"Akmerkez'deki piyasa Everest'te de var"
Doktora tezi için Everest'e çıkan Gülnut Tumbat: "Son model çadırlar, çok şık insanlar... Tam bir sosyete var. Herkes birbirinin nasıl göründüğüne bakıyor, performansları kıyaslıyor"
BAHAR BAKIR
Gülnur Tumbat 17 yaşından beri dağcı. Bugüne kadar Gürcistan, Rusya ve Türkiye'de 25'ten fazla dağda yüksek irtifa tırmanışı yapmış. Bu merakını akademik eğitimi için de hayli ilginç bir biçimde kullanmış. ABD'de yaptığı işletme doktorası için tez konusu olarak "riskin insanlara nasıl pazarlandığı"nı seçmiş. Bunun için 2004'te Everest ana kampında incelemeye gitmiş. İşletme ile dağcılığı bir araya getirdiği bu girişim sonucunda ilginç sonuçlara ulaşmış.
Dağda insanların sınıflarını, rollerini unutup eşit koşullar altında ve kolektif çalıştığını düşünseniz de Everest'te durum hiç böyle olmamış. "Everest'te Akmerkez gibi bir piyasa var. Herkes birbirinin kıyafetine, performansına bakıyor. Rekabet çok büyük" diyor.
Riskin pazarlanması konusu ile dağcı geçmişinizi birleştirerek orijinal bir doktora tezi yazdınız. Bunun için Everest'i seçtiniz. İnsanlar risk için nelere katlanıyor?
Risk genelde adrenalin bağımlığı olarak bilinir. Ama böyle değil. Mesela dağcılıkta adrenalin yoktur. Çünkü çok yavaş ve uzun ilerleyen bir iş.
5 bin 300 metrede Everest ana kampa ulaştığınızda ilk gözlemlediğiniz şey ne oldu?
10 günlük bir yürüyüşün ardından ilk olarak macera şirketleri ve onların bölünmüş kamp alanlarıyla karşılaşıyorsunuz. Oradaki herkes bana çok tuhaf gözlerle bakmıştı. Çünkü herhangi bir turla gelmemiştim. Bağlantılarım sayesinde orada onlarla birlikte yaşadım. Yoksa Everest'e çıkıp "Ben geldim, bana da bir yer açın" diyemezsiniz. O kadar yorgun olmama rağmen ilk geldiğimde bir bardak su bile vermediler. Çok tuhaf bir ortam vardı.
Onca yolu çıkmışsınız ve insanlar böyle davranıyor... Neden?
Müşteriler 65 bin-100 bin dolar vererek çıkmışlar. Riski satın almışlar ve hastalığa, çığ düşmesine, herhangi bir aksiliğe ya da fazladan bir insana bile tahammül edemiyorlar. Kafalarındaki tek şey ödedikleri paranın karşılığını almak. Bu da sürekli bir rekabet ortamı yaratıyor. Dağda bile fiziksel ve sınıfsal farklılıklar kaybolmamıştı.
"Salata bile dedikodu konusu"
Nasıl mesela? Zenginin çadırı daha konforlu ve daha güzel yemekler mi yiyor?Aynen öyle. Ama kamp İngilizlerin, Amerikalıların vs. kampı diye ayrılmıştı. Mesela çok üst düzey bir turizm acentesi vardı. Onların çadırlarının rengi ve şekli her sene yenileniyor. Yemek çadırlarında buzulun üzerine döşenmiş halı ve masa vardı. Herkes konserve, kuru gıda yerken onlar taze sebze yerler. Çünkü helikopterlerle haftada bir en yakın köylerden yiyecekler gelir. Mesela o gün salata yemişlerse, ki bu büyük bir lükstür, hemen diğer kamplarda bunun dedikodusu yapılır. Kimse o kampın yemeklerinden de yiyemez.
Everest'te sosyetenin ufak çaplı bir savaşı var diyebilir miyiz?
Tabi. Son model çadırlar, çok şık insanlar... Tam bir sosyete. Akmerkez'de nasıl bir piyasa varsa orada da aynı. Herkes nasıl gözüktüğüne bakıyor, diğerlerine göre kendi performansını değerlendiriyor. Herkes rolünü en iyi şekilde yapıyor. Ayrıca kimse kimsenin sorunuyla uğraşmıyor. Takım arkadaşınız hastalanırsa kimse onu iyileştirmek istemez ve geri dönmesini ister. Çünkü "Benim zirveye çıkma şansıma engel oluyor" der.

Cafe