
Serpil YILMAZ
Meslektaşım Şakir Süter
Pazar günü, Kandilli sırtlarında eski evlerin yenilenen yüzleri ile yaşlı ağaçlar arasında gölgelik bir gezinti yapıyorum.
Bakımlı, dar patika yollarla kesişen sokaklarda yükselen duvarların ardındaki evlerin "güvenlik" kulübelerinden izleniyorum.
Sokak halkı; makam şoförleri, topluca dolaşan mahalleli beş-on çocuk, evlerin özel güvenlikçileri ve bir iki tane de semtin yerlisi.
Mahallede Ermeni cemaati kalmadığı için yılın 3-4 günü ayin yapan Surp Yergodosan Arakelots Kilisesi'nin önünden geçerken, dikkatimi karşısındaki tek katlı evin duvarları çekiyor. Muhtemelen hacılar. Üzerinde Arapça dua yazan çinilerin olduğu bir kapısı var.
Eve dönüyorum, bilgisayarımı açıyorum, bir haber: "Şakir Süter yoğun bakımda".
'Merkez sağ' uzmanı
Bundan birkaç ay önce görmüştüm Süter'i. Ya CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın yemeğiydi ya da Habertürk'te Mehmet Ağar'a sorular sorduğumuz "Basın Kulübü" programıydı.
Sigarayı bırakmış, tedavisi iyi sonuç vermişti. Orada bırakmışım Süter'i, iyiydi yani!
Süter eski başbakanlardan Tansu Çiller ile ağustos ayı başında yaptığım röportajdan alıntı yapmış. Çiller söyleşinin en can alıcı noktasını yakalamış. Özetle Çiller, "Ağar, DYP'nin AB ve ekonomi projelerine sahip çıkmadı, AKP çıktı" diyordu.
Yine Süter'in köşesinde, Abdüllatif Şener'e bir grup partilinin DP genel başkanlığını teklif ettiğini yazdığım satırlardan bir alıntı okuyorum. DP'nin ağır toplarından henüz ses çıkmadığını anlatıyor.
Artık şüphelerim artıyor; Şakir Ağabey DP kulislerinin tozunu attırır ama nedense konunun etrafında dolaşıyor.
Yine de Ağar ile DYP eski genel başkanlarından Hüsamettin Cindoruk'un Cunda Adası'ndaki buluşmasını, Ağar'ın istifası üzerindeki şüpheleri Süter'in Akşam'daki "Galeri" köşesinden okuyoruz.
Arnavut damarı
Aynı günlerde "Sabah 06 protokolünün çöküşü" başlıklı dizisi için Hürriyet'ten Şükrü Küçükşahin'i "Eline sağlık" demek için arıyorum, "Şakir Ağabey aradı, çok memnun oldum" diyor. Sesi ışıldıyor. Bilgisine ve insanlığına saygı duyulan bir meslek büyüğünden "tebrik" telefonu almaktan onurlanmış. Çok iyi anlıyorum.
Önümdeki ekranları açmaya devam ediyorum. Yoğun bakıma alınan Süter'i ziyaret edenler arasında eski DYP İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu'nun da olduğu yazılıyor.
Soylu'ya ulaşıyorum, Umre'de. "Akşam Şakir Ağabey'in yanındaydım, gitmem için ısrar etti, 'Bana da oradan dinlet, benim için dua da edersin' dedi" bilgisini veriyor.
Durum ciddi. Hürriyet'teki "ağabeyimiz" Yalçın Bayer'i de arıyorum, o, son saniyeyi bilir.
Bayer, "umutsuz" sözcükler kullanmamak için haber anlatıyor.
Anlıyorum, durum kötü.
Aynı gazetede hiç çalışmadık ama sürüyle iş gezisinde, basın davetinde, mitingde, düğünde cenazede yan yana geldik.
Arnavut damarını hatırlıyorum Süter'in. Fransız Guyanası'nda Türksat 2A'nın fırlatılması ertelenince, haberini "zamanında" okuyucuya taşımak için gazetesinin telefonlarını kırıyordu.
"Kızdın mı kızan, sevdin mi seven" insanlardandı, "gibi" si yoktu.
"Bir tek eşimi ve işimi bırakmam" diyordu, serseri ruhunu anlatırken.
Meslektaşı olmaktan onur duyduğum Süter, gazetecilerin dünyasında yaşından evvel kimliğiyle "ağabeylik" sıfatı kazanmış biri olarak noktayı koydu.
Eşi Gülsüm Hanım'a ve oğlu Barış'a sabırlar diliyorum.
Kolay olmayacak bu kadar "dik" bir insanın arkasından kadere boyun eğmek!
syilmaz@milliyet.com.tr

Cafe