öğle yemeği hiç yemem. Akşamı da sosyal aktivitelere göre ayarlarım. Sebze ağırlıklı beslenirim.
  • Eğlenmek için hiçbir yere gidemez oldum. Çünkü her yerde elektronik müzik çalınıyor. Bu müzik beni çıldırtıyor. Dünyada yapılan en kötü müzik olduğu gibi insanlığa verilen en büyük cezadır.
  • Futboldan hiç anlamam. Hiçbir terimi bilmem.
  • İnternette sörf yapmayı severim. Ama bu devirde arama motorlarının benim kişiliğimi bilip bilgileri ona göre ayrıştırması gerek.
  • Televizyon izlemem, hiçbir dizi bilmem.
  • Hayat düsturum "Tecrübe için yaşa".
  • Sahneye çıkmadan önce mutlaka Küba tanrılarına dua okurum. Santa Cecili müzisyenleri koruyan bir azizdir. Herkes el ele tutuşur, derin nefes alarak kötü enerjisini atar. Sonra bir şişe rom açılır, birkaç bardak yere dökülür tanrılar için. Ardından herkes bir shot atar ve doğruca sahneye.


    PAZAR
    "Kızım Oğlak burcu olmasın diye dua ettim!"
    "Nurgül'ü sarışın, Cem Özer'i genç sanıyordum"
    "Kavga" İstanbul Park'ta sürecek
    Uzayda hafta sonu 4 milyon dolar
    "Bir Eskimo getirin, onu bile oynatırım"
    10 yıl sonra kaza günü
    Barış için savaşanların hikayesi
    Fes ve Fas (2)
    Otelde İtalyan günleri sürüyor
    Sofralarınıza ve sağlığınıza renk katan tatlar…
    Önce İstanbul'u gez
    Liseler yarışıyor
    Satürn Başak'ta burçlara neler getirecek?
    Fatih'te dört müthiş lezzet
    Osmanlı padişahı (2)
    Tatilde kilo almamanın yolları
    Tesettür sahnede bale yapıyor
    Gözleri bağlı olarak araç sürmek yasakmış!
    Yeni üzümler yeni lezzetler





  • Ahmet Turhan Altıner
    Can Dündar
    R. Hakan Kırkoğlu
    Vedat Milor
    İlber Ortaylı
    Taylan Kümeli
    Tuba Akyol
    Yalvaç Ural
    Mehmet Yalçın

       
    © 2006 Milliyet