
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Hayırlı olsun
Gül'ün Cumhurbaşkanlığı cumhuriyetimize ve ulusumuza hayırlı olsun.
Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ne olacaktır, ne olmayacaktır?
Sorunun ikinci bölümüyle başlayalım; "seçilmiş kral olmayacaktır."
Prof. Duverger'nin cumhurbaşkanları için kullandığı "seçilmiş krallar" tanımının dışında kalacağını söyleyebilirim.
Buna karşılık... Başbakan Erdoğan, Çankaya'ya çıksaydı, Duverger'nin tanımıyla örtüşen ya da en azından kesişen bir egemenlik çemberi çizerdi.
AKP liderliğinden gelmiş olacağı için hukuk bağlarını kopartmış olsa da Meclis'teki AKP çoğunluğunu, AKP örgütünü ve yüzde 47 AKP oylarının temsil ettiği kamuoyunu arkasına alacaktı.
Bu büyük bir güçtür.
Başbakanı, onu engelleyebilecek kaslara sahip olmayacaktı.
Erdoğan'ın siyaset üslubu da bu tanıma daha uygundur.
Oysa... Saydığım siyasal güç kaynakları Abdullah Gül'ün elinin altında değildir.
Ayrıca... Gül'ün siyaset üslubu ve ılımlı doğası da "seçilmiş kral" portresinin izdüşümü değil.
Her yerde, her gazeteciye sorulan soru bana da yöneltiliyor:
"İkisinin de eşinin başları örtülü, o halde Abdullah Gül ile Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı arasında ne fark var?"
Ben de onlara yukarıdaki satırlarımda yansıttığım farkı anlatıyorum.
Parti grubu, hükümet, örgüt, yüzde 47 çoğunluğa dayalı kamuoyuyla "tek adam" değil mi?
Elbette... Gül ve Erdoğan arasında siyasetin daha ergenlik çağında başlayan çok derin bir omuzdaşlık ve hukuk var. Gül'ü cumhurbaşkanlığına aday gösteren de Erdoğan ama, siyasetin "tek yumurta ikizleri" değiller.
Abdullah Gül'ün Çankaya'da Başbakanlık'tan gelen her kâğıdı imzalayacağını, "Çankaya noteri" olacağını sanmak yanlıştır.
Gerçi, duyarlı konularda Erdoğan'la konuşacaklar, "hükümetin olması gerekenleri" ile "Çankaya'nın olabilirleri" arasında ortak formüller üreteceklerdir... Bu da Çankaya ile hükümet arasında demokrasinin ihtiyacı olan diyalog gereğidir fakat her zaman her olaya aynı pencereden bakmaları mümkün değil.
Özellikle "asker" eksenli konularda bazen diyalog zorlanacaktır.
Bu duyarlılığın dengesine bir örnek vereyim...
"Asker, başbakana bağlıdır fakat cumhurbaşkanı da askerin başkomutanıdır.
Türkiye siyaset geleneğinde asker, görüşlerini, bağlı olduğu başbakana Çankaya üzerinden iletir."
Sanıyorum "ince ayarlı politika" yapan Abdullah Gül, cumhurbaşkanı işlevi kadar, başkomutan sorumluluğunu da önde tutacaktır.
Askerle, bugün sanılanın çok ötesinde iyi ve güvene dayalı bir diyalog kurmayı hedefleyecektir.
AKP'nin oylarıyla seçilmiş olmanın üstüne çıkarak, Türk ulusunun ve Türkiye'nin tüm kurumlarının cumhurbaşkanı olmanın rejimi rahatlatacağını algılayacak deneyime sahiptir.
Önemli olan, lehine görünen bu kartları iyi oynamasıdır.
Bugünkü Anayasa, Çankaya'ya büyük yetkiler vermiştir.
"Yarı başkanlık" sistemi diyebileceğimiz bir yetkiler demetidir bu.
Yukarıdaki satırlar mevcut Anayasa içindir.
Oysa... Yeni bir Anayasa ile cumhurbaşkanı yetkilerinin budanması, Çankaya'nın "simgesel" hale gelmesi öngörülüyor.
O zaman bir başka Çankaya oluşacak ve bir başka Gül...
Özünde ve sözünde askerin "ülkesi ve milletiyle bir ve bütün Türkiye istemesi... Laik, demokrat Türkiye" için duyarlılığını vurgulamasına kim karşı çıkar?..
Asker ve siyaset ilişkilerine gelince...
Dün yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Meclis'te askeri törenle karşılanması bir görüntüdür.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının yemin törenine katılmamış olmaları ise bir başka görüntü... Yemin töreni sonrası Gül'ün İstiklal Marşı'nı söylemesi, buna karşılık susanlar da dikkat çekici görüntülerdi.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe