|
 |
|
|
Yine ekonomi
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Günümüzün karmaşık ve çok boyutlu konularını ayaküstü tartışıp, magazin tadında acele ve ham sonuçlara varma kültürü iyice azıttı son dönemlerde.
Kulaktan dolma bilgiler ve basit bir analizle patlat yorumu gitsin... Bunu yaz, çiz, söyle. Konuya hakimmişsin gibi. Uzun ve derin araştırmalar yapmışsın gibi. At, tut. Herhangi bir sosyal sorumluluk kaygısı olmadan. Utanmadan, sıkılmadan. Hani ''ilim cesaret verir, cehalet küstahlık'' lafını boşuna dememişler.
Ekonomi gibi ölçülebilen, rakamlarla ifade edilebilen nispeten nesnel, iyinin kötünün bir şekilde tanımlı olduğu bir alanda bile öyle görüşler ortaya çıkıyor ki saç-baş yolmamak elde değil. Üstelik bu yorumlar, kendilerini ''çağdaş'' olarak tanımlayan ''bilgili'' geçinen insanlardan geliyor. Bir bakıyorsunuz, araştırıcı, geliştirici, şüpheci, yenilikçi olması beklenen insanlar meğer ''olayı'' çoktan çözmüşler, hakikati bulmuşlar, size yeni haber veriyorlar!
Örneğin, hala karar verilemedi Türkiye ekonomisinin tarihinin en iyi mi yoksa en berbat dönemlerinden birini mi yaşadığına? Sadece cari açık ya da toplam borç miktarı deliğinden bakıp ''kötü'' demek mümkün ama bu yargı, resmi tamamen yansıtıyor mu? Siz o kadar kötü olmayan bir ekonomik iklime kötü diyor olmayasınız sakın? Resmin sevdiğiniz tarafına mı bakıyorsunuz? Ya da kötü olmasını mı istiyorsunuz?
* * *
Dünyada merkez bankalarının temel önceliği düşük enflayon ortamında sürdürülebilir büyüme... Küresel kapitalizm bu iddiada yani. Enflasyon hala daha en büyük tehdit olarak görülüyor. Duyarlılık bu yönde. Enflasyonu hortlatmadan büyürsek ''öteki'' sonuçlar; yani, işsizlik, refah, kamu bütçe dengesi, yatırım harcamaları vs, iyileşir demeye getiriyor merkezciler.
Bu açıdan bakınca enflasyonda büyük mesafe almış ve dört yıldır büyüyen Türkiye ekonomisine iyi demeseniz bile kötü demeniz inandırıcı olmuyor. Zayıf noktaları yok mu ekonominin? Var elbet. Küresel enayi gibi ödediğimiz yüksek faiz örneğin.
* * *
Endişeler muhtelif, hem yerel hem küresel bazda. Endişe ekonomik ortamın olmazsa olmazı zaten. Ama son üç yıldır dünya ekonomisi hızla büyüyor. Güney Amerika’dan Çin’e, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar her yer. Kısmen küreselleşmiş ekonomimiz de bu büyümeden nemalanıyor. Her çalkantıda da heyacanla ayağa fırlayıp ''ben demiştim işte felaket günü geldi'' diyenler biraz daha beklemek durumunda kalacak herhalde. En azından 2008 ABD Başkanlık seçimlerini... Ya da küresel büyümenin tıkanmasını.
Kapitalizmin tarihi, ister beğenin, ister beğenmeyin, sürekli iyimserleri haklı çıkarmış. 1929 krizi bile grafiklerde orta ölçekli bir sarsıntı olarak kalmış. Kapitalizm, sistem zaaflarını tamir ede ede 1990 da duvarları yıkmış yeni bir faza geçmiş. 2001 krizinde sistem çöktü diye dolara sığınanlar, o günlerde pes etmeyip inatla iş yapmaya devam edenlerin çok gerisinde kaldılar şu 6 yılda. Bugün anlatılan başarı hikayeleri, geçmişin derin krizlerinde bile geleceğe güvenenlerin hikayeleri.
Küresel kapitalizmin geldiği boyut belli. Likidite sağlamak için Avrupa Merkez Bankası, piyasaya 300 küsur milyar Euro sürmek durumunda kaldı. Şirket satın almaların, yani yatırım iştahının, 5 trilyon dolar temposunda gittiği, 100 milyar dolarlık fonların merkez bankalarına kafa tutttuğu küresel bir sermaye piyasasından bahsediyoruz. Amerikalı yatırımcı Waren Buffetin, kasasındaki 47 milyar dolarla satın alacak şirket arıyor. İklim bu...
* * *
Büyümenin lokomotifliğinde likidite bolluğu, borçlanma kanalları üzerinden dünya üzerinde hızla dolaşıyor Bu likidite varlık fiyatlarını arttırıyor. Günün birinde bu genişleme bir daralmaya yol açabilir tabii ama bu olumlu atmosferin beş altı yıl daha sürebileceğini iddia edenler var.
Ahkam kesmeden, bilgilenerek, araştırarak, izleyerek, kafa yorarak yaşayıp göreceğiz. Keşfedilecek çok hakikat var daha!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|