
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Şişli ve Beyoğlu çevresindeki sevimli inek heykelleri
21. yüzyıl küreselleşmesinin somut bir kanıtı daha; "devlet" kavramının çağdaş bir tanımlaması ve iç politikadaki azgın kutuplaşmaların üst düzey bir senteziyle değilse bile; en azından İstanbul'un yarısını süsleyiveren sevimli inek heykelleriyle geldi.
***
Yeryüzündeki ülkelerin, yaratıcı bir birikime dayalı özellikleriyle kısırlıkları; ilk bakışta "heykelli ülkeler" ve "heykelsiz ülkeler" olarak da 2'ye ayrılabilir.
Tek heykelli ülkelerin durumu ise, üstünde doktora tezleri yapılmasını gerektiren ayrı bir konu.
***
Teşvikiye'de, elindeki laptop çantasıyla şıkıdım genç bir kıza dönüştürülmüş, bir inek heykeli...
Abdi İpekçi Caddesi'nin önündeki parkın yeşil adacıklardan birinin üstünde, yere uzanmış ve bilgisayarına yoğunlaşmış bir inek heykeli daha...
Onun biraz ötesinde bir banyo küveti içinde, sırt üstü yatmış bir başka inek heykeli...
***
İsviçre kökenli dahiyane bir buluşun, İstanbul'a da yansıması bu inek heykelleri...
Daha önce dünyadaki 54 megapolde de, yerel sanatçıların verdikleri değişik anlamlarla sergilenmiş olan evrensel inek heykelleri zinciri...
Şişli Belediyesi'nin girişimiyle, nihayet İstanbul da katılmış sanat ve esprinin evrensel kervanına.
***
İnek heykelleri, herhangi bir anlamla yüklenmeden bazıları "ayakta", bazıları "yere uzanmış", bazıları "otlarken", çıplak olarak 3 değişik pozda gönderiliyor New York gibi, Paris gibi, Londra gibi megapollere.
Yerel sanatçılar bu heykelleri, kendilerine göre boyuyor, süslüyor ve onlara esprili bir görüntü yüklüyorlar.
***
İnek heykellerinin sergilenme dönemi bitince, hepsi mezata çıkarılıyor ve sağlanan kazanç, çeşitli dallarda halk yardımına odaklanmış sivil toplum örgütleri arasında bölüşülüyor.
Alıcı bulamamış inek heykelleri de, belediyelerin parklarına konuyor.
Çıplak inek heykellerini gönderen merkez ise, yüzde 15'lik bir pay alıyor mezatlardan.
***
İnsanlığın şah damarı, artık modası da geçmeye başlayan politikada değil; edebiyatta, resimde, heykelde, mimaride, müzikte, fotoğrafta, sinemada ve bilim dallarında atar.
***
Türkiye'den de, evrensel bir "varoluş"un ortak bahçelerine katılanlar olmuştur; Nâzım Hikmet'ten Orhan Pamuk'a, İlhan Koman'dan Cahit Arf'a, Leyla Gencer'den Fazıl Say'a kadar...
Ne çare ki Türkiye'de "değerliler" hiçbir zaman "önemli" olamadı; "önemliler"in de "değerli" olamadığı gibi...
Belki de bu garip çapraz, bir İstanbul depreminden sonra kavuşacak kendi gerçek dengesine, kim bilir?
***
Trafik işaretlerinin şakacı bir uzantısıyla, "dikkat, inek çıkabilir" yaftalarının az ötesinde sevimli bir inek heykeliyle karşılaşmanın tadı ve sanatçılarımızın yarattığı zekâ kıvılcımlı buluşlar...
***
Bendenizin Köyceğiz'e karşı duyduğum tutku içinde, komşumuz Zennur bacının inekleri, koyunları, keçileri, buzağıları, kuzuları, oğlakları da vardır.
Göle doğru yürürken, sağda solda otlayıp duran ineklere, "mööö" diye bağırarak selamlaşırım onlarla.
***
Akşam saatlerinde ise inekler, memelerinde ağırlaşan sütlerle acı çektiklerinden; bir an önce ağılların dönerek sağılmak için bağırmaya başlarlar.
Sonra da uzun bir iple bağlı oldukları kazıklardan kurtulunca, öyle bir koşmaya başlarlar ki ağıllarına doğru...
***
Sütleri, etleri, derileri, boynuzlarıyla her şeylerini insan dünyasına vakfetmiş olan inekler...
Onları küçümseyip, bir küfür olarak da kullanmanın nankörlüğüne; heykellerini tüm yeryüzü megapollerinde sergilemek, güzel bir yanıt oldu doğrusu...
***
Solmaz soruyordu:
- Sana da çıplak bir inek heykeli verseler, onu nasıl bir anlam içinde değerlendirirdin, diye...
Frak ve silindir şapka gibi ayrıntılara girmeden:
- Kürsüden nutuk söyleyen bir politikacı olarak, dedim.
Solmaz:
- Politikacılar kuşaklar boyu, inekler kadar yararlı olabildiler mi ki insanlığa, dedi ve ekledi:
- İnekler de alınabilirler bundan.
***
TBMM'de cumhurbaşkanlığı seçiminin 2'nci turu bugün.
Haydi hayırlısı diyelim, ne diyelim.
***
Megalomanyaklar koleksiyonuna benzeyen, çeşit çeşit höthötçü'nün, urganlı sehpalı tatsız bulamaçlarından uzaklaşarak; gelin bir inek fıkrasının gülücüğünü paylaşalım birazda.
***
Gündüz boyu rakıyı biraz fazlaca kaçırmış olan bir köylü, akşam otlaktan dönen ineğini sağmaya kalktığında ne yaptığını bilemez bir hale düşmüş...
Kah sağa eğiliyor kah sola eğiliyor, ineğin memelerini bir tutuyor bir bırakıyor, bir türlü ineği sağamıyormuş.
Sonunda inek:
- Hiç değilse, demiş; şu memelerimi tek tek al avucunun içine. Ben düzenli zıplayarak, yardım edebilirim sana şayet istersen.
***
Öyle olur bazen, düzenli zıplamak gerekir sağılmak için...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe