
Melih AŞIK
Açık Pencere
Derin sorular...
"Trabzon Valiliği, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali bulundukları gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bazı polis şefleri hakkında soruşturma yürütülmesi talebine izin vermedi. Dink ailesinin avukatları aralarında İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın da bulunduğu 8 emniyet görevlisiyle ilgili valilik kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz edeceklerini açıkladılar."
İki cümleyle yukarıdaki şekilde özetlediğimiz haber dünkü gazetelerde yer aldı. Haberi, Milliyet ve Akşam 1. sayfalarından, diğerleri içeriden verdiler.
Hatırlanacaktır... Danıştay saldırısının hemen ardından, zanlı Alparslan Arslan'ın arkasında kimi emekli subayların bulunduğu yolunda söylentiler ortaya atılmış, gazeteler günlerce "ulusalcı çete" başlığı altında bu söylentileri yayımlamıştı. Zanlının arkasında ulusalcıların değil kimi İslamcıların bulunduğu anlaşılınca basın işin o tarafıyla hiç ilgilenmez oldu...
Hrant Dink olayında da aynı manzara karşımızda... Cinayetin arkasına emekli subaylar monte edilemeyince, tam tersine kanlı izler hükümet kontrolünde kimi odaklara doğru ilerleyince ilk heyecan kayboldu... İkinci cumhuriyetçiler ve 'Hepimiz Hrant'ız diye bağıranlar artık iz sürmekte pek de gayretli görünmüyorlar.
Aradıkları gerçek katiller değil de başka şey anlaşılan...
The New York Times yazmış: "AKP, İslamileşen, Ortadoğu'ya kayan bir ülke imajından endişe duymalıdır."
Dikkat ederseniz öyle bir imaj vermeyin diyor, yapmayın demiyor.
Haldun Ertem
İstanbul'un su sorunu deniz suyuyla çözülecekmiş.
Musluktan deniz suyuyla beraber balık da gelirse yemek sorunu da çözülebilir...
Sadece, "Patronunuzun böyle görüntüleri yayımlansa hoş karşılar mıydınız?" diye soruyoruz.
Arkadaşımız Fikret Bila Cumhurbaşkanı Gül'e, Başbakan Erdoğan'ın sunduğu hükümet listesine müdahale edip etmediğini soruyor. "Hayır" diyor Gül ve ekliyor: "Artık bizim aramızda da bunlar olursa..."
Bu cevaptan partisiyle ilişiğini kesmiş tarafsız bir cumhurbaşkanı izlenimi alıyor musunuz?
Tayfun İşbilen ABD'den yazıyor:
"Bunu Türkiye'de herkes bir çağ atlama hamlesi sanıyor belki ama böyle girişimler doğaya aşırı kimyasal yükleyerek zaten bozulan dengeyi daha bozuyor. Üstelik hiç rantabl değil. Mars'tan su getirmek gibi bir şey... İyi incelemeden böyle bir yatırıma katiyen başlanmamalı...
Sohbet gruplarında Türkiye'nin yeni durumu konuşuluyor. Artık malum, içine girdiğimiz döneme 2. Cumhuriyet adı yakıştırılıyor... 29 Ekim 1923'te ilan edilen birinci cumhuriyetin noktalandığı yolunda hüzünlü yorumlar yapılıyor. Gül'ün 1995'teki "Laik cumhuriyetin sonuna geldik" sözleri akıldan hiç çıkmıyor.
Bir emekli general dostumuz diyor ki:
- Evet, yeni cumhurbaşkanının ağzından da laiklik, Atatürk, çağdaş medeniyet gibi sözler eksik olmuyor... Ama onların bu sözcükleri yüklediği anlam ile bizim yüklediğimiz anlam çok farklı. Hatta taban tabana zıt diyebilirim...
Artık her şeyin birbirine zıt olduğu bir döneme girdik. Görüntüler karıştı. Zihinler felç. Toplumun bir kesimi demokrasi kazandı diye sevinçler içinde... Yeni bir demokrasi dönemine girildiğini sanıyor. Toplumun gözü açık kesimi ise başka bir cumhuriyete doğru yelken açıldığının bilincinde...
Milli Eğitim Bakanlığı'na Hüseyin Çelik'in tekrar atanması AKP'nin meydan okuması şeklinde değerlendiriliyor.
Emekli general dostumuz:
- Türkiye bir kırılma noktasına geldi, diyor... Bundan sonrasına kimse kayıtsız kalamaz.
Sivil ve demokrat güçlerin kolları sıvaması gerektiği konuşuluyor... Artık görev sivilde. Siviller ise tembel ve hazırcı...
Abdullah Gül'e "Cumhurbaşkanım" denirdi denmezdi tartışması sohbet konusu oluyor.
Emekli orgeneral Tuncer Kılınç:
- ABD Başkanı'na kimse "My President" diye hitap etmez diyor, herkes ona "Mister President" der...
Bizde cumhurbaşkanını daha yüksek ve özel bir yere oturtmak neden zorunlu acaba?
Orgeneral Büyükanıt'ın 30 Ağustos davetiyelerinde mecburi kıyafet olarak "smokin" belirtiliyor. Buna rağmen Başbakan ve cumhurbaşkanı takım elbiseyle geliyor. Gül Bey bir de kırmızı kravat takmış. Davetiyede yazan şarta uymaya gerek görmüyorlar...
Sertab Erener geceye müzik, dans ve renk katıyor.
Felekten çalınan gece ağustos hüznünü biraz olsun unutturuyor.
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe