
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
"İki kalas, bir heves!"
EROL Günaydın'ın kitabının adı "İki kalas, bir heves..." (x) Haldun Taner, Türk tiyatrosunu sanırız Minakyan Efendi'nin ağzından anlatırken "Tiyatro dediğin nedir?" der. "İki kalas, bir heves!"
Keşke Erol Günaydın'ın kitabını, bir solukta okutacak kadar ustalıkla yazmış olan Emine Algan, "Zaten aktör dediğin nedir?" diye sorup devam etseydi:
"Biz oynarken varızdır, yok olunca da bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalkılır. Benim tiradım bir hoş seda olarak kalır. Olsa olsa eski program dergilerinden soluk birer hayal olur kalırız. Görüyorum ki, hepiniz gardıroba hücuma hazırlanıyorsunuz. Birazdan tiyatro bomboş kalacak... Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Setanik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır, benim tiradım şu pervaza sinmiştir. Siranuş'la Virjin'in bir diyaloğu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bütün bu hatıralar o, sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimize yokuz, seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine konur. (PERDE)"
* * *
HER zaman saygıyla anacağımız, yokluğunu asla unutamadığımız kültür adamı Haldun Taner, "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"nda tiyatro ve oyuncuyu böyle anlatır. Münir Özkul da bu tiradı öyle okur ki, hele sondaki "PERDE" kelimesi gözlerden bir yaş olup akar.
* * *
KİMDİR Erol Günaydın?
Koskoca bir tiyatro mazisini bir role sığdırabilir misiniz?
Sığar!
* * *
UĞUR Yücel'le oynadıkları "Hırsız-Polis" televizyon dizisindeki felçli, konuşamayan Dursun Dede'yi hatırladınız mı? Bir rol ancak böyle oynanır konuşmadan.
İşte Erol Günaydın budur, 50 yıllık tiyatro oyuncusudur.
Her ikimiz de aynı yaştayız, aynı kuşaktayız, ikimiz aynı kaderi yaşamaktayız, ikimizin de eşlerini o menhus hastalık alıp götürmüştür.
Emine Algan, kitabı nasıl hazırladığını anlatırken de, sohbeti yazı diline çevirirken de olduğu gibi aktarmaya gayret ettiğini, bu nedenle birçok yerde "böyle" kelimesinin geçtiğini söylüyor...
Mesela...
"Kar yağıyordu böyle, dediğinde, kar tanesi olup gökten yağdı, üstüme üstüme geliyor, derken fareden korkan adam oldu, fare oldu, mektup oldu, musluk oldu, musluktan damlayan su oldu, rakı kadehi oldu, soba borusuna tırmanmaya çalışan sansar oldu, Galatasaray Lisesi'nin duvarını tırmanan kertenkele oldu. Bu kitapta adı geçen herkes ve nesne oldu Erol Günaydın... Bana da bu şahane gösteriyi izlemek nasip oldu."
* * *
EMİNE Algan, sen bir de sabaha karşı İtalya yokuşundan Tophane'ye inen, sarhoş Çakırcalı Mehmet Efe'yi görseydin...
"Çakırcı dağdan iniyor
Sevda nedir bilmiyor" türküsünü söyleye söyleye, yokuş aşağı, bir sağa, bir sola yalpalayarak.
———————————-
(x) İş Bankası Yayınları
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe