Şom ağızlı
Son günlerde neyseki UEFA ve Şampiyonlar Ligi maçları vardı da, biraz rahatladık. Ama döndük yine lige. Uslu uslu, biz bize. Allah'ın izniyle.
Zaten enseyi karartmaya ne lüzum vardı. Ne olmuştu ki yani şu Trabzon'da. Kendini bilmez birkaç kişinin işi deyip, vereceksiniz birkaç maç cezayı, olup bitecek. Büyüklerimize göre böyle olayları büyütmeye değmez. Onlara göre, sorarsınız birkaç ilim adamına, nedir bu saldırganlıkların sebebi diye... Onlar da ciddi ciddi bir şeyler söyler ve yazarlar. Tabii ilim diliyle.
Ola ki, tehlike çanları çalıyor deseler de, biz kaldırırız dosyaları tozlu raflara. Tıpkı depremdeki gibi... Tıpkı ekonomideki gibi... Tıpkı politikadaki gibi... Tıpkı bizi Avrupa Birliği'ne almazlar diyen uğursuzların raporları gibi...
İleride daha büyük olaylar olacak korkusu ile maçları iptal mi edelim! Peki ama ya aramızdan biri çıkıp 'Kardeşim bir basit kıvılcımla adamı linç ediyorlar. Bu olaylar sanıldığı gibi basit işler değil. Sahadaki ve tribündeki gerginliklerin sosyo-psikolojik sebeplerinin derinine inmek gerekir' derse! Sonra tutar 'Bu işler yağmur duasına çıkar gibi önlenmez' derse, ne dersiniz!
'Bugün Trabzon'da yağmur, yarın İstanbul'da tufan' derse 'Bırak şu şom ağızlılıyı' der, geçer misiniz? Yoksa 'Trabzon'daki çanlar ne için, kimin için çalıyor' deyip uyanır mısınız?
faksoy@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe
