Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Ağustos 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sevdiklerinin anısına mücadeleye devam


ÜMRAN AVCI - uavci@milliyet.com.tr / BANU ŞEN - bsen@milliyet.com.tr

Yargıtay'dan dört kez dönen dava

Trafik kazaları ve maganda kurşunları... Türkiye'de binlerce kişi bu iki ucuz sebepten ötürü öldü bugüne kadar. Ama bazı olaylar diğerlerinden daha çok öne çıktı. Tıpkı yedi yıl önce "Turbo Baran" lakaplı birinin çarpıp öldürdüğü Selin Uras ve dört yıl önce serseri bir kurşuna hedef olan Alistair Grimason gibi.
Selin'in babası Boray Uras trafik yasalarının değişmesi için yaptığı İstanbul-Ankara yürüyüşüyle kamuoyu tarafından tanınan bir sima. Şimdi, bunca yıldır sonuçlanmayan ve yerel mahkemede beşinci defa görülen kızının davasını takip etmeyi sürdürüyor.
Alistair'in avukat dedesi Tuncer Eşsizhan da bireysel silahlanma ile mücadelesini mesleğiyle paralel götürüyor. Maganda kurşununa hedef olan çocukların davalarına destek veriyor artık.

Türkiye Selin Uras ve Erdem Celasun'u, 30 Nisan 2000'de Bağdat Caddesi'nde hayatlarını kaybettikleri trafik kazasıyla tanıdı. "Turbo Baran" lakaplı Baran Balcıoğlu'nun neden olduğu kaza meydana geldiğinde Selin 21, Erdem 22'sindeydi henüz.
2000'de görülmeye başlayan dava yedi yıldır devam ediyor. Dava tam dört kez Yargıtay'dan döndü. Olayda ölen gençlerden Erdem'in babası davanın sonucunu göremeden hayatını kaybetti.
Selin'in babası Boray Uras ise haziran ayının sonunda yeniden başlayan davanın takibini tüm enerjisiyle sürdürüyor.
Yıllardır süren bu dava maratonu, iki gencin ölümlerine neden olan Baran Balcıoğlu'nun 30 Mayıs 2000'de tutuklanıp cezaevine gönderilmesiyle başladı.
Boray Uras 7 Haziran 2000'de saat 10.35'te "Başka Selinler trafik kurbanı olmasın" diye, kazanın olduğu noktadan Ankara'ya yürüyüş başlattı. Sırtında kırmızı dağcı çantası, elinde yorulduğunda destek alması için taşıdığı bastonuyla yaptığı yürüyüşün 10'uncu günü Babalar Günü'ydü.
Şapkasında kızının küpesi, kulaklarında onun hediyesi CD'den yayılan müzik ve sırtında 18 kiloluk çantasıyla 500 kilometrelik yolu, Selin'in hayatını kaybettiği yaşa denk getirerek tam 21 günde kat etti. Yürüyüş Anıtkabir'de son buldu.
Tutuklu olarak yargılanan Balcıoğlu, kazadan sekiz ay sonra, 30 Ocak 2001'de 10 bin YTL (o dönem 10 milyar TL) kefaletle serbest kaldı. 3 Nisan'da da yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı.

Gözler Kadıköy'de
31 Ekim 2001'de Baran Balcıoğlu altı yıl hapis cezasına çarptırıldı. İnfaz Yasası'na göre sadece iki yıl üç ay hapis yatacaktı. Ehliyeti altı yıl süreyle elinden alındı, 4 bin YTL (4 milyar TL) de para cezasına çarptırıldı.
28 Nisan 2003'te Yargıtay 2. Ceza Dairesi, kararı "usul yönünden" bozdu. Bu durum, Yargıtay'ın bu kararı onaylamasına kadar Baran Balcıoğlu'nun cezaevine giremeyecek olması nedeniyle tepkilere neden oldu. Daha sonra yerel mahkemelerde üç defa daha görülen dava, değişik gerekçelerle Yargıtay'dan üç defa daha dönecekti.
Bir türlü sonuçlanmaması nedeniyle davanın zamanaşımına uğraması ihtimali gündeme geldi. Ama "yalancı şahitlik" suçlamasıyla aranan Tolga Atılgan hakkındaki dava ile Baran Balcıoğlu'nunki birleştirilince bu ihtimal ortadan kalktı.
Şimdi gözler bir kez daha Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanan davanın ne zaman ve ne şekilde sonuçlanacağında...

"Alistair'e mezarının başında söz verdim"

Eğer siz de 2,5 yaşında kaybettiğimiz tek oğlumuz Alistair'inki gibi acı ölümlerin bir daha tekrarlanmasını istemiyorsanız, Avrupa Birliği'ne girme aşamasında olan Türkiye'nin, silahlarla ilgili kanunları ağırlaştırması için lütfen imza atınız." Böyle diyor anne Özlem, baba David Grimason ile dede avukat Tuncer ve anneanne avukat Gülay Eşsizhan; bireysel silahsızlanmaya karşı başlattıkları kampanya dilekçesinde.
Onların acı hikayesi bir yaz günü İzmir'in Foça beldesindeki küçük bir kafede başladı. 7 Temmuz 2003'te, İskoçya'dan oğlu Alistair ile ailesinin yanına tatile gelen anne Özlem Grimason ve anneanne Gülay hanım sahilde bir kafeye oturdular önce. 2,5 yaşındaki Alistair, bebek arabasında uyuyordu. Az sonra alacak verecek kavgasında konuşan silahlardan birinin kurşununun minik bedenini vuracağını bilmeden...
Dedesi Tuncer Eşsizhan "Belki de rüyasında yarın sahilde oynayacağı balıkları görüyordu. Zaten uyumasa kim bilir oraya buraya koşuşturacak, vurulmayacaktı" diyor gözleri dolu dolu...

Tuncer bey, başınıza bu olay gelmeden önce silahsızlanma, maganda kurşunu gibi konular dikkatinizi çeker miydi?
Bu olayın ardından bir özeleştiri yaptım. Alistair'i toprağa verdikten sonra ona İskoçya'da, mezarı başında bir söz vermiştim. "Ben deden bu silahsızlanma mücadelesini, insan haklarının birinci olmazsa olmazı yaşama hakkını savunacağım. Sana ve senin gibilere yaşama şansı veremediğimiz için sorumluyuz" demiştim.
2003 bizim için milat oldu. Her şeyimizi, varımızı yoğumuzu mücadeleye koyduk. İcabında siyasilerle kavga etmeyi göze aldık. İktidar partisinin iki milletvekiline bir düğünde silah attıkları için dava açtım.

"Çok ağır ceza olmalı ki bireysel silahlanma önlenebilsin"
Şimdi benzer davaları da alıyorsunuz...
Yakın bir dönemde davasına girdiğimiz Sergen Küçük'ü Menemen'de bir düğün konvoyuna bisikletiyle katıldığında, birinin töre ve adet diyerek sevinçle neşeyle silahlarını havaya sıkmaları sonucu kaybettik. Bu tip destekler vereceğimizi açıkladıktan sonra bir dava daha geldi: Küçük Oğuz Yalçın. Sürekli kapısı çalınan ve bundan rahatsız olan bir şahıs, etrafa pompalı tüfekle rastgele ateş açarak Oğuz'un ölümüne sebep oluyor.

Çabalarınız neleri değiştiriyor?
Alistair'in ölümüne kadar "kazayla oldu" diye ceza alınmıyordu. Alistair'den sonra bunun cezası kasten adam öldürme olmalı ve çok ağır ceza olmalı ki bireysel silahlanma önlenebilsin dedik. Buna dikkat çekmeyi başardık. Ama bir anda tüm sorunun çözülemeyeceğini de biliyorum.

Sanki bir misyon üstlendiniz...
"Umut Dede" ve "Alistair'in dedesi" olarak tanındım. Yüreğinde insanlık sevgisi olan insanlardan destek görmemiz yetiyor. İmza kampanyası başlattık. 500 bine dayandı. Ancak siyasilerin silahsever tutumlarına engel olamadık.




PAZAR
"Jean Paul Gaultier'ye dokundum, hayatım değişti"
"Ulak" filminin minik kahramanları
Sevdiklerinin anısına mücadeleye devam
Balıklara nazır kral dairesi
"Şarap etin gelinidir, ona sınıf atlattırır"
Vicdani rap'çi
Sağlık için Tat Sebze Suyu için
Klasik İtalyan lezzeti arayanlara
Binlerce mumluk Uğur
"Bayan Cumhur"un sancılı yolculuğu
Başak'taki Satürn ne getirecek? (2)
Gaja Roof'un sorunu malzeme kalitesi
Yusuf Halaçoğlu ve diğerleri
Bahanelerin arkasına sığınmayın
Ey ruh geldiysen uzayda bir tur atacağız
Yaşlı kitaplar, genç yazarlar
Yemeği "tatlandıran" içkiler





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet