
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Tuvalde ilk fırça
Abdullah Gül'ün başbakan olduğu ilk gün... Barcelona'daydım, sanıyorum Galatasaray maçı içindi.
Gül'le o gün telefonda konuşuyoruz. "İnanır mısınız, Kanal D terasındaki o konuşmamızı hatırladım bugün" diyor.
Neydi o konuşma?.. Anlatayım...
Yıllar önce Erbakan'ın Libya lideri Kaddafi'den "aşağılayıcı söylemlerini" TV'den izlerken geziye katılan genç bakan Gül'ün yüz ifadesi dikkatimi çekmişti.
Erbakan pişkindi. Gülümseyebiliyordu. Gül'ün ise yüzü allak bullaktı. Hem üzgün hem de tepkiliydi.
Türkiye'ye dönüşlerinde onu tanımak istemiştim.
Kanal D'nin eski binasında çalışanlara çıkan yemeği yemiş ve laflamıştık.
"Çok utandım" demişti. "Yer yarılsa içine girsem" diye düşündüğünü anlatmıştı.
Siyasi çizgisini paylaşmasam da Erbakan'a tepkisini sevmiştim. Kendisine, "Bir hayır vardır, böylece Erbakan'ın liderliğinde siyaset yapamayacağınızı anlamanıza vesile olmuştur. Kopun bu Erbakan'dan... Farklısınız . O siyaset akıntısında bir gün başbakan olabilirsiniz" demiştim.
Yıllar boyu konuşmalarımızı toplasanız, 3-5'i geçmez. İşte onlardan biri olan Barcelona-Ankara telefon hattında Gül'ün "Kanal D terasındaki konuşmamızı hatırladım bugün" sözlerinin öyküsü...
Tatilden dönüşte bugün ilk yazı... Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle örtüşüyor.
Ve ben o konuşmayı hatırlıyorum.
Gül'ün otoportresi
Evimde İbrahim Çallı'nın otoportresi bir tablo asılıdır.
Bazen düşünürüm...
"Acaba üstat Çallı aynada, kendine bakarken ve tuvale kendi yüzünü çizerken neler hisseder, neler düşünürdü?.."
Yapayalnızken aynaya yansıyan yüzünde, hiç kuşkusuz bütün yaşamının, bizim göremediğimiz üçüncü gözüyle algılaması vardır.
Gül de cumhurbaşkanlığının otoportresini çizecek.
Yarın tuvalde ilk fırça izi...
Dileriz ki... Tablo bittiğinde üçüncü gözüyle kamu vicdanı örtüşsün.
........................
NOT: Bu satırların yazılışından sonra Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın mesajı yayımlandı.
30 Ağustos'tan 3 gün önceki tarihi taşıyan zamanlaması ve içeriğiyle, altı çizilerek okunması gereken TSK'nın ağırlıklı görüşlerini yarın yorumlayacağım.
Arzum'un olgunlukla üstesinden geldiği rahatsızlık, artık gerilerde sadece bir anı olarak kaldı.
O süreçte Arzum'a, Mehmet'in şu önerisini anımsıyorum...
"İstersen her şeyi bırakalım, oğlumuz Can'ı alıp 3 yıl Toskana'da yaşayalım.
Burada yapılacak yorumlardan, seni üzebilecek yayınlardan uzak kalırız.
Kuzey İtalya'daki Toskana, hem coğrafyası hem de iklimiyle huzur veren bir yöre.
Sinema, dizi, iş-güç hepsine 3 yıl ara verelim. Benim için önemli olan sensin."
Mehmet bunları anlatırken sevecen gözleri buğuluydu.
Yazları, Bodrum'un her türlü tantanasından uzak bir köşesinde oluyoruz.
Zaman zaman söyleşiriz.
Arzum, heykellerini yapmak için Sarnıç Evleri'nde küçük bir daire istemişti.
Mehmet ise tekneyi büyütüp Arzum ve Can'la birlikte denizde daha fazla kalmayı düşünüyordu.
Karar, Arzum'undu. Arzum, "Tekneyi büyütelim, ailemiz hep birlikte olsun" dedi.
Bunu söylerken gözlerinin nasıl da ışıl ışıl olduğunu Mehmet'ten bu yaz dinledim.
İşte bir Mehmet'ten ve bir de Arzum'dan iki anı...
Onlar birbirlerine saygılı, birbirlerini çok seven ve değerlerinin bilincinde bir güzel çift.
Bu satırların nedenini yazmama gerek var mı?
Ben genç bir genel yayın yönetmeni, o da haber bölümünün 2. adamı...
Çalışkan, nazik, efendi, yetenekli ve güvenilir bir gazeteciydi.
Yazarlığa daha sonraki yıllarda geçti.
O alanda da başarılı oldu.
Abi-kardeş ilişkimiz sık sık bir araya gelmesek de hep sürdü.
Sevgili Şakir'i dün kaybettik.
Ailesine ve meslektaşlarımıza başsağlığı diliyorum.
Şakir'in üzerine ışık yağsın.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe