
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Gül dönemi
Abdullah Gül Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi. 367 krizi, 'e-muhtıra', 'erken seçim' derken, nisanda içine girdiğimiz 'türbülans'lı dönemden demokrasiyi kazaya uğratmadan çıkıyor olmamız başarıdır.
Sayın Gül, yemin törenindeki konuşmasında 'tarafsız' ve bütün vatandaşları kucaklayan bir cumhurbaşkanı olacağını vurgularken, cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkacağını ve 'bir hak ve özgürlükler sistemi olan demokrasi içinde farklı hayat tarzları için özgürleştirici bir model olduğu kadar bir sosyal barış kuralı' olan laikliğe bağlı kalacağını söyledi.
Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkışını cumhuriyet tarihi açısından yeni bir 'milat' olarak görenler hayli yaygın. 'İkinci Cumhuriyet' vurgusu yapılıyor. Yabancı medya, Gül'ün 'İslami kökenli ilk Cumhurbaşkanı' olduğu nitelemesiyle Türkiye'de rejimin giderek 'ılımlı İslam'a dönüşeceği kaygısını körüklüyor.
Yemin töreninde TBMM'deki localarda yer almayan 'askerin gölgesi', 1960'lardan bu yana muhtıra ve darbelerle kesintiye uğratılan demokrasinin üzerine düşürülmek isteniyor.
Kimi zaman 'kriz'lere sürükleniyor olsak da, yüzünü Batı'ya çevirmiş, AB sürecinde ilerleyen, iktidarların 'seçimle' değiştiği sivil ve demokratik bir düzende ekonomik ve sosyal sorunlarla baş etmeye çalışıyoruz.
Gül Çankaya'ya çıktı diye 'karalar bağlayan' çevrelerin felaket tellallığı yapmak yerine halkı kazanmaları gerekiyor. Merkez sağ ve sol siyasetler 'birlikte kazanmaya' dönük Erdoğan-Gül modelinden ders almalılar! Çekilmeyi bilmeliler.
Başbakan Erdoğan isteseydi kendisi Çankaya'ya çıkardı ancak Özal, Demirel gibi 'Benden sonra tufan' demedi! Gül'e Köşk'ün yolunu açtı.
1950-60 arasındaki DP döneminden bu yana yaşanmayan 'tek parti' dengesi kuruldu.
Bu dönem yeni bir muhalefet anlayışını da doğuracaktır. Askercil olmayan, "Laiklik elden gidiyor" diye darbelere umut bağlamayan sivil ve demokratik bir muhalefet!
Eşi 'başörtülü' bir cumhurbaşkanı seçilmesiyle 80 yıllık bir 'tabu' yıkılmış, kendilerini sürekli ayrımcılığa uğramış, ezilmişlik duygusunu politikaya yansıtmış bir anlayışın en önemli silahı ortadan kalkmış oluyor.
Demirci Ahmet Hamdi Bey'in oğlu Abdullah Gül'ün Kayseri'den Çankaya'ya yolculuğunun, İslamköy'den çıkan Demirel'den, Malatyalı Özal'dan, Afyonlu Ahmet Necdet Sezer'den ne farkı var?!
Atatürk'ün, 'İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir toplumuz' sözü bir kez daha doğrulanmış oluyor. Cumhuriyetin kazanımlarıyla yetişmiş kuşaklar Türkiye'yi İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürmezler. Korkmayalım!
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe