
Hurşit GÜNEŞ
Gösterge
Rogoff bile yanıldı mı?
IMF'nin eski başekonomisti ve Harvard Üniversitesi profesörü Kenneth Rogoff geçen yaz Cato Journal adlı dergide yazdığı makalede gelişmekte olan piyasaların krize girme olasılığını tartışmıştı. Makale çıktığı anda küresel piyasalar dalgalanıyordu. Aradan bir yıl geçmesine rağmen şimdi yine sarsılıyoruz.
Rogoff dört yüzyıl önce (zamanın gelişmekte olan) şimdi gelişmiş olan ülkelerden Fransa'nın 8, İspanya'nın da 13 defa borç krizine girdiğini hatırlatıyor. Brezilya ve Meksika'nın 8'er defa, Türkiye'nin de 6 defa borç krizine girdiği biliniyor. Buna rağmen son yıllarda gelişmekte olan ülkelerin risk primleri bir hayli düştü. Artık hemen hepsi rahatlıkla ve en ucuz biçimde borçlanabiliyor. Tabii "orijinal günah" dediğimiz bir farkla: Borcu o ülkelerin kendi paraları cinsinden olmuyor.
Farklı görüşler
Rogoff, düşük faizli bu dönemin küresel ekonomilerdeki çoğu hatayı örterek kimi ekonomistleri iyimserliğe ittiğini belirtiyor. Tüm dünyada emlak fiyatlarının uçmasının temelinde de bu yatıyor.
Ancak kimi ekonomist de dünyada çok büyük verimlilik artışları ve küreselleşmenin kazandırdığı devinimle üst üste sağlanan yüksek büyüme performansının sürdürülebilirliği konusunda kaygılı.
Bu konuda karar vermek elbette kolay değil. Şunu bilmek gerekiyor: Şu ana kadar yaşanan parlak dönem ABD'deki düşük faizlerden mi kaynaklanıyor, yoksa Çin'in sergilediği olağanüstü büyüme performansından mı? Yahut da her ikisinden mi? Biz her ikisinin de rol oynadığı kanısındayız. Bu nedenle küresel piyasalarda ABD'deki faizlere bağlı olarak tüm gelişmeleri açıklamak ya da orta vadeli yorumlar yapmak pek de doğru değil. Diğer bir deyimle, şu anda FED faizlerine bağlı olarak yapılan birçok yorum ve pozisyon aslında abartılı. Üstelik FED'in yüksek düzeydeki faizine rağmen ABD ekonomisi hâlâ canlıysa ve Çin de hâlâ büyüyorsa kaygıların çoğu yersiz.
Ancak Rogoff, makalesinde son derece kaygılı. ABD'nin cari işlemler açığı dünyada yaratılan dış açıkların toplamının dörtte üçüne eşit. Bu açık ABD'nin milli gelirinin de yüzde 6'sı ediyor. Yarıya inmeden risklerin azalmayacağı biliniyor. Yarıya inebilmesi için de doların ciddi ölçüde değer kaybetmesi gerekiyor. Özellikle de Asya paralarına karşı. Çünkü ABD'nin en yoğun ithalat artışı Asya ülkelerinden kaynaklanıyor.
Dolar değer kaybetmeli
Rogoff bu değer kaybının dış ticaret ağrılıklı olarak en az yüzde 20 olması gerektiğini düşünüyor. Makale yayımlandığında euro-dolar paritesi 1.27'ydi. Şimdi ise 1.37... Yani değer kaybı şimdiden yüzde 8 oldu bile. Ama dış açık hiç azalmadı. Bunun bir nedeni, Çin'in ulusal parası yuanın sabit olması. Diğeri de, malum, doların hâlâ değerli olması. En azından paritenin 1.50'ye varması gerekiyor.
Doların hızla değer kaybetmesi yükselen piyasalar için de son derece önemli. Çünkü o süreçte bu piyasalara inanılmaz bir fon akışı yaşanıyor. Oysa krizler dolar güçlenirken oluşuyor. Yani bu ülkelerden para çıkıp dolar güç kazanırken, yükselen piyasaların para birimleri değer kaybediyor. Dolar bazındaki borçlar da ödenemez hale geliyor.
Peki, fonlar nereye akıyor? Rogoff'a göre parası en güçlü, dış açığı en zayıf ülkeye... Oysa TL en kırılgan para birimi. İşte bu da Rogoff'u şaşırtıyor.
hgunes@milliyet.com.tr

Cafe