Akıntıya karşı ters ışık
Köpekbalıkları yiyecekmiş beni, açığa sürüklenecekmişim... Kaç yaşındaymışım, selülitim var mıymış... Sanki ben orada yokmuşum gibi benim yanımda benim hakkımda konuşuyorlar tubakyol@yahoo.com
Geçen yazdan beridir sıcakla mücadele kapsamında denizde en uzun süre kalma, denizde eğlenceli vakit geçirme teknikleri üzerinde çalışıyorum. Bulabildiğim en iyi yöntem şudur:
Şapkamı takıyorum. Şapkanın altına sigara paketi ve paketin içine bir çakmak koyuyorum. Şu su geçirmeyen naylon torbalara ya da birkaç tane normal naylon torbaya kitabımı sıkı sıkı sarıyorum.
Ve deniz yatağına atladığım gibi...
Açıkta sırtüstü yatıp yakıyorum sigaramı, açıyorum kitabımı.
Denize şapkasız girme!
Sigarayı ve kitabı ıslatmamak için dikkatli olmak gerekiyor ama.Misal, kitabı torbadan çıkardığınızda, içi ıslanmasın diye torbayı katlayıp başınızın üstüne, şapkanın altına koymak lazım.
Suya şapkayla girmekte fayda var.
Başımı da sokacağım diyorsanız, şapkayı deniz yatağının üstüne bırakabilirsiniz tabii. Ama tekrar deniz yatağına çıkmadan evvel şapkayı takarsanız iyi olur. Yoksa şapka, kitap, sigara deniz yatağının üstünden kayıp suya düşebiliyor.
Bir de deniz yatağıyla önce akıntının ters istikametinde mümkün mertebe uzağa giderseniz, akıntı sizi başladığınız noktaya doğru yavaş yavaş sürüklerken, siz de kitabınızı rahat rahat okuyabilirsiniz. Bu arada sigarayla yatağı yakmayın sakın. Yüzerek dönemeyeceğiniz kadar uzağa da gitmeyin. Falan filan.
Böyle akıntıya karşı git, oku, yüz, sigara iç, akıntıyla geri gel, tekrar akıntıya karşı git, yine oku, yine yüz, yine sigara iç, yine akıntıyla geri gel; serin serin iki saat falan geçiriyorum denizde. Eğlenceli de bir hadise.
Tek eğlenceli tarafı okuduğum kitaplar da değil.
Enteresan misafirlerim de oluyor.
Misafirler...
Bu misafirler genellikle deniz bisikletleriyle geliyorlar yanıma. İyice yaklaşıyorlar. Katiyen benimle değil, illa ki kendi aralarında konuşmaya başlıyorlar:- Yolunu mu kaybetmiş bayan, sorsana lan.
- Yorulduysa yardım edelim, kıyıya götürelim abi.
- Ne okuyor bu be?
- Elindeki ne ya? Ot mu içiyor? Amaaan, sigaraymış.
Nasıl denir, bir nevi taciz tabii ama öyle de denmez yani, daha ziyade yoklama çekiyorlar.
Dönüp bakacak mıyım, onlarla konuşacak mıyım?
İltifattan korkutmaya türlü taktikleri var.
Köpekbalıkları yiyecekmiş beni, açığa sürüklenecekmişim...
Bir de tabii yılların numarası var: Boğulur gibi yapmak.
Deniz bisikletinden atlayıp çırpınıyor, imdat diye bağırıyorlar.
"Yaşlı bu o'luuum"
Arada sırada da olsa, bir kadını can evinden vurmayı becerecek, cevap vermeye mecbur edecek sohbetler açanlar da olmuyor değil.Geçen yaz iki metre ötemde benim yaşımla ilgili avaz avaz muhabbete giriştiler.
"Yaşlı bu o'luuum" dedi biri.
Yüreğime iniyordu.
Neyse ki lafın devamı "25 vardır" diye geldi.
Gerçek yaşımın üstünde bir tahmin yapsalardı, deniz yatağının üstünde zıplayıp uçarak tepelerine ineçektim.
Tuba suda 10 kaplan gücündedir!
Pakize Suda?
Onu bilemeyeceğim...
Birkaç gün önce de "Selüliti var mı lan?" dedi biri.
Yuh.
Cevap almak için soru soruyor değiller. Diğeri "var-yok", bir şey demedi. Oysa nefesimi tutmuş, cevabı merakla bekliyordum.
"Var" deselerdi, herhalde tutamazdım kendimi, lafa girerdim: "Ters ışık var!"
* * *
Sen oradayken, sen yokmuşsun gibi hakkında konuşulması acayip bir şey.
İlk birkaç cümleden sonra artık benden bir tepki beklediklerini, onlarla konuşup konuşmamamı umursadıklarını da zannetmiyorum.
Onların gözünde benim de deniz yatağından bir farkım yok.
İnsan değilim.
Canlı bile değilim.
Yolda gördükleri bir araba hakkında konuşur gibiler:
Kaç model (kaç yaşında), kaç beygir (kıyıya kadar yüzecek gücü var mı?), aksesuvarları neler (hangi kitabı okuyor, hangi sigarayı içiyor?), çiziği-vuruğu var mı (selülitli mi?)...
Sırada kameraman şov varSon günlerde yeni bir magazin haberi verme formatı icat edildi.
"Bikiniyle yakaladıkları" magazin ünlüsünün görüntüleri eşliğinde tarihi geçmiş haberleri yinelemek, fona popüler şarkılar döşemek bile haberi uzatıp köpürtmeye yetmemiş olsa gerek, geçen gün güneşlenen Seda Sayan "haberini", çekimi yapan kameramanların kendi aralarındaki sohbetleriyle verdiler.
- Zayıflamış ya.
- Liposuction falan mı yaptırmış, ne yapmış? Göbek falan gitmiş abi.
Seda Sayan doğrulup elini bikini üstünün ipine götürünce...
- (Şaşkınlıkla) Hadi canım... Üstünü açıyor lan. (Ve hayal kırıklığıyla) Bağlıyormuş.
- Üstünü açsa olay olur.
- Seda abla, bu güneş kaçar mı ya?
Seda Sayan şezlongda ters oturup kameraya arkasını dönünce...
- Seda abla neyin peşindesin? Soyun, üstünü de çıkar. Rahat rahat güneşlen ya.
"Sırada Seda Sayan şov var" diye başlayan haber, iki kameramanın şovuna dönüştü.
Bunun bir de Nadide Sultan'lısına denk geldim.
Kameramanlardan biri "Zayıflamış" diyor, diğeri "Zayıflamış hali bu mu?" diye soruyor. Nadide Sultan kalkınca denize girecek diye heyecanlanıyorlar, üstüne eteğini giyince sinirleniyorlar falan.
Hani Bülent Ersoy'un kocası Armağan Uzun'un "aldatma" görüntülerinin fonunda vardı ya: "Aaa, bak Ferman, öpüşüyorlar..."
İşte öyle bir samimiyet.
Gerçeklik hissi de katıyor. Magazinde belgesel lezzeti...
Bundan böyle komşunun kızını dikizleyen oğlan çocuğu muhabbetlerini mi izleyeceğiz magazin programlarında?
Galiba öyle.

Cafe