
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Çankaya'da bir hadise var...
"KİMİ "Bir hadise var, can ile canan arasında!" der, kimine göre de "Danimarka ülkesinde bir şeyler olmaktadır."
Ha öyle, ha böyle, Ankara'da, Çankaya Köşkü'nde bir şeyler olduğu muhakkak.
* * *
DİYECEKSİNİZ ki "Yahu, dün bir, bugün iki, ne olabilir ki?"
Yeni Cumhurbaşkanı'na yakınlıklarını göstermek isteyenlerin, böyle bir fırsatı kaçırmaları itibarlarını fena halde zedeler.
Onun için böyle yerlerde görünmeleri ilkelerinin başında gelir.
Nereden biliyorsun diyeceksiniz?
El insaf!
Bu işe duhul tarihimiz 1954, neler duyduk, neler gördük, bunu mu bilmeyeceğiz?
Hiç kuşkunuz olmasın hamam aynı hamamdır, tellaklar değişir hepsi o kadar...
Tellaklar da hık demiş birbirlerinin burunlarından düşmüştür.
Olay şu...
* * *
CUMHURBAŞKANI, yemin edip formaliteyi bitirdikten sonra Çankaya Köşkü'nde ufak bir davet vermiş...
Bu davete bazı gazeteciler, bazı politikacılar katılmış..
Peki nasıl olmuş bu katılım işi?
Bazısına göre "Bu iş olmamış!"
Niye?
Cumhurbaşkanı ayrım yapmamalıymış, o gelsin, bu gelmesin, diyemezmiş...
Hoppala!
Koskoca Cumhurbaşkanı kimi çağırıp kimi çağırmayacağını size mi soracak?
* * *
DAVETE koşup gidenler de bayağı tedirgin, bu yüzden Cumhurbaşkanı'nın başına dert çıkar, canı sıkılır, ilk günden bazılarını karşısına alır endişesindeler, akıllarınca Cumhurbaşkanı'nı kolluyorlar.
Bir yerde topluca yemek yiyorlarmış da "cumhur"un başının "cumhura kapıyı açtığını" duymuşlar, "Hadi biz de gidelim!" demişler.
Varmışlar Çankaya'nın kapısına:
"Abdullah Gül'ü görmeye geldik!"
"Oooo, buyrun o da sizi bekliyordu!"
Dalmışlar içeriye!
* * *
ŞİMDİ biz de bunu yedik değil mi?
Bari oldu olacak "Geçerken şöyle bir uğradık!" deseydiniz daha inandırıcı olurdunuz!
Doğrusu da bu!
O yemeğe katılanların çoğunun, Abdullah Gül'e böyle diyebileceklerini sanıyoruz.
Cumhurbaşkanı'nın bir ay sonra yapacağı konuşmanın niteliğini bilenlerin "Geçerken şöyle bir uğradık!" diyerek Çankaya'ya çat kapı girmelerinden daha doğal ne olabilir ki!?
* * *
YILLARINI verdiği, peşine takıldığı adamın ikbal ve mevkiinden bana da pay düşer, demiş, beklemiş, ayağına ikbalin en büyüğü gelmiş, bunu da kaçıracak mı?
Sanki, bugün karşıya geçip sütre gerisinden ateşe başlamaya hazır olanlar, zamanında kaçırdılar da...
Bir de bunları, "Aman ha, aman ha!" diye uyaranlar var:
"Biz de bir zamanlar şöyle şöyle yazardık, aman dikkat edin!"
Diyelim dikkat etmediler, -ki etmeyecekler- yağcılıktan kim ölmüş ki?
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe