TARSUS
Fatih Türkmenoğlu
Boğaziçi’nde okurken Tarsus Amerikanlı arkadaşlarım vardı. Tatillerde evden cezeryeler getirirlerdi. Ve Tarsus’u da okullarını da anlata anlata bitiremezlerdi... Gittim, gördüm; hak verdim!
Yemeklerden sonra ''Tarsusû kahve'' içme adedi var burada. ''Tarsusû'' aslında bildiğimiz Türk kahvesi, ama küçük fincanda değil de çay bardağında servis ediliyor. Ve nedense tadı da başkaymış gibi geliyor...
Kentin kuruluşu ile anlatılan mitolojik söylencelerden en ilginci, kanatlı at Pegasus ile ilgili olanı. Efsaneye göre kanatlı at Pegasus, Kilikya Ovası’nda yolunu şaşırır ve tam Tarsus’un bulunduğu yerde ayakta sakatlanır. Bu yüzden bölge, ''ayak tabanı'' anlamına gelen ''Tarsos'' adı alır.
Akdeniz gezinizde Tarsus’a hakkıyla bir tam gün ayırmakta fayda var. Mersin kadar kalabalık olmamakla birlikte, yine de mesafeler açısından insan yoruluyor. Gezecek, görecek birçok köşesinin yanı sıra, canınız sık sık oturmak, soluklanmak da isteyecek. Bir kahve, yanında cezerye, üstüne bir kahve daha... Vakit bol, ritim düşük, hayat güzel...
Gel keyfim gel!
Ne yenir?
Yemek olayı, dün yazdığım Mersin’den farklı değil. Hem sebze, hem meyve (özellikle üzüm), tatlılar, kebaplar; her şey yiyorsunuz. Bu yörenin mutfağı çok zengin, fazla zengin! Ama başka türlü bir lezzet... Hem Akdeniz, hem Ortadoğu; hem kebap, hem balık...
Neler yapılır?
Eski şehirde bol bol yürüyün. Kesinlikle çok etkileyici. Tarihi evleri seyredin, resim çekin. Hem taş hem tahtanın kullanıldığı evler, insana bol bol hayal kurduruyor.
Tarsus Müzesi, şehir merkezinde. Şaşırtıcı boyutta zengin bir müze. Kubat Paşa Medresesi’nden Kültür Merkezi’ne taşınmış. 30 binden fazla eser var. Yani vakit ayırmak, biraz okumak gerekiyor.
Şelâle, şehir merkezine yakın, sadece 3 km mesafede. Oldukça popüler bir piknik alanı. Eski kentin mezarlığı, sular altında; yazın şelalenin suyu azalınca, taş mezarlar kendini gösteriyor.
''Eshab-ı Kehf'', yani Yedi Uyurlar Mağarası, 12 km mesafede. Söylence tanıdık; yedi uyur ve köpekleri Kıtmir, yüzyıllarca uyurlar. Uyandıklarında çarşıya yemek almaya gittiklerinde, ceplerindeki paranın geçmediğini görürler...
St. Paul Kilisesi, Çarşıbaşı’nda. 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söyleniyor. Roma stilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekiyor. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiş, ''Eski Cami'' adını almış. Yahudi bir aileden gelen Aziz Paulus da, Tarsuslu. Kudüs’e okumaya gittiğinde Hıristiyanlık dinini benimsemiş ve hayatını bu dini yaymaya adamış.
St. Paul Kuyusu, Tarsus ilçe merkezinde, öteden beri St.Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda. Derinliği 38 metre olan kuyunun suyu yaz- kış hiç eksilmiyor. Kudüs’e hacı olmak için yöreden geçen, yani ''hac yolu''nu takip eden Hıristiyanlarca kutsal sayılıyor.
Donuktaş Tapınağı, Tekke Mahallesi’nde. Halk arasında tapınağın bir saray olduğu söyleniyor.
Halk arasında ''Kancık Kapısı'' denen Kleopatra Kapısı, deniz yolu açıkken çok daha anlamlıymış... Kleopatra, Antonius’la Tarsus’ta buluşmak için bu kapıdan şehre girmiş. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde ''İskele Kapısı'' demiş.
Ulu Cami, 16. Yüzyıl’da yapılmış. Saat Kulesi, hemen cami avlusunun köşesinde. Saat kulesi, 1890 yılında inşa edilmiş.
Lokman Hekim’in mezarı, Ulu Cami’nin bahçesinde.
Şahmeran’ın Tarsus’ta öldürüldüğü de söylenceler arasında. Eski Hamam’da Şahmeran heykeli olduğu için, hamama ''Şahmeran Hamamı'' da deniyor.
Nusrat Mayın Gemisi, Tarsus’da sergileniyor. Bir su birikintisi içinde, hemen kent merkezinde. Hurdaya çıkarıldığında gemiyi Tarsuslular değerlendirmiş.
Antik Yol’da birkaç kez yürüyün. Yolun 68 metrelik kısmı çıkartılmış.
Yarın: İskenderun
Mersin ve Adana’nın arasındaki vaha:
Mersin’e sadece 30 km uzaklıkta olan Tarsus, aslında ülkemizdeki birçok ilden daha büyük ve gelişmiş fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Boğaziçi’nde okurken Tarsus Amerikanlı arkadaşlarım vardı. Tatillerde evden cezeryeler getirirlerdi. Ve Tarsus’u da okullarını da anlata anlata bitiremezlerdi... Gittim, gördüm; hak verdim!Yemeklerden sonra ''Tarsusû kahve'' içme adedi var burada. ''Tarsusû'' aslında bildiğimiz Türk kahvesi, ama küçük fincanda değil de çay bardağında servis ediliyor. Ve nedense tadı da başkaymış gibi geliyor...
Birçok il merkezinden büyük
Ortaçağdan Mersin hakkında pek fazla bilgi olmamakla birlikte, o dönemde kentin önemli bir merkez olduğu bilinmekte. Hıristiyanlığın hac kentlerinden biri olan bu kent, Müslüman Araplar ile Bizanslar arasında sık sık el değiştirmiş.Kentin kuruluşu ile anlatılan mitolojik söylencelerden en ilginci, kanatlı at Pegasus ile ilgili olanı. Efsaneye göre kanatlı at Pegasus, Kilikya Ovası’nda yolunu şaşırır ve tam Tarsus’un bulunduğu yerde ayakta sakatlanır. Bu yüzden bölge, ''ayak tabanı'' anlamına gelen ''Tarsos'' adı alır.
Yapacak çok şey var
Mersin’e sadece 30 km uzaklıkta olan Tarsus, aslında ülkemizdeki birçok ilden daha büyük ve gelişmiş. Hem modern yüzü, hem eski Tarsus çok etkileyici. Antik yolda uzun bir yürüyüş, eski evlerin önünde bir fotoğraf çekme seansı, inanın saatler sürebiliyor...Akdeniz gezinizde Tarsus’a hakkıyla bir tam gün ayırmakta fayda var. Mersin kadar kalabalık olmamakla birlikte, yine de mesafeler açısından insan yoruluyor. Gezecek, görecek birçok köşesinin yanı sıra, canınız sık sık oturmak, soluklanmak da isteyecek. Bir kahve, yanında cezerye, üstüne bir kahve daha... Vakit bol, ritim düşük, hayat güzel...
Gel keyfim gel!
Ne yenir?
Yemek olayı, dün yazdığım Mersin’den farklı değil. Hem sebze, hem meyve (özellikle üzüm), tatlılar, kebaplar; her şey yiyorsunuz. Bu yörenin mutfağı çok zengin, fazla zengin! Ama başka türlü bir lezzet... Hem Akdeniz, hem Ortadoğu; hem kebap, hem balık...
Neler yapılır?
Yarın: İskenderun

