
Taha AKYOL
Objektif
Cepheden anneye ve sevgiliye
1921 yılı, ağustos ayının son haftası... Sakarya savaşının en sıkıntılı günleri... Ordumuz mağlup olabilir, Yunan Ankara'ya girebilir! Her ihtimale karşı, Meclis'in Kayseri'ye taşınması için hazırlık yapılıyor!
Çankaya'da 'seven kadın' Fikriye Hanım, hem ülkesi hem Mustafa Kemal Paşa için derin kaygılar içinde...
26 Ağustos günü Mustafa Kemal Paşa, özel kalem müdürü Hayati Bey'e bir telgraf gönderiyor: Fikriye Hanım'ın Keskin ilçesine gitmek üzere "iki gün zarfında hareket etmesinin" sağlanmasını istiyor!
Fikriye Hanım'la birlikte birkaç aile dostu, Fethi Okyar ve gazeteci Ruşen Eşref ile eşleri Keskin'e gönderilecektir; muhtemelen oradan da Kayseri'ye...
Mustafa Kemal'in telgrafında bir talimat daha vardır:
"Fikriye Hanım'ın yanında lüzumu kadar muhafız bulundurunuz!"
O dönemde Anadolu'da eşkıyalık yaygındı çünkü.
Kumandan ve insan
Aradan tam bir yıl geçmiştir; 26 Ağustos 1922'deyiz. Büyük Taarruz başlamıştır; İzmir'e akan orduların başında Gazi Paşa 28 Ağustos'ta Afyon'a girmiştir. Aynı gün yine Ankara'daki özel kalem müdürü Hayati Bey'e bir telgraf çekiyor; iki kadına ulaştırılmak üzere:
"Validem Hanımefendi'ye ve Fikriye Hanım'a:
Buraya geldikten sonra düşmanı kovmak icap ettiğinden, taarruz ederek İnayet-i Bâri (Allah'ın inayeti) ile (düşmanı) attık ve Afyon Karahisar'ını aldık. Dolayısıyla daha birkaç gün buralarda kalmam lazım gerekecektir. Siz müsterih olunuz. İnşallah duanız bereketiyle bütün memleketi düşmandan kurtarmak mümkün olacaktır.
Başkumandan Mustafa Kemal"
Başkumandan'ın insani tarafı, kan ve ateş içinde unutulmayan sevgiler...
Birinci telgrafta, kara haber vardı, ikincisinde zafer müjdesi.
Bir yıl içerisinde, "Milli Mücadele ruhu"nun manevi gücü, "Tekâlif-i Milliye" denilen olağanüstü vergilerle başarılan büyük fedakârlıklar, Bolşevik Rusya ve İslam Dünyası ile yürütülen dış politika Milli Ordu'yu bu kudrete ulaştırmıştı.
Mustafa Kemal sadece kumandan değil, bu yönleriyle, siyasi lider ve diplomattır aynı zamanda.
Ve siyaset...
9 Eylül 1922, İzmir!..
Ama Çanakkale, İstanbul, Trakya hâlâ işgal altında! Karşıda Ege adaları!
Muzaffer ordu, yeni zaferler için yürümeyecek mi?!
Bunun tehlikeli olacağını yazan Karabekir'e Gazi'nin 22 Eylül 1922 günlü cevabı:
"Pek kuvvetli olmamıza rağmen, siyasette pek hesaplı ve mutedil bulunuyoruz... Herhalde meseleyi siyasetle halletmeyi tercih etmekteyiz."
Evet, Çanakkale, İstanbul ve Trakya, "siyasetle halledilecek"tir; yani Mudanya ve Lozan...
Peki, Musul meselesi?
Misak-ı Milli'ye göre "İzmir gibi, Erzurum gibi vatan toprağı" olarak görülen Musul yöresinden Türkiye'ye bölücülük tehdidinin gelebileceğini Gazi de söylüyor, Karabekir de, İsmet Paşa da...
Fakat siyasetle başaramıyorlar! Yunanı denize döken ordunun Musul'u almak için savaşa girmesini ise, Gazi ve bütün kumandanlar "vatanın tamamı için tehlikeli" buluyorlar; 1926'da Milletler Cemiyeti'nin çizdiği bugünkü sınırımızı kabul ediyoruz.
Milli Mücadele insani, askeri, sosyal ve siyasi yönleriyle muazzam bir kitaptır.
O muazzam kitabı kanla ve akılla yazan Gazi, Fevzi, İsmet, Karabekir Paşa'ları, silah arkadaşlarını, Birinci Meclis'in kahraman üyelerini saygı ve rahmetle anıyorum.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe