
Benim miladım Gülbeyaz
Yeni bir albüm projesiyle karşımıza çıkan şarkıcı, oyuncu ve sunucu Şevval Sam için "Gülbeyaz" dizisinin yeri başka. Sam "Hayatım iki bölümden ibaret; 'Gülbeyaz'dan önce ve 'Gülbeyaz'dan sonra" diyor
FOTOĞRAFLAR: ŞAHAN NUHOĞLU
İlk solo albümünü 2006'da çıkaran Şevval Sam, "Istanbul's Secrets with Şevval Sam" adlı çalışmayla artık dünya pazarında. Türkiye'de Kalan Müzik etiketiyle yayınlanan "Istanbul's Secrets", UP Bustle & Out grubunun İstanbul'un seslerinden, şarkılarından yola çıkarak yaptığı ilginç bir proje. Albüm, "Bristol Sound" temsilcilerinden UB&O'nun Şevval Sam'ın sesinden İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve Türkçe olarak kaydettiği şarkıların yanı sıra ABD'de Portekiz'e, İspanya'dan İngiltere'ye Fransa'dan Türkiye'ye birçok müzisyenin katkısıyla hazırladıÇı bir çalışma.
Albümde, İngilizce bir şarkı olan "İstanbul's Secrets"ı alaturka formunda yorumlayan Şevval Sam, "Ben Seni Sevduğumi"yi Türkçe okudu, Radio Taifa'nın solisti ise parçayı İspanyolca yorumladı.
Portishead'in basçısı Jim Bar, Grammy Ödüllü Radio Tarifa ve Thievery Corparation'ın da yer aldığı "Istanbul's Secrets" daha piyasaya çıkmadan dünyaca ünlü radyocular ve müzik programcıların desteğini aldı. Türkiye'den sonra Almanya, Yunanistan ve İspanya'da özel baskıları yayınlanacak albüm uluslararası dağıtım firması Groove Attack tarafından tüm dünyaya dağıtılacak. Albümün konser çalışmaları için bir süredir İspanya'da olan Sam'la Türkiye'ye gelir gelmez buluştuk.
Bu proje için teklif nasıl geldi?
İki sene önce Kaş'ta grup elemanlarından biriyle tanıştım ve arkadaş olduk.
Hangisiyle?
Rupert Mould.
'Benim için büyük şans oldu'
Albümde birlikte fotoğrafınızın olduğu erkek mi?Evet. O kendi müziğinden ben kendi müziğimden bahsettim. Kaldı ki o zaman daha albümüm çıkmamıştı. Onlar da albümlerini tamamlamak üzereydiler ama bir sonraki albümlerini başka bir etnik baz üzerinden yürütmeyi düşünüyorlardı. Bizim arkadaşlığımız bunun İstanbul olmasına neden oldu. Kaldı ki bundan beş sene önce İstanbul bazlı bir albüme kalktılar ama yeterli materyale ulaşamamışlar. Gerekli insanlarla karşılaşamamışlar. Ben bir şekilde aracı oldum, ne olduğunu anlamadan bu işe girdim. Fakat sonradan çok keyif aldım. Çünkü deneysel bir çalışma oldu benim için. Bana alt yapıları veriyorlardı, sözleri veriyorlardı. "Bunun üstüne söyle" diyorlardı. Ne söyleyeceğim, nasıl söyleyeceğim derken sonra baktım ki benim içimde çok müzik var. Bunları açığa çıkarabileceğim bir alan bulmuş oldum. O dönem Radio Tarifa'yı çok dinliyorduk, "Radio Tarifa ile şarkı söylemek ister misin?" dedi bana. Dedim istemez miyim? Tabii ki ama bu kolay bir şey değil ki! Sihirli değneği dokunduran peri gibi bir şey olacağını düşünmüyordum. Hakikaten Radio Tarifa ile bağlantı kurdu ve şarkısını birlikte okuduk. Mesela "Ben Seni Sevduğumi" 5/8'lik bir şarkı. Onlar bunu 2/4'lük yaptılar. Araya bir İspanyol gitarı girdi şarkı inanılmaz bir hale geldi. Biz bu kalıpları kıramazdık. "Ben Seni Sevduğumi"yi o şekilde okumak hem aklıma gelmezdi, hem de cesaret edebileceğim bir şey değildi. Bu benim için çok büyük bir şans oldu.
İspanya'daydınız.Bu albüm için miydi seyahat?
Bu projeyi sahneye taşımak için bir takım provalar yapmak gerekiyor. Bazı alternatif konser performansları sergiledik. DJ, ben. 3-5 kişilik orkestra ve ben gibi... Sahne versiyonu olan CD'ler var. Yarı playback gibi oluyor. Bütün alt yapılar, birlikte söylediğim o yabancı şarkıcılar o CD'de oluyor, benim yerim gelince de ben canlı okuyorum
Bu projenin devamı gelecek mi?
Evet. "İstanbul's Secrets 2"nin alt yapıları hazır. Onda da 18 civarında şarkı olacak. Onda da Rumca ve Portekiz'ce şarkı söyleyeceğim.
Sizin sanat yolculuğunuz hep şarkıcı, oyuncu ve sunucu olarak mı sürecek? Bir form doldurduğunuz zaman "meslek" bölümüne ne yazıyorsunuz?
Aktrist şarkıcı...
"Gülbeyaz"dan önce ve sonra da dizileriniz oldu. Ancak hiçbirindeki rolünüz "Gülbeyaz" gibi size yeni bir isim kazandırmadı, neden?
Az önce söylediğim kesişmeden kaynaklanıyor. O dönem benim hayatımı değiştiren dönemdir. "Gülbeyaz" benim kişisel olarak da kendi hikâyeme dair de bütün hayatımı değiştiren bir dönemdir. "Gülbeyaz" öncesi ve sonrası diyebileceğim kadar önemli bir projedir benim için. Sadece bir televizyon dizisi değildi. Oradaki dostluk, oradaki hikâye, oradaki paralel kurgular, oradaki müzik, her şeyiyle dört dörtlük bir işti. Bu kadar severek oynadığım hiçbir iş olmadı. "Süper Baba"dan çok zevk aldım ama o zaman daha farkında değildim meselenin. "Aşkın Dağlarda Gezer"den çok zevk aldım. Ata biniyordum, bir takım atraksiyonlar oluyordu onlar hoşuma gidiyordu ama "Gülbeyaz" başlı başına bir fenomendi benim için. Keşke gelse öyle bir proje. Çünkü bir oyuncunun bundan daha fazla isteyebileceği bir şey olmaz. Orada biz ekip olarak muhteşemdik, yapımcıyla (Tomris Giritlioğlu) ciddi sorunlarımız vardı.
'Bir aileye bir futbolcu yeter'
11 yaşındaki oğlunuz Tarık Emir şimdiden ne olmak istediğiyle ilgili fikir beyan etmeye başladı mı? Babası gibi futbola merakı var mı?Futbola merakı yok. Aileyi bir topçu yeter... Aslında bir bakıma da iyi futbola ilgi duymaması. Ebeveynlerle çocukları, eğer ebeveynler çok başarılıysa bir gün gelip mukayese edilebiliyorlar. Metin (Tekin) çok başarılı bir futbolcuydu Beşiktaş'ta. 100 yılın kadrosuna seçildi Beşiktaş'ta. Tarık Emir eğer futbolcu olmaya karar verseydi aşması gereken bir çıta olacaktı. Bir de 30 yaşından sonra bitiyor futbol hayatı. Zaten müziğe ve resme korkunç ilgisi var. Bizim tarafa çekti o anlamda. Keman çalıyor, bunu geliştirmek istiyorum onda.
Nerede okuyor?
Şişli Terakki.
Kaçıncı sınıfa gidecek?
Bu sene 5'e geçti.
Kemana siz mi yönlendirdiniz kendiliğinden mi ilgi duydu?
Seçmeler oldu. Yeteneği bulundu ve ona başladı. Ben edebiyatçı olmasını, yazar olmasını çok isterdim. En çok istediğim oydu. Çünkü yazı başka bir şeydir. Yazı işi müthiş bir hayal gücü ve disiplin istiyor. Bu zamanki çocukları bir şeye konsantre edemiyorsunuz. Çünkü o kadar alternatif eğlence biçimleri var ki...
'Etiketlere ihtiyacım yok'
Sabah kalktığınızda günlük programınızı bir şarkıcı olarak mı yapıyorsunuz, oyuncu olarak mı?
Bu kendinize nasıl baktığınızla da alâkalı. Ben Şevval olarak kalkıyorum. O sırada şarkı söylemek istiyorsam, o gün şarkı söyleyeceksem şarkılarımı söylüyorum. O gün oyunculuk yapacaksam ona göre programlanıyorum. Hele ikisini de yapacaksam tadından yiyemiyorum. Şarkıcılık, sunuculuk bunlar etiket. Ama şarkıcı, sunucu gibi etiketlere ihtiyaç duymuyorum.
Yeni yayın döneminde televizyona dair bir proje var mı?
Henüz yok.
Geriye dönüp baktığınızda iyi ki yapmışım dediğiniz neler var?
İyi ki çocuğumu doğurmuşum. İyi ki "Gülbeyaz" dizisinde oynamışım. İyi ki albüm yapmışım. İyi ki "Sek" albümü çıkmış. İyi ki "İstanbul's Secrets"ı yapmışım.
Keşke yapmasaydım dediğiniz ?
O kadar erken evlenmek istemezdim.
Keşke yapsaydım dediğiniz?
Yurtdışında okumak isterdim. 5-6 dil konuşmak isterdim. Şu anda çok iyi derecede İngilizce konuşuyorum. Biraz İspanyolcam var. İspanyolca'yı öğrenince Portekizce'yi de sökerdim. Fransızca ve Yunanca konuşmayı çok da isterdim.
'Gıcık kadın' Şevval
Sorularım arasında yoktu ama şu an aklıma geldi, sormak istiyorum. Şevval Sam'ın bizim cephemizdeki izlenimi "gıcık bir kadın". Niye öylesiniz?
- Evet yaaa. Beni niye öyle algılanıyorum bilmiyorum.
Oysa sohbet ederken çok sıcak, cana yakın birisiniz. Ne oluyor da öyle oluyor?
- Gerçekten öyle... Evet, çok doğru. Benim böyle bir şeyim var. Bazı muhabir arkadaşlar aralarında kura çekiyormuş, ben gitmek istemiyorum, sen git diye. Benim vıcık vıcık olmayan bir halim var. Vıcık vıcık olmamak zaten olması gereken bir durum. İnsanlar niye vıcık vıcık olurlar ki? Hormonlu domatesin yanında gerçek domatesi alkışlamak gibi bir şey. Tevazu da böyle bir şey. "Ne kadar da mütevazısınız" diye şaşkınlık içinde kalıyor bazı insanlar. Tevazu alkışlanacak bir şey olunca tevazu olmaktan çıkıyor. Bu kadar anormal bir ortam, insanlara o kadar normal gelmeye başladı ki insanlar normal olana anormal demeye başladılar. Dolaysıyla bu durumda ben gıcık duruyorum. Vıcık vıcık olmadığım için gıcık oluyorum. Kafiye de yaptım size.
10 isim ve çağrıştırdıklarıLeman Sam: Annem
Kazım Koyuncu: Çok erken kaybettiğimiz bir dost
Cem Davran: Eğlenceli bir oyun arkadaşı
Hasan Saltık: İnsanın arkasını dönebileceği bir dost
George Bush: Maşa
Cem Yılmaz: Hakikaten çok komik
Şevket Altuğ: Baba
Bekir Coşkun: Nazım Alpman gibi yalnız olmadığımı hissettiren biri
Müzeyyen Senar: Müziğiyle büyüdüm
Hugo Chavez: Cengâver
aeyuboglu@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe