|
 |
|
|
Yaşlı kitaplar, genç yazarlar
yural@milliyet.com.tr
Öylesine çok çocuk kitabı yayımlanıyor ki, sevinmem mi gerekiyor, üzülmem mi bilemiyorum. Postadan yağmur gibi kitap yağıyor. Elbette içinde öylesine güzel, usta işi kitaplar var ki, onları özenle alıp, artık koyacak yer kalmayan kütüphanemin üstüne sıralıyorum. Hiçbirisine kötü davranmıyorum. Okuduklarımı bir yere, okuyamadıklarımı başka bir köşeye üst üste diziyorum. Ama kule günden güne büyüyor ve Galata Kulesi'nden daha çok bir Pisa Kulesi'ne benziyor. Hem de bana doğru eğilmiş, boynuma atılmaya hazırlanan bir Pisa Kulesi'ne.
* * *
Elbette, özenle yazılmış, üzerinde aylar-yıllar çalışılmış güzel yapıtlara sözüm yok. Bir gecede 12 kitaplık bir dizi olarak yazılmış karalamalara benim sözüm. Kurgusu, bir başlangıcı, sonucu olmayan; çalakalem yazılmış, sözcük seçimini önemsememiş, hiçbir denetimden, redaksiyondan, düzeltiden geçmeden çocuklarla buluşmuş çalışmalara... Pazara alışverişe gidecekken, başı ağrıdığı için evde kalıp bir çocuk öyküsü yazmaya karar vermiş yazar kitaplarına... Ya da emekli olduktan sonra yapacak iş bulamadığı için, televizyonda izlediği bir çocuk programından esinlenerek kendi çocukluğuyla karıştırıp "Tilki Ali" adlı kahraman yaratan, bunu dizileştiren ve çocuklar için piyasada (onların deyimiyle), "Çocuk kitabı bulamadığı için kendi yazmaya karar veren"lere...
* * *
Bu yalnız çocuk yazınında değil, yetişkin dünyasında da böyle. Öğretmensiz sınıfın sınav kâğıtları gibi kitaplar. Değerlendirilmeden geçerli not alan ödev kâğıtları gibi. Öylesine çoğaldılar ki, artık değerlileri onların arasından bulup çıkarmakta güçlük çekiyoruz. Tabii bir yanda da küresel yayıncılığın moda, şiddet, güç içeren popüler kültür ürünleri... Hatta kültür ürünü demek yanlış olur, bir yanda da kendi hormonlu, sihirli ucubelerimiz...
Yazarlığa başladığım ilk yıllarda elimden düşürmediğim güzel bir kitap vardı. İlk baskısı sanırım 1969 yılında yapılmıştı. İki değerli öğretmenimin, Emin Özdemir ve Adnan Binyazar'ın birlikte hazırladıkları bir çalışmaydı bu. Emin Bey, her zaman beni ve pek çok genç insanı gönendirmiş, yazdıklarımı yakından izleyerek, iyi yazmak sanatı konusunda beni yönlendirmiş bir insandı. Adnan Binyazar da yazın dünyasında yerimi almamda en önemli desteği vermiş ve ilk öykü kitabımın Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yayımlanmasını sağlamış Yayınlar Dairesi Başkanı. Aradan yıllar geçti. Varlık Yayınları arasından çıkan, bu iki dil ustasının hazırladığı "Yazmak Sanatı" adlı kitabı kütüphanemde buldum ve baştan aşağı yeniden okudum. Önsözde öğretmenlerim şöyle diyordu: "Lise, öğretmen okulları, eğitim enstitüleri, üniversite ve yüksekokul öğrencilerinin yazma alanındaki gereksinmelerini karşılamak için hazırlanmıştır bu kitap. Yazar olmak için değil, konuştuğumuz dili iyi ve doğru kullanabilmek, düşündüğünü-duyduğunu, tasarladığını karşısındakilere açık seçik anlatabilme yetisine sahip insanlar yetiştirmek için yazılmıştır."
* * *
Yazma öğretimi ve yazma sanatı üzerine ülkemizde bugüne değin birçok kitap yazılmıştır. Bunlar genellikle mektup, telgraf, dilekçe yazma; rapor ve konferans hazırlama, ya da kitap özetleme gibi belirli yazma kalıpları ve kuralları gösterilen çalışmalardır. Oysa yazma, kalıplara ve kurallara bağlanarak öğretilemez. Bu yüzden, Emin ve Adnan öğretmenlerimin bu çalışması, çocuklar ve gençler için çok önemlidir. Kitabın yeni baskısı var mıdır, bir daha basılmış mıdır, onu bilmiyorum. Ama, çocuk yazarı olmaya soyunmuş, iki yılda 10'dan fazla kitap yazmış, bir ortaöğretim öğrencisinden daha kötü kompozisyon yazan bu arkadaşların, hem dillerini hem "Yazmak Sanatı"nı öğrenmeleri için Emin Özdemir ile Adnan Binyazar'ın bu yaşlı kitabını okumalarını öneririm.
|
|
|

|