
Semih İDİZ
Karamsarlığın ülkeye hayrı yok
Bugün devam etmeyi umduğum Ermeni konusunu bir sonraki yazıma bırakıp 11'inci Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül hakkında yazmayı daha uygun görüyorum.
Her şeyden önce, demokratik kültürü içselleştirmiş biri olarak, herkesin Abdullah Gül için "Benim cumhurbaşkanım değil" deme özgürlüğüne sahip olduğuna inanıyorum. Bu nedenle Başbakan Erdoğan'ın "O zaman vatandaşlıktan çık" yaklaşımının hatalı olduğuna ben de inanıyorum.
Ancak, ortada göz ardı edilemeyecek bir gerçek de var. Sayın Gül'ün seçilme şeklinde ne demokrasi, ne de Anayasa açısından bir sakınca vardır. Cumhurbaşkanının "uzlaşma" yoluyla seçilmiş olması elbette ki tercih edilirdi. Buna rağmen Abdullah Gül Türkiye Cumhuriyeti'nin meşru Cumhurbaşkanı'dır.
Hasan Cemal'e katılıyorum
Bu çerçevede ettiği yemin de ortadadır. Ardından yaptığı konuşma ise kayıtlara geçmiştir.
Hasan Cemal'in CNN Türk'te söylediğine katılıyorum. Sayın Gül, kapsamlı konuşmasının çerçevesini çok sağlam çizmiş. İçeriğini de anlamlı bir şekilde doldurmuş.
Özetle, Sayın Gül, ayrım yapmadan her kesimi kucaklayarak, demokrasimizi çağdaş uygarlığın gerektirdiği seviyeye çıkarmak için çalışmayı vaat etmiştir. Ayni şekilde, sosyal adaleti pekiştirecek reformların uygulanmasının önemini vurgulamıştır.
Bu arada AB perspektifinin öneminin altını da çizerek, Türkiye'nin yüzünün Batı'ya dönük olmaya devam edeceğini ortaya koymuştur. Bu da Batılı diplomatik çevreler tarafından, tahmin edilebileceği gibi, memnuniyetle karşılanmıştır.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Gül ayrılıkçı teröre karşı kararlı bir şekilde durmanın önemini de vurgulamıştır. Türkiye'nin caydırıcı bir silahlı kuvvetlere sahip olmasının büyük önemi üzerindeyse özellikle durmuştur.
Laiklik tanımında terslik yok
Sayın Gül aynı zamanda laik düzene sadık kalacağını da vurgulamıştır. Ortaya koyduğu laiklik tanımında da bir terslik yoktur. Buna rağmen bu konunun kendisi için her zaman bir "Aşil topuğu" olacağını biliyor. Nitekim askeri kesimin yemin törenini boykot etmesi bu açıdan sorunların yaşanacağını göstermiştir.
Ancak, Sayın Gül'ün laik düzenimiz açısından bu aşamada ters bir tavır içinde olmasını beklemiyorum. Fakat destekleyeceği kimi demokratik açılımların ret cephesi tarafından aleyhinde kullanılmaya çalışılacağı da kesin.
Yeni bir döneme girildi
Nitekim "Kapım herkese açık olacak" sözü bazıları tarafından şimdiden "Türbanlıları Köşk'e almak için can atıyor" şeklinde yorumlandığını görüyorum. Ancak, konuşmasında ortaya koyduğu olumlu rotadan şaşmadığı takdirde, bu tür çıkışların uzun vadede çok etkili olacağını sanmıyorum.
Özetle, Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Sayın Gül de cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı kalıp herkesin cumhurbaşkanı olmak için ant içmiştir. Performansının hangi kıstaslara göre değerlendirilmesi gerektiğini de konuşmasıyla ortaya koymuştur.
Bu açıdan iyimser olmanın en isabetli yol olacağına inanıyorum. Bu elbette ki kendisine açık çek verilsin anlamına gelmez. Fakat kötümserliği körükleyerek sürekli olarak yeni krizlere davet çıkarmaya çalışmanın da ülkemiz için bir hayrını göremiyorum.
sidiz@milliyet.com.tr

Cafe