|
 |
|
|
Ömür aromalı hayat
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Yıllar önce, turizm sektöründe çalışırken, ''ömrünü mesleğine verenler''den biriyle tanışmıştım. Sonradan çok da iyi dost olduk kendisiyle. Hem mektepli hem de alaylıydı... Bir ara soğudu yaptığı işten. Özellikle profesyonel olarak çalışmak artık biraz ağır gelmeye başlamıştı sanıyorum. Ufak tefek fırsatlar dolaştı ayağına. Dalaman-Köyceğiz-Sarıgerme üçgeninin içinde, bir yol üstü lokantası açtı. İşi zaten biliyor. Gerisi tur organizasyonları filân... O tarihlerde bahsettiğim bölgede, bırakın yemek yemeyi doğru dürüst kahvaltı edecek bir bile yok.
* * *
Açılışa gittik. Her şey pırıl pırıl ve yolunda. Sevgili dost bir oraya bir buraya koşturuyor. Herkesi memnun etmek peşinde. Herkes beğensin, mutlu olsun istiyor. Bir ara masamıza geldi, oturdu. Kutladık, hayırlı kazançlar diledik. ''Her şey gönlünce olsun'' dedik. Lâf lâfı açarken, benim yine münasebetsizliğim üstümde, sordum: ''Peki her şey tamam da...'' dedim, ''Bu Ömür Lokantası adı nereden geliyor? Var mı hikâyesi?'' Biraz gölgelendi suratı. Tebessümü, yakınmayla karışık bir ironiye, sitemle tütsülenmiş ama Yaratan’ın gücüne gitmeyecek dozdaki bir bıkkınlığa döndü: ''Hayatımı az çok biliyorsunuz'' dedi. ''Düşe kalka buralara geldik. Çok çile, çok sıkıntı gördüm. Ömürse bu yaşadığımın adı, o da tabelâdan baksın bana istedim...'' Güler misin, ağlar mısın? Sonra herkesin yolu ayrı coğrafyalara düştü, koptuk birbirimizden. Bir kere Antalya’da sokakta karşılaştık. Galiba hâlâ oralarda. Ve ömür, herkes için bir şekilde devam ediyor!
* * *
Beni bu küçük hâtıraya geri götüren şey ise tümüyle başka çağrışımların yakıştırması. Gıda maddelerinin ambalajlarına dikkatlice bakın! Üzerlerindeki yazıların genellikle birbirine benzediğini göreceksiniz. İster meyve suyu olsun ister bisküvi, ister yoğurt ister ciklet; bir şey fark etmiyor. Yazı dili ortak bir mesaj taşıyor: ''Doğala özdeş aroma...'' kullanılmıştır. Muzlu ise muz, çilekliyse çilek, şeftaliliyse şeftali aroması. Kendi yok, sadece aroması var. Üretici mi bizi kandırıyor, biz kendimizi mi avutuyoruz orası belli değil. Aslında belli de ''trend'' böyle olunca arada kaynayıp gidiyor.
* * *
Çok yakında, yaktığımız ormanlar yerine ''orman aroması'', kuruttuğumuz kaynaklar yerine ''su aroması'', yanmış kavrulmuş çiçekler yerine ''çiçek aroması'', kirletilmiş sahiller yerine ''deniz aroması'' üretecekler. Gelecek nesiller şimdi futürist gelen bu zırvaları, şişelerin içinde, hayatının bir parçası olarak kabullenmek zorunda kalacak. Yapay bir hayatın aktör ve aktristleri, yaşıyormuş gibi yapacaklar. Ve bu rezilliği görecek kadar ömrümüz varsa, ben hep o lokanta tabêlasını hatırlayacağım. Sevgili dostun yakındığı noktaya razı olmak varmış. ''Ömürse bu yaşadığımızın adı...'' derken, başımıza geleceği içimizden hiç kimse tahmin edemezdi. Bundan sonra neler olabileceğini şimdi daha kolay kestirebiliyor insan. Demek ki, Nostradamus da öyle mühim bir adam değilmiş. Sadece akşam haberlerindeki, felâket, şiddet, çevre, kaza, doğal afet ve benzeri başlıkları alt alta yazıp toplayın, ''Ömür aromalı bir hayat''ın içinde yaşadığımızı siz de fark edeceksiniz.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|