|
 |
|
|
SEYİR DEFTERİ
Fes ve Fas (2)
Fes'ten ayrılırken, burçlarına asılan kelleleri medrese kütüphanesindeki binlerce elyazmasıyla birlikte hayal ediyordum. Vahşet de bu coğrafyanın, bu tarihin bir parçasıydı, şiir ve bilgi de
NEDİM GÜRSEL
aBir zamanlar Başvezir Cemai'nin sarayı, şimdiyse lüks bir otel olan Cemai Palas'tan kente bakıyorum. Aşağıda sarayın avlusuna sonradan eklenmiş yüzme havuzu ve güneşlenen turistler, sıra sıra dizilen palmiyeler, yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe var. Tam karşımdaysa "medina".
Fes yan tepenin yeşil yamaçlarına serpilmiş Merenid hükümdarlarının mezarlarıyla karşı tepenin kale surlarından itibaren vadiye doğru yayılıyor. Kerpiç evleri, taraçaları, taraçalarındaki çanak antenleri ve yuvarlak, yeşil kiremitlerin örttüğü iç avlularıyla Mağrip'in en büyük "medina"sı, bir beyaz meduza gibi açılıp kapanıyor önümde.
Hicret'ten bu yana Hicaz'ın gözde kentlerinden Yatrib'e nasıl Medine deniliyorsa, sur içindeki eski İslam kentlerine, Arapça "uygarlık" anlamına da gelen medina deniliyor, günümüz uygarlığından, sağlık ve planlama uzmanlarının projelerinden pek fazla iz taşımasalar da.
Dikdörtgen minarelerle tek tük kubbelerin dikey mimari boyutlar oluşturduğu Mağrip medinalarının kübist hacimli yatay düzeylerden ibaret bir labirente benzediğini, üst üste yığılmış yapıların, dışarıya penceresi olmayan ama içeride havuzlu, bahçeli serin mekanlara da açılabilen kerpiç evlerin, dar ve karanlık sokakların, geceleyin bir köşe başından ya da bir çıkmazdan ansızın karşınıza dikilen celabalı gölgelerin beni her zaman ürküttüğünü, yan sokaklara saptığımda kendimi başka bir dünyada bulduğumu söylemeliyim.
Korku ve merakla dolaştım
Bu karmaşık ama tutarlı mimari doku, kendini yabancı bakışlardan gizleyen bu içe kapanmışlık, her biri konumuna, boyutuna göre değişik adlar taşıyan ve insana daralma duygusu veren bütün bu "zenka"lar, "sabat"lar, "talaa" ve " akba"lar, bazı öykülerime de yansıdı sonradan ama çivi başlarıyla süslü o mavi, yeşil, bakır rengi ahşap kapılarını hep yüzüme kapattı medinalar, benimle gizlerini paylaşmak istemediler.
Belki bu nedenle Tunus'ta, Cezayir'de, şimdi de Fas'ta, Hazreti Fatma'nın elinin koruduğu kapıların dışında kaldığım bu yoksul, yarı karanlık, gizli dünyadan dışlandığım duygusuna kapıldım, kimi zaman o kapıların ardındaki odalara girme fırsatı bulup sakinleriyle bir nane çayı içmiş olsam da.
Medinalar her zaman derinliğine çekti beni, ne var ki sarıp sarmalamadı. Onları ancak dışarıdan, o da bir ölçüde gözlemleyebildim.Yoksul sakinlerinin hayatına, cami ve medreselerinin, zaviyelerinin ulviyetine, sokak başındaki çeşmelerini süsleyen çinilerin zikzaklı büyüsüne nüfuz edemedim.
Fes'in medinasını da, Tunus'un, Cezayir'in, Marakeş'in medinalarını dolaştığım gibi korku ve merak karışımı bir duyguyla dolaştım. Ana sokaklar boyunca dizilmiş, lonca düzeni içinde sıralanan baharat dükkanlarına, attarlarla kazancıların, dericilerle işkembecilerin, halıcılarla kitapçıların o avuç içi kadar işyerlerine uğradığım da oldu, biraz soluk almak, kalabalıktan kaçıp kurtulmak için cami avlularıyla yatırlara sığındığım da. Ve bu coğrafyanın en eski kültür merkezlerinden birini, camisi ve medresesiyle İslam tarihinin en önemli kurumlarından olan Karaviyyine'yi Fes medinasının derinliklerine daldığımda keşfettim.
Talihsiz şair-düşünür
Keruan kökenli varlıklı bir kadın (Fatima bint Muhammed el-Fikri) MS 859'da yaptırmış bu camiyi. 10'uncu yüzyıldan itibaren ana yapıya bir medrese ve kütüphane de eklenmiş. İbn Rüşt ve İbn Haldun başta olmak üzere İslam dünyasının en önemli bilginlerinin ders verdiği bu ünlü öğretim kurumuna İbn-el-Hatip adında hem şair hem düşünür hem de hekim olan bir talihsizin de yolu düşmüş.
Talihsiz diyorum çünkü Gırnata sultanının gazabından kaçıp Fes'e sığınan Hatip, burada da kaderin sillesinden kurtulamamış. Fes'i bir "aslan yuvası"na, Karaviyyine'yi ise "güvercin ve tavuskuşu tüyleriyle kaplı bir vahaya" benzeten şair, Gırnata sultanının gönderdiği katiller tarafından öldürülmüş.
Bu olaydan sonra medinanın giriş kapılarından Bab Şariya'nın, yani Şeriat Kapısı'nın adı Bab Maruk (Cefa Kapısı) olarak değiştirilmiş. Şairlerin hem baş tacı edildiği hem de işkenceyle öldürüldüğü Fes'ten ayrılırken, tuzlandıktan sonra kentin burçlarına asılan kelleleri, Karaviyyine medresesinin kütüphanesindeki on binlerce elyazmasıyla birlikte hayal ediyordum. Vahşet de bu coğrafyanın, bu tarihin bir parçasıydı; şiir ve bilgi de.
|
|
|

|