Maç yok, iş var!
Biz her ne kadar "Futbol masum bir oyundur" desek de, bugün o ısrarlı inancımıza "aynı zamanda ciddi bir iştir!" hükmünü de eklemek zorundayız.Hoşumuza gitsin, ya da gitmesin!
İşimize gelsin ya da gelmesin, futbolun bir iş olduğu...
Özellikle bugün, oyunun masumiyetine gölge düşürmeden gerçeği kabul etmeli, o gerçeğe göre bir durum değerlendirmesi yapmalı ve "iş"i asla kaçırmamalıyız.
En azından o masum oyunun keyif düzeyini arttırmak adına "iş"i başarmak durumundayız.
UEFA'nın tüm spor organizasyonları içinde örnek olarak gösterilen, sürekli katma değer yaratarak büyüyen "UCL UEFA Champions League" hamlesi, bir tür "zenginler kulübü" yaratsa da futbolun en dinamik ve en çağdaş yönünü oluşturuyor.
Şampiyonlar Ligi, teknik direktörlerin, futbolcuların ve futbol adamlarının sürekli başarı için kendilerini yeniledikleri, kariyerlerini zirvelere taşıdığı bir platform... Öyle ki bu platformda en güçlü takımların taktik savaşlarını izleyebilir, yıldız futbolcuların başarı öykülerine ya da yenilgilerine tanık olabilir, unutulmayacak gösterileri alkışlayabilirsiniz.
Futbol ateşi Şampiyonlar Ligi'nde herkesi ısıtmaya da yeter, yakmaya da.
Daha da önemlisi, Şampiyonlar Ligi "altın yumurtlayan tavuk" tur aynı zamanda.
Geçen yıl Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne çok kolay bir giriş yaptı. Bol golle kazandığını Boleslav maçlarını hatırlayalım. Sonrasında Liverpool, Bordeaux ve PSV maçlarında beklediğimiz başarıyı gösteremedi... İyi oynadığı maçları kaybetti. Coşkuyu bir türlü yakalayamadı.
Bu iş ciddiyet ister
Ama ne kadar başarısız olursa olsun, kasasına 14 milyon Euro para girdi. Pazarın bereketinden payını aldı.Elbette 2005'deki İstanbul finalinin rövanşını alarak Liverpool'u yenip 39 milyon Euro kazanan Milan'ın yanında bu para küçük kalıyor... Ama yine de bizimki gibi küçük orta ölçekli, mütevazı bütçeli kulüpler için 14 milyon Euro da büyük para!
O nedenle işte, bugün Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın yüze yüze kuyruğuna geldikleri Şampiyonlar Ligi'nde "iş"i bitirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hem prestij, hem futbol keyfi, hem de parasal açıdan bu fırsatı kaçırmamak gerekiyor.
Fenerbahçe'nin Anderlecht rövanşı kolay olmayacak. Belçika takımı, tarihinin belki de en zayıf döneminde. Ama kulüp olarak Şampiyonlar Ligi tecrübesi çok daha zengin. Bizim şampiyonumuz, belki hâlâ özlediğimiz "takım oyunu"nu oynayamıyor. Ne var ki kadro yapısına baktığınızda "iş"i bitiren birini her zaman bulabiliyor... Bu "iş" bitirenlere Roberto Carlos da katıldı, biliyorsunuz.
Kimbilir, bugün belki de kariyerinin en sıkıntılı dönemini yaşayan Kezman'ın da "iş" bitirme günüdür...
Beşiktaş'a bakarsak... FC Zürich karşısında galibiyet silahını son anda ellerinden düşürdüler. Yine de oradaki beraberlik buradaki rövanş için avantajdır. Taraftarının önünde bir sabır maratonuna çıkacaklar... Golsüz beraberliğin de avantaj olduğunu unutmadan, top kayıplarını azaltarak "iş"i bitireceklerine inanıyoruz.
Türkiye'nin Brüksel'de de İstanbul'da da "iş"ine başarıyla devam etmesi gerek...
Sadece maç, sadece oyun değil futbol... Aynı zamanda çok ciddi bir iş. ...Ve bu iş ciddiyet ister!
Tatile mi çıktın Şakir?Cağaloğlu'da Cemal Nadir sokağındaki tarihi AKŞAM binasının üçüncü katındaki spor servisindeyiz... Yıl 1970 ... Uzun boylu, genç bir delikanlı girdi içeri... "Staj yapmam gerekiyor" diyerek kendini tanıttı... O binada hangi iş olsa yapmaya hazır olduğunu, aradaki gözlemlerinin stajda öğrenmeyi amaçladığı işler için yetebileceğini söyledi. Sımsıcak bir samimiyetle... Yalansız ve doğal.
O'nu o gün muhabir olarak masaya oturtmak da bize nasip oldu. Kısa zamanda anladım ki o benim muhabirim değil, kardeşimmiş... Şimdilerde Manisa Valisi olarak tanıdığınız Refik Öztürk de sayfamızın karikatürcüsü idi.
Biz üç kardeş, hayallerimizi, ümitlerimizi, tutkularımızı ve sevgilerimizi birbirine ekleyip çoğaltarak, hayatı paylaşarak yürüyorduk.
Sonraki yıllar, yollarımızı ayırdı... Refik (Öztürk) kamu yönetimini seçti... Şakir Süter de önce yazı işlerinde, sonra köşe yazarlığında basının en parlak, en sessiz yıldızlarından biri oldu. Ekran polemiklerinden, yağcılıktan uzak, ilkeli ve dürüst bir gazeteci tanımlamasının sahibi ve örneği olarak gösterildi.
Son yazısını yazarken, kimseyi üzmemek, zahmete sokmamak için "tatile çıkıyorum" diyerek belki de ilk yalanını söylemiş bize...
İki yıldan beri sürdürdüğü o amansız hastalığıyla tek başına son savaşına tutuşmuş meğer.
Kardeş kaybetmenin acısını da tattık sonunda. Değerli eşi Gül'e ve sevgili oğlu Barış'a başsağlığı diliyorum.
Sevgili Şakir, seni özlüyorum!
F.Bahçe'nin 100. Yılı
Eurosport kanalı, geçen sezonun sonuna doğru Fenerbahçe'nin 100. Yılı ile ilgili bir program yapma kararı verdi. Eurosport Türkiye Genel Müdürü Bağış Erten, İletişim Koordinatörü Mehmet Sümer'e başvurarak Fenerbahçe'nin Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor'la oynayacağı maçlardan önce röportaj talebinde bulundu. 100. Yıl programları o röportajlarla gerçekleştirilecekti. Sezon bitti. Fenerbahçe şampiyon oldu. Bağış Erten hâlâ bir yanıt bekliyor!
O şaka, Osaka!
Osaka'daki Dünya Atletizm Şampiyonası'nı bizim medyamız 4 akredite gazeteciyle izliyor. Futbolda Türkiye'nin katılmadığı Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları'na gruplar halinde muhabir, foto muhabiri ve yazar gönderip saatlerce program yapıp sayfalar dolusu haber- yorum bombardımanı yapan Türk medyası, bu defa fena halde atlamış görünüyor. Elvan'lar, Nevin'ler, Halil'ler ve Eşref'lerle Türkiye bir atletizm ülkesi olarak orada var olduğunu gösterdi... Medya ise ipe un serdi! Özetle Osaka bizim açımızdan kötü bir şaka oldu!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe