Maçın hakkı
İlk beş dakikada Gökdeniz'in direkten, Ceyhun'un kaleci Vega'dan dönen vuruşlarını görünce Trabzonspor'un kolay kazanabileceği bir maç düşüncesine kapılanların yanıldıklarını anlamaları gecikmedi.
Çünkü Bursaspor rakibin üzerine ciddi olarak gitmemiş, savunmadaki zaaflarını değerlendirme fırsatı bulamamıştı. Bunların ilki zaten golle sonuçlandı. Orta alandan şişirilen ve Tolga'nın sektirdiği top Yenal'ın önüne düşünce genç oyuncuya son vuruşunu yapmak kaldı. Bu sezon karşılaştığı en ciddi rakip önünde uzun süre bocalayan, orta alanda baskıyı yediği bülümlerde doğru dürüst oyun kuramayan, çok pas hatası yapan Trabzonspor, savunma bloğu ile bağlantıyı koparınca ev sahibi takıma sürpriz fırsatlar doğru.
Ceyhun'un rahat top kullanamaması Umut'un rakip ceza alanında dilediği pozisyonları bulmasını engelledi. Gökdeniz'in çok çalıştı ancak yanlız kaldı. Sol kanatta Celaleddin, sağda önce Tayfun sonra Serkan'ın tembihlenmişcesine orta alanı ısrarla geçmeme çabası, Trabzonspor'un hucum gücünü olumsuz etkiledi.
Yattara takıma hareket getirse de baskı altında kalıp bitirici ortalarını yapamayınca Trabzonspor'un gol umudu şansa kaldı! Çünkü Bursaspor kalecisi Vega'nın soğukkanlı performansı gole yakın ayaklara geçit vermeyecek kadar güvenliydi. Trabzonspor'u yenilgiden beraberliğe taşıyan gol öncesinde Ömer'in Ergin ile girdiği ikili rakibe faul yaptığına dair öngörüsü, İsmet Arzuman'ın doksan dakika içindeki en çok tartışılacak kararı oldu. Maçın hakkına gelince; Bu skordan fazlası her iki takım için de lüks olurdu!
Hakeme var, temsilciye yok!..
Futbol Federasyonu, önceki gün Trabzon-Sivas maçının tekrar edilmesiyle ilgilili gerekçeli kararını açıkladı.Şöyle üstünkörü okuduysanız federasyonu alkışlayabilir, hakem Bülent Demirlek'in boynuna da yağlı ilmeği geçirebilirsiniz!
Çünkü görünürde her şey hukuka uygun. Ancak etik mi diye sorarsanız, orada durun...
Kararı belirleyen "ek raporların" yazıldığı tarihe dikkat (!) ederseniz kazın ayağının hiç de öyle olmadığını anlarsınız.
Olayların gelişimine bir bakın: Maç, 12 Ağustos Pazar günü oynandı.
Federasyon Hukuk Kurulu; hakem, gözlemci ve temsilci raporları ile maç görüntülerini iki gün boyunca inceleyip, 16 Ağustos'da her iki kulübü ve 6 Sivassporlu futbolcuyu tedbirli olarak Disiplin Kurulu'na gönderdi (Hakemle ilgili herhangi bir işlem yapılmadı).
PFDK, 16 Ağustos'ta Sivassporlu üç futbolcuya 1'er maç ceza verdi.
Aynı kurul, 21 Ağustos Salı günü Trabzonspor'a 5 maç seyircisiz, Sivasspor'a 250 bin YTL para cezası öngördü.
Bu süre içinde iki kez toplanacağı açıklanan federasyon, milli maçı gerekçe göstererek 28 Ağustos'ta bir araya gelebildi.
İki temsilci, gözlemci, hakem, dördüncü hakem raporları ile Hukuk Kurulu ve MHK'nin görüşleri yönetime sunulmak üzere hazır edildi.
Ek rapor bilmecesi
Ancak ne gariptir, temsilciler Metin Demir ve Tufan Öktüren yönetim kurulu toplantısından bir gün önce aniden "ek rapor" yazma gereği hissetti! Ya da öyle hissettirildi!Önceki aşamada ceza prosedürü mevcut bilgi ve belgelerle yürümüşken, iki hafta sonra birilerinin aklına "Ey temsilciler, yazın birer ek rapor da işimize bakalım" fikri geldi!..
Bu arada günah keçisi ilan edilen hakemin dinlenmesine bile gerek duyulmadı! Oysa Demirlek maçın en önemli figürü idi.
Şimdi şu noktaya dikkat edin:
Temsilciler, maçla ilgili ilk raporlarını 13 Ağustos'da federasyona gönderdi.
O akşam ne olup bittiyse anlattı. Ancak çok önemli bir detayı iki temsilci de atladı!
Raporlarda hakem Bülent Demirlek'in soyunma odasında "Eğer geri dönersem 4-5 Sivassporlu futbolcuyu atmak zorunda kalırım" diye konuşmasıyla ilgili tek cümle yoktu!
Acaba neden yoktu?
Ardından ne hikmetse, yönetim toplantısından hemen önce temsilcilerin kafasında bir şimşek çaktı ve akıllarına 15 gün boyunca unuttukları Demirlek'in itirafı geldi!..
Peki hakem hakkında soruşturma açıldı da, bu unutkanlık niçin cezalandırılmadı? Olur mu canım!
Önemli olan ek raporlar sayesinde beş bilinmeyenli denklemin çözülmesi ve gerçeğin gün ışığına çıkmasıydı!
O gerçek şuydu:
Etkili ve yetkili kişiler kararını vermişse, yapılacak iş o karara uygun gerekçeler yaratıp gereğini yerine getirmektir.
Zaten Türkiye'de futbol hukuku dediğiniz de bu değil midir?
Buraya kadar mı?
FOTOĞRAF: TURGAY ÖRME
Kura çekiminden sonra Kayseri Erciyespor için UEFA macerasının buraya kadar olduğunu düşünenlerin çoğunlukta olduğunu biliyorum. Evet, Atletico Madrid gibi İspanya ve Avrupa futbolunda söz sahibi bir takım karşısında Erciyespor'un tur şansı yok denecek kadar az. Ancak bunu seslendirip umut kırıntılarını üflemek yerine, temsilcimizin mevcut imkanlarla geldiği noktayı takdir etmek en azından emeğe saygıdır diye düşünüyorum. Ve her zaman yüzde bir de olsa o ihtimali göz ardı etmiyorum.Başesgioğlu ve spor
Siyaset yaşamı boyunca bulunduğu mevki ve üstlendiği sorumluluğu dikkate alırsanız, yeni görevi Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu'na bir beden küçük gibi görünebilir.İçişleri Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan sonra Başesgioğlu artık Türk sporunun patronu.
Amatör futbol yaşamı ve kulüpçülüğü, spora ilgisi ve sevgisinin kanıtı.
Sayın Bakan elbette farkındadır, kendisine bağlı ve ilgili kuruluşların aslında zamanının önemli bölümünü alacak kadar karmaşık olduğunu!..
Futbolu diğer branşlardan ayırmıyorum.
Çünkü hepsi ülke gündemini öyle çok meşgul ediyor ve tartışılıyor ki...
Sayın Başesgioğlu geçen dönem halefinin ne kadar zorlandığını unutmasın.
Suçluyum çünkü...
Bu satırları okuyan herkesten özür dilerim, çünkü suçluyum!..
FIFA oyun kurallarına göre hakem kararının nihai ve evrensel olduğuna inandığım;
Hemşehrilik duygusunun yasa ve talimatlardan önemli olduğunu düşünemediğim;
Tehdit ve şantajın en zor kilitleri açtığını bilemediğim;
Eyyam, durumu idare etme, geleceğe yatırım yapma gibi planların futbolun önüne geçebileceğini hesap edemediğim için suçluyum!..
Federasyon talimatlarını ve uygulamalarını iyi bildiğim ve bunların ışığında yorum yapacak yeterlilikte olduğum yanılgısına düştüğüm;
Türkiye'de maç sonuçlarının hangi koşullarda tescil edildiğini henüz öğrenemediğim;
Bazı statlarda seyircinin sahaya inip futbolcu dövmesinin sıradan bir hadise olduğunu algılayamadığım için de suçluyum!..
Yumruk yiyen ve kendini korumaya çalışan futbolcunun aslında işgüzarlık yaptığını çözemediğim;
Minareyi çalanın kılıfını hazır tuttuğunu her defasında unuttuğum için suçluyum!..
Hukukta bazı satırların ucunun niçin açık bırakıldığını ve bunun hangi haller için gerekli olduğunu 22 yıldır kavrayamadığım;
Futbolun yönetim kademesindeki insanların etki altında kalmadan fikirlerini özgürce beyan edebileceklerini sandığım;
Verilecek yanlış kararların yarın statlarda şiddeti arttıracağı endişesi taşıdığım;
Velhasıl bunca senaryoya akıl erdiremediğim için suçluyum!..
cersen@milliyet.com.tr

Cafe