
Taha AKYOL
Objektif
Cumhurbaşkanı
İTALYAN Cumhurbaşkanı Napolitano sevilen, sayılan bir isim. İtalya'da bir onur unvanı olan "Ömür Boyu Senatör" ilan edildiğinde kimse yadırgamamıştı.
Ona "Kızıl Prens!" de derler; çünkü Napolitano komünisttir!
Nazilere karşı antifaşist cephede savaşmış... Macaristan'da komünizme karşı ayaklanan işçilerin üstüne yürüyen Sovyet tanklarını alkışlamış 'ortodoks' bir komünist!
Soğuk Harp döneminde Avrupa'nın iki en büyük komünist partisinin iki en Katolik ülkede oluşması ilginç bir konudur: İtalya ve Fransa! Napolitano İtalyan Komünist Partisi'nin "Merkez Komitesi"ne kadar yükselmiş.
Ve dikkat: Partinin "dış ilişkileri" ile görevlendirilmiş, böylece dünyada değişik ülkelerle, fikirlerle, sistemlerle ve hele de "burjuva demokrasisi" ile tanışmış!
Entelektüel ve siyasi hayatını anlattığı kitabının adı "İtalyan Komünist Partisi'nden Avrupa Sosyalizmine"dir!
Prodi'nin desteğiyle geçen yıl 80 yaşında İtalyan Cumhurbaşkanı seçildi. İtalya'nın ilk "Kızıl" Cumhurbaşkanı!
Değişim, gelişim?
Napolitano'nun yaşadığı, değişim mi, gelişim midir?
Her neyse... Şerif Mardin Hoca'nın deyimiyle, Napolitano'nun kendi "mahalle"sinin dışındaki dünyayla tanışması, ona kendi doktrinini reel dünyayla sınama imkânı vermiş!
"İtalyan Komünizmi"nden "Avrupa Sosyalizmi"ne, sosyal demokrasiye geçmiş.
Liberal veya Hıristiyan Demokrat değil; yine solda ama liberal değerlerle barışık bir sol...
Tony Blair de İşçi Partisi'nin sırtında bir kambur olan "kamulaştırma" ilkesini kaldırıp attığında "Muhafazakâr" olmadı, "Yeni İşçi" oldu.
İspanyol Sosyalistleri, mesela ünlü Gonzales, "antimonarşist" idi. Baktı ki, İspanyol Kralı İspanya'yı geriye itmiyor, aksine demokrasiye ve AB hedefine sahip çıkıyor... Bugün İspanyol sosyalizminin bir kral sorunu yoktur.
Bunlar hep "yaşanan tecrübelerle" oluşan ufuk açılmalarıdır.
'Bizim mahalle'
Türkiye'de 1980'lere kadar kapalı bir "mahalle" hayatı yaşadık. İdeoloji dediğimiz şeyler "mahalle"lerin dünyaya kapalı değerleriydi.
Ben sosyal adalet kavramını büyük bir coşkuyla Orhun Yazıtları'nda aramıştım.
Yahut Kuran'dan siyasi sistem çıkarma çabaları...
Veya 'Atatürkçü ekonomi sistemi' çabaları...
1918'de Atatürk'ün yazılar yazdığı Minber gazetesini inceleyen Doç. Dr. Erol Kaya, o zaman aydınların sosyalizmi, liberalizmi, feminizmi falan tartıştığını, entelektüel seviyelerine hayran kaldığını yazıyor.
Bizde Tek Parti devrinde bütün fikirler yasaklandığı için, 1950'lerde böyle bir fikri zenginlik yoktu. Marksizm de 1960'larda felsefe olarak değil, 'devrimcilik' olarak gelmişti!
Türkiye'nin "mahallelerden çıkması" 1980'lerde dünyaya açılmamızla başladı. Fikir yelpazemiz ondan sonra genişleme sürecine girdi.
Abdullah Gül'e sempatim, sadece dürüst ve güler yüzlü karakter özelliklerinden değil, bu dışa açılan, "mahalle"den çıkan, ufku genişleyen Türkiye'yi kendi fikri çizgisinde de yansıtıyor olmasındandır.
Cumhurbaşkanına "bizim mahalleli" gibi olması için baskı yapmak yanlıştır. Hayat çizgisinin ve değişen Türkiye'nin Gül'e yüklediği misyon, kimseyi dışlamadan bütün "mahalle"lerimizi birbirine ve dünyaya bağlayan kanallar açmak, Türkiye'yi 'dünyalı' kavramlarla temsil etmektir.
Not: Tatile çıkıyorum, bir hafta sonra görüşmek üzere...
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe