
Semih İDİZ
AKP hükümeti antisemitizm ile mücadele etmek zorunda
ABD'nin etkin Musevi kuruluşlarından, kısa adı "ADL" olan, Anti-Defamation League (Karalamacılığa Karşı Birlik), Ermeni soykırımını artık tanıyacağını belirtmesine rağmen, Kongre'de bekleyen "Ermeni soykırımı tasarısı"na karşı olduğunu açıkladı.
Buna da, Türk-Amerikan ve Türk-İsrail ilişkilerinin zarar görecek olmasının yanı sıra, "Türkiye'deki Musevilerin tehlikeye girecek olmalarını" gerekçe gösterdi. İlk iki gerekçe tabii ki doğrudur. Ankara da zaten resmi tepkilerinde "ilişkilerin darbe yiyeceğini" vurguluyor.
ADL'in son gerekçesi ise bizim açımızdan rencide edicidir. Nitekim eski ABD Başkanı Bill Clinton da Kongre'ye gelen Ermeni tasarısını zamanında benzeri bir argümanla engellemişti.
Kavgam zarar verdi
Temsilciler Meclisi Başkanı Denis Hastert'a bir mektup göndererek, "Bu tasarı geçerse Amerikalıların can güvenliği tehlikeye girer" demişti.
Hastert da bunun üzerine tasarıyı gündeme almaktan vazgeçmişti. Kısacası, bu yaklaşım bizi "saplantıları uğruna masum insanların hayatını tehlikeye sokan millet" olarak göstermeye çalışıyor.
Aslında bu imajın oluşmasında bizde yaşanan bazı gelişmelerin de etkili olduğunu inkâr edemeyiz. Burada ilk etapta Hrant Dink'in katledilişi, Rahip Santoro cinayeti ile misyoner katliamı akla geliyor.
Bu arada, Hitler'in "Mein Kampf" (Kavgam) adlı kitabının "en çok satanlar" listelerimizde boy göstermesi de, Türkiye'de antisemitizmin hızla arttığına dair bir izlenime yol açmış bulunuyor.
Kamhi'ye verilen ödül
Nitekim bu konu Batı medyasında çok işlendi. Musevi olan bir önceki ABD Büyükelçisi Eric Edelman da Ankara'da bulunduğu süre zarfında bu konuya özellikle eğildi.
Özetle, Ermenilere karşı soykırım işlendiğini artık kabul eden ADL, ABD ve İsrail'in çıkarları için Türkiye ile ilişkileri kurtarma uğruna Kongre üyelerini, "hoşgörülü Türk" değil, "saldırgan Türk" imajıyla etkilemeye çalışıyor.
Hükümetin işte burada devreye girip hem bu yaklaşıma, hem de bizde bu imaja yol açan unsurlara karşı kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor. Bunu yaparken elini güçlendirecek güzel gelişmeler de var zaten.
Musevi kökenli vatandaşımız Jak Kamhi'ye Cumhurbaşkanı Sezer tarafından daha geçen gün Devlet Nişanı verilmesi gibi. Balat'ta dört yıldır yapılan Yahudi kültürü festivali gibi. Türkiye'yi güven içinde ziyaret eden milyonlarca İsrailli gibi.
Hükümet hevesli görünmüyor
Fakat hükümetin bu konuda çok da hevesli olmadığı görülüyor. Bu da herhalde "tabandan gelecek tepkiyi" gözetiyor olmasından kaynaklanıyor. Türkiye'ye kendisini adamış bir vatandaşımız olan Jak Kamhi'ye verilen nişan sonrasında, "İslami kesimden" olduklarını belli eden bazı kişilerden aldığımız çirkin mesajlar da zaten bu tabanda ne tür düşüncelerin gezdiğini göstermeye yetiyor.
Hükümetin bu yüzden "antisemitizm" ile mücadeleyi ciddi bir şekilde gündemine alması gerekiyor. Bu tabii ki, Filistinlilere yaptıkları nedeniyle İsrail'in acımasızca eleştirilmesini engellemez. Fakat bu başka, Batı'da çok görülen ancak bizim tarihimizde pek olmayan antisemitizm çok başka bir şeydir.
Ermeni tasarısına gelince, onu da bir sonraki yazımızda ele alacağız.
sidiz@milliyet.com.tr

Cafe