
Melih AŞIK
Açık Pencere
Gül'lü günler...
Türkiye tarihinde bugün yeni bir sayfa açılıyor... Bir son dakika değişikliği olmazsa Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçiliyor... Gül'ün görevi devralmasıyla birlikte Çankaya'da bir kültür ve zihniyet değişiminin de yaşanacak olması, yarına ilişkin tedirginliği artırıyor...
Gül'ün cumhurbaşkanlığında 7 yıl sonrasına nasıl çıkacağız?
Gül'ün cumhurbaşkanlığı, Türkiye'nin çehresinde ne gibi değişimler yaratacak?
Gül, geçmişte sarf ettiği ve geri almadığı kimi sözlerinin peşinden gidecek mi?
Örneğin, 15 Aralık 2005'te İngiliz The Guardian gazetesine verdiği demeçteki "Türkiye'de laik sistemin sonu geldi. Laik sistemi kesinlikle değiştirmek istiyoruz" sözlerinin hâlâ arkasında mı?
Cumhuriyete bağlı yurttaşlar elbet tedirgin bir dönem yaşıyor...
Kaldı ki her şey Gül'ün izleyeceği icraatla da sınırlı değil...
Diyelim ki, Gül yeni görevinde azami tarafsız, uzlaşmacı, kucaklayıcı bir kişilik sergiledi... Yeter mi? Yetmez...
Geçmişte Sezer'den dönen yasaların Gül'den dönmeyecek olması bile çok sıkıntılı ve sancılı bir dönemin başlangıcı olabilecektir. TBMM'deki AKP çoğunluğu, geçen dönemde tabandan gelen laikliği zorlayıcı kimi yasa isteklerini "Sezer'den döner" diye geri çevirebiliyordu. Artık bu mazeret de ortadan kalkmış bulunuyor. O yüzden farklı bir Türkiye tarihi başlıyor yarından itibaren.
Unakıtan açıklamış: "Ekonomide IMF denetimi sürecek."
Bu açıklamadan sonra IMF'ciler de Zafer Bayramı'nı kutlar artık...
Haldun Ertem
Kayseri bandosu Gül seçilince "Gülüm benim" şarkısını çalacakmış...
Bizler de aynı sıralarda Sezer için "Bu kalp seni unutur mu?"yu söyleyeceğiz...
Demet
30 Ağustos malum... Zafer Bayramı'dır. Genelkurmay'ın bayram bildirisinde ise neşe yok. Üzüntü var. Tedirginlik var. Neden bayramlarımız bu hale geldi?
Sezer hem siyasetçiler, hem medyanın yadırgadığı bir cumhurbaşkanıydı...
Çankaya'ya çıkışının üçüncü ayında onu göreve seçen Ecevit hükümetinin Kanun Hükmünde Kararnamesi'ni geri gönderdiği için iktidarca topa tutuldu. Çünkü kendisini seçenlere biat etmemiş, hukuka aykırı bulduğu metni imzalamamıştı...
Çankaya'da her zaman hukukun ve ülke çıkarlarının kalesi oldu...
Görevi boyunca laikliğe aykırı yasalar kadar yağma ve talan yasalarını da veto etti. Geri çevirdiği ilk yasalardan biri sit alanlarını yapılaşmaya açan yasaydı. Son olarak da ülke servetini yabancı şirketlere peşkeş çeken petrol yasasını geri çevirdi...
Yadırganması için sebep çoktu...
Kırmızı ışıkta duruyor, markette veya hastanede sıra bekliyor, vatandaşın hakkını yememek için titizlik gösteriyordu. Halkın hakkını yemeyen devlet adamına ülke alışık değildi. Üstelik hortumcularla aile fotoğrafı çektirmiyor, zenginlerin yatında tatil yapmıyor, çocuklarını iş ve avanta ortamına sokmuyordu... Köşk bütçesinden artırdığı parayı geri veriyordu...
Hasan Pulur ile dün, bizlere zaman zaman açtığı telefonlardan söz ettik... Genelde bayramlarda bizzat arardı. Konuşma hatır sözcüklerinden ibaret kalır, göreviyle ilgili konularda ipucu vermemeye özen gösterirdi. Basında çok ağır hatta iğrenç iftiralara uğradığı halde bizlerden asla destek istemedi. Böyle bir şeyi ihsas etmedi...
Medya onu çok yadırgadı... Çünkü kendisinden önceki siyasiler ve cumhurbaşkanları gibi haber sızdırma karşılığında destek aramıyordu. Basını kullanmıyor, kendini de kullandırmıyordu. Kimseye torpil yapmıyordu. Medya kâh bunun için kızıyordu ona... Kâh AKP'ye yalakalık etmek için eleştiriyordu...
Sezer asık yüzlü olmakla, içine kapanık olmakla eleştirildi... Doğrusu her şeyin magazinleştiği bir dönemde onca ciddiyet yadırgatıcı oluyordu!
Ama halk Sezer'i sevdi. Her gördüğü yerde alkışladı. Bundan sonra da alkışlayacak. Türkiye onu çok arayacak...
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe