Geç bile kaldınız!
Sezonun ilk haftasında Trabzon'da yaşanan olaylar ve alınan cezalar... Ertesi hafta Bursa'da olanlar... Galatasaray'ın geçen sezondan kalan cezası... Süper ligimizde 2'si zorunluluktan, 1'i seyircisizlikten dolayı 3 maç boş tribünler önünde oynandı geçtiğimiz hafta... Yani süper maçların 3'te 1'i. Konumuz esas bu değil, aklıma geldi; değinmeden geçmeyeyim dedim... Daha ilk hafta tribünde yaşananlardan sonra ne kadar yorumcu varsa TV'de ahkam kesmişti... Taraftarları sakinliğe çağıranlar, devleti işbaşına çağıranlar... Dolu... Oysa tribünlerde gördüğümüz sahneler yorumcuların aynadaki aksinden başka bir şey değilÖ Başladılar, ekranlarda birbirine hakaret etmeyeÖ Trübünlerde olay olmayınca, boşluğu dolduralım diye düşünmüş olabilirlerÖ Telegol'de Alex tartışılıyor:
Gökmen Özdenak: Sen uzun yıllar futbol oynamışsın. Senin böyle yorum yapman bile beni hayal kırıklığına uğratıyor.
Selçuk Yula: Nasıl yani? Sen Alex'in Alkmaar maçında kötü oynadığını savunuyorsan sen bunca yıl nasıl top oynadın, bunu sorarım. Sen Alkmaar maçını seyretmedin o zaman, tartışamazsın.
... GÖ: Ben Galatasaray'ın amigosu falan değilim, senin Fener'in olduğu gibi...
SY: (Sesini yükselterek ve gözlerini açarak...) Bir dakika. Önce konuşmalarına dikkat edeceksin bir dakika ya! Sen neyin amigosu değilsin ya! Bir bayrak eksikti elinde
Cem Yılmaz: Sayın Özdenak, sözlerimize dikkat edelim lütfen.
Serhat Ulueren: Daha 4. programda sen amigosun, sen değilsin, bayrağın nerede gibi konuşmalar olmasın!
SY: (Sesini yükselterek ve gözlerini açarak...) Ben kendime hakaret ettirmem ya! Ben sana amigo falan dedim mi, o nerden çıktı şimdi?
GÖ: Ben izliyorum seni.
SY: Ben de seni izliyorum. İzlememeye çalışıyordum; ama beraber çıkıyoruz artık... (İlerleyen dadikalarda Yula'nın önceki sezonlarda sıkı bir Telegol takipçisi olduğunu öğrendik:-))
GÖ: Ben Türk futbolu adına mücadele veriyorum, Galatasaray adına değil.
SY: (Sesini yükselterek ve gözlerini açarak...) Ben buyum kardeşim! Ben doğruları konuştuğum için benim adım Selçuk Yula! Ben öyle böyle dönmem. Neyse kalbimde yüreğimde onu koyarım ortaya. Kimseye de laf konuşturmam. Bana hayatım boyunca kimse hakaret etmedi, sen hiç edemezsin...
SU: Hakaret etmedi ya!
SY: (Sesini yükselterek ve gözlerini açarak...) Nasıl etmedi?
GÖ: Sen de ona karşı cevabını veriyorsun.
SY: (Sesini yükselterek ve gözlerini açarak...) Ben ona bir şey demedim. O dedi. Altında kalacak değilim. Ben 50 yaşındayım.
SU: O hakaret anlamında demedi, eleştiri anlamında...
SY: Eleştiri mi?
SU: Eleştiri de, gereksiz bir eleştiriydi...
GÖ: Biz burada abi-kardeş değiliz. İstediği gibi yorum yapabilir, ben de yapabilirim.
SU: O zaman biraz dikkat et!
GÖ: Tamam, seviyeyi biraz düşürdüysem özür dilerim.
Ortam sakinleşti. Canım, cicim muhabbeti başladı ondan sonra...
Temizlik için siyah maske!Haftanın entelektüeli: "Ben okumadığım kitap hakkında yorum yapmam Adnan. ıÜüTolstoy'u sor, ıÜüDostoyevski'yi sor, Franz Kafka'yı sor, Albert Camus'yu sor, tartışayım..." (Selçuk Yula - Telegol, Kanal 1). (Cihan Oskay'ın yazdığı ve dün satışa sunulan "Maskeli Toplar" kitabıyla ilgili olarak Telegol'de uzun bir bölüm ayrıldı... Bu bölüm sayesinde Selçuk Yula'nın ne kadar entelektüel olduğunu da öğrenmiş olduk... Selçuk Yula'ya sorsam o zaman; Dostoyevski mi, Tolstoy mu?)
Haftanın protestocusu: "Herkes iğrenç maskesinin arkasına saklanıyor. Türk futbolunda olanları protesto ediyorum. Herşeyin temezlenmesi lazım" diyerek yüzüne siyah maske takan Adnan Aybaba. (İnsana "olmasa daha iyi" dedirten ve her programa bir şeyler (bayrak, saat, ağaç, yazı tahtası, forma, anahtarlık, dünya vs) getiren Aybaba, yorumculuk yerine her türlü "şaklabanlığı" yapmaya devam ediyor. Gösterinin dozu da her geçen artıyor. Allah akıl fikir versin, ne diyeyim... Serhat Ulueren, Aybaba'dan program sonuna kadar maskeyle oturmasını rica etti de; bereket Aybaba "nefes alamam" diyerek bunu kabul etmedi.)
Haftanın en akıllısı: "Hadi yatın, uyuyun artık" (Bir seyirci - Ve Gool, TV8). (İşte durum bu... Sabahın 3'ü olmuş... "Lincoln mü iyi, Hagi mi iyi"tartışılıyor... Daha Lincoln 2 resmi maça çıkmış Türkiye'de, tartışmaya bak... Ne denir bu seyirciye?.. Lafı ağzımdan aldın, sen çok yaşa!..)
Roberto Carlos'u tanıyalım 3:
Carlos evinden dışarı çıkıp Madrid sokaklarında yürürken, yüzlerce hayranı hemen yanına koşar, fotoğraf çektirirdi. Fanatikleri onunla birlikte olmak için her yolu denerler. Bir gün yolda yürürken, yine bir hayranı koşa koşa yanına gelir. Ve fotoğraf çektirmek ister. Carlos, hayranını tanır. Aralarında kısa bir konuşma geçer... - Seninle bir-iki gün önce fotoğraf çektirmedik mi? Adam hiç oralı olmaz ve şu yanıtı verir... - O gün üzerinde yeşil bir gömlek vardı, şimdi lacivert... Bir de bu renkte fotoğrafımız olsun!
(Korkut Göze - Hürriyet)
Yemeee! Lazım o daha!
Maçın adamı hiç kuşkusuz Serdar Kurtuluş'tu. Ricardinho'ya "al da at" diye gönderdiği gollük pasın dışında mükemmel de oynadı. Seni ben yerim çocuk!.
(Faik Gürses - Posta)
Nasıl yani?
Galatasaray maça başladığında dura dura oynamıyordu ama; koşa koşa da oynuyor değildi.
(Ali Sami Alkış - Star)
Hakan Arıkan'ı tanıyalım 3:
Düzenli yaşamı sever. Elektrik işlerinde ustadır, beceriklidir. Bozulan ütü, radyo gibi ev aletlerini kolayca tamir eder.
(Korkut Göze - Hürriyet)
Takma kafana! Olur böyle hatalar!
Heyecandan metreleri santimlerle karıştırdım.
(Sabri Ugan, Zürih-Beşiktaş maçı, D Smart)
Büyük başkan oley, büyük başkan!
Stat zaten 80 bin kişilik. Bizim taraftarlarımızın yanı sıra bütün Beşiktaşlı taraftarlar da maça gelebilir.
(Kasımpaşa Başkanı Hasan Hilmi Öksüz)
Wederson'u tanıyalım 4:
Bir hobisi de altın takılara düşkünlüğüdür. Boynundaki kolyeyi hiç çıkarmaz. Baklavayı ülkemize geldikten sonra tanıdı. Bir kere tattı, bir daha ağzından düşürmedi.
(Korkut Göze - Hürriyet)
Bir daha yapmaz Abi!
Galatasaray'ın orta sahasında Arda herhalde sakatlığından dolayı yürüyerek oynadı. Feldkamp "sakat futbolcuyu ben oynatmam" diyor ama Arda'yı sahaya sürüyor. Bu olmadı Feldkamp!
(Turgay Şeren - Akşam)
yakantop@gmail.com

Cafe
