
Doğan HEPER
Not
Türkiye için dönüm noktası
BU topraklar bizim. Bu devlet, bu cumhuriyet, bu demokrasi, bu ülke bizim.
Ve bu ülkenin insanları bizleriz...
Ama bizler mutlu muyuz?..
Aylardır, günlerdir gündemimiz değişmedi. Tek maddede odaklandı kaldı:
Cumhurbaşkanlığı kavgası...
Buna can dayanmaz.
Enerjimiz boşa akıp gitti.
"Kıvançta, tasada birliğiz" deyişi hayal olmak üzere...
Neden böyle oldu?
* * *
DÜNYANIN en gözde bölgesindeyiz.
Dört mevsimi birden yaşayabiliyoruz.
Kaç medeniyeti birden özümlemişiz.
72 milyonuz ve Avrupa'nın en genciyiz.
Ama huzurumuz yok. Çünkü, uzlaşma nedir bilmiyoruz.
* * *
İÇİNDE olmak istediğimiz Avrupa'nın ülkeleri ortak paraya geçti.
Tek güç olmaya doğru hızla ilerliyor.
Biz ise seyrediyoruz.
Çünkü, kendi kendisiyle kavgalı bu ülkeyi, Türkiye'yi dışlıyorlar.
* * *
DEVLET, hükümet, siyaset, demokrasi insanların mutluluğu için var, değil mi?
O partiye de oy vermiş olsak, bu partiye de, biz aynıyız. Farklı değiliz. Biz sonuçta bu ülkenin yüzde yüzüyüz. Oy oranları bizi bölemez. Oranlar seçimden seçime önem kazanır, seçim bitince kaynaşır, birleşir, yüzde yüzleşiriz.
Bu böyledir. Böyle olmalıdır.
Her gün seçim varmış gibi oylar, oranlar, farklılıklar, zıtlıklar tartışılmaz, körüklenmez.
Uzlaşmalar, ortak noktalar, hedefler, idealler, arzular, insanları birleştirir, mutlu kılar. Onlar aranmalı, bulunmalı, sergilenmeli.
Oysa biz uzun zamandır birlik beraberlik yerine, kavgayı koyduk.
Kolayı seçtik.
Düşmanın yapamayacağını yapıyoruz. 72 milyon, bölünüp, parçalanıp birbirine düşüyoruz.
Bu ülkede kimsenin kimseye, "Benim görüşümü kabul etmiyorsun, haydi sana uğurlar olsun" demeye hakkı yok.
Gün uzlaşma günü. Bunu Başbakan söylemedi mi? Söyledi, ama yapmadı, olsun tarih bunu da yazacak.
Artık, Gül'ün Cumhurbaşkanı olduğu biz istemesek de belli oldu. Yani "son kale düşürüldü."
Artık kavganın bittiği ilan edilmeli, sulhun, istikrarın temelleri atılmalı.
Gül, ettiği yemine sadık kaldığı sürece.
Bu cümleler "Milliyet"ten alındı.
Ekonomi dünyasından genellikle bu kabineye olumlu bakış da var. Mehmet Şimşek ve Zafer Çağlayan'ın bakanlar arasında yer alması ve ekonomide bir koordinatör bakanın bulunması da buna delil sayılıyor.
Kabinede yeni 8 bakanın yer almasına rağmen omurganın değişmediği de belli oluyor.
Hayırlısı olsun.
Ama bu kurallar içinde sağa sola park etmeye engel olacak bir kural yok.
Yani Ulaştırma Bakanlığı servis içindekileri düşünüyor da, servis dışındakileri düşünmüyor.
NEDEN?
Arap ülkeleri hiçbir olayda Türkiye'nin yanında samimi olarak yer almadı, destek olmadı.
Ankara'da belki bu yüzden, Amerika'nın kayıtsız şartsız desteklediği İsrail'in yanında yer aldı.
Öyle ki, yıllarca Ortadoğu'da ABD'nin iki kalesi var, Türkiye ve İsrail, denildi.
Oysa, son zamanlarda Washington ile Ankara'nın arasının açıldığını görüyoruz. Türk halkı da artık Amerika'yı tutmuyor. Çünkü ABD'nin PKK'yı şımarttığını biliyor. Amerika İran'ı da düşman ilan etti. Bir bakıma İran'a ambargo uyguluyor ve dostlarının da bu ambargoyu uygulamasını istiyor. İran İsrail'in de düşmanı, oysa Türkiye İran'la dostluğunu ABD'ye rağmen sürdürüyor ve yeni anlaşmalar yapıyor.
İşte tam bu anda Amerika'daki Yahudi lobisinin yön değiştirip Türkiye aleyhine aldığı "Ermeni soykırımı yapılmıştır" kararı boşuna alınmış bir karar sayılamaz. Herhalde bu ABD'nin isteğiyle Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak için alınmış bir karardır.
İyi ki İsrail'de Peres gibi sağduyu sahibi liderler var, onlar sayesinde ABD'deki Yahudi lobisinin de sonunda geri adım atması bekleniyor. Geri adım İsrail devletinin de lehine olacaktır. Ortadoğu'da düşman Arap devletleriyle ve İran'la çevrili İsrail'in Türkiye ile iyi ilişkilerden başka çaresi var mı?
AYI LİNCİ
Bu linç iki saat sürdü.
Öldürülen sevimli bir ayı yavrusuydu. Öldürenlerse etrafa gülücükler dağıtan ve sopalarıyla taşlarıyla zavallı küçük ayıyı öldürmeye çalışan insanlardı. Daha doğrusu insan müsveddeleriydi.
Onların yaptıkları vahşeti TV'de görünce tansiyonum yükseldi, insanlığımdan utandım. Ve "Bunlar insan olamaz" dedim.
Ertesi gün bir haber çıktı.
Bir karı koca tavuklarının dikenli tellere sıkışan ayağını tedavi için iki bin sterlin harcamışlardı. Bir yıl boyunca veterinere götürülüp getirilen tavuğun tek bacağının kesilmesine karar verilince genç karı koca bu ameliyatı karşılayabilmek için bankadan kredi almışlardı.
Bu haberi okuyunca bizim ayı yavrusunu linç edenler aklıma geldi. Onlar da insan, bunlar da, dedim. Ama aralarında dünyalar kadar fark yok mu? Öyleyse birincilere insan demeyelim. İkincilere hakaret olmasın.
dheper@milliyet.com.tr

Cafe