Ben kadını savaşa hazırlıyorum...
MOS’un O’su kuaför Orhan Bademli hakkında bir şehir efsanesi dolaşıyordu, ''Kadını, salona adımını attığı an çözer'' diye. Beni telefonda bile çözdü sayılır. Hele görünce söyledikleri... Sırrı her yıl 25 bin dolar harcadığı vizajizm eğitimiymiş
ŞÜKRAN PAKKAN
MOS’un O’su kuaför Orhan Bademli’yi tanımayan yok. TV şovlarında, podyumda, yarışmalarda, her yerde, güzel saçlarda imzası var.
Ama amacımız, ''saç'' konuşmak değil. Bir şehir efsanesi dolaşıyor hakkında. Sözde ''kadını salona adımını attığı an çözermiş, ağzını açmadan ne istediğini bilirmiş.''
Test amaçlı bir telefon ediyorum, efsaneyi söylüyorum, yanıt şöyle geliyor: ''Evet, mesela siz hayatta kuaförünüzü değiştirmezsiniz, oturduğunuz gibi Türk kahvenizi de önünüze istersiniz'' diyor. Doğru mu? Doğru. Şok geçiriyorum, ''Tabii her kadın böyledir'' diye geveliyorum, ama ertesi sabah da koşa koşa Akmerkez’deki salona gidiyorum. Bir de ne göreyim, almış eline çiçekleri, müşterilerinin başından aşağı serpiyor. İlginç bir adam, çok ilginç...
Beni gördünüz, ne düşündünüz?
Kendini gizlediğini ve yeryüzü enerjisini kullanmaya meyilli olduğunu gördüm. Çok cesur bir kızsın ve risk almayı seviyorsun. Algıların çok açık. Muhafazakârsın ama. Menderes döneminin kadınlarını çağrıştırıyorsun. Kullandığın renkler ve duruşun yanlış. Sonbahar kadınısın ayrıca. Görünüşüne önem vermiyorsun. Küslük sevmezsin. Yuvarlak saat veya çanta kullanmazsın. Kalın röfleden, bellerde saçtan nefret edersin.
Olamaz, pes!
Olur. Yıllardır eğitim alıyoruz herhalde. Bunca yıllık emeğim, deneyimim var. 15 yıldan beri vizajizm eğitimi alıyorum. Her yıl bu eğitim için 25 bin dolar harcıyorum.
Vizajizm de ne demek?
Fransa’da öğrendiğim ve kurslarına orada gittiğim bir sistem. İnteraktif iletişim demek aslında. Sadece kuaförler bir araya geliyor ve müşterinin stil ve kişiliğini keşfetmeyi öğreniyor. Kuaför kendi önyargılarından arınmayı ve müşterisinin duruşundan, bakışından, yüz şeklinden, giysilerden nasıl biri olduğunu ''şak'' diye okumayı öğreniyor. Herkese özel stil oluşturmayı böylece öğrendik.
İyi de size ne benim iç dünyamdan? Alt tarafı saç yapmayacak mısınız?
Olur mu? Çam ağaçlarının arasına palmiye mi dikeyim? Saç için uygun olanı bu yolla seçebiliyorum. İşim mutlu etmek. Kadınları çözmem, ne istediğini bilmem lazım. Saç yaparken ''Karşıdan her an Brad Pitt gelebilir, öyle bir saç keseyim ki, bu kadına vurulsun'' diye düşünüyorum.
Eğitimin size ve bize faydası ne?
Birçok müşterimle derin konuşmalar gerçekleştiriyorum. Duygusal boyutunuz ne kadar yüksekse, saçınız o kadar iyi oluyor. Çünkü içinizi daha rahat açıyorsunuz. Biz sadece para kazanmıyoruz, saç yapıyoruz, mutluluk satıyoruz. Hem de çok güzel şeyleri paylaşıyoruz. Bu koltuğun değerini veriyoruz.
Bu sisteme göre kadınlar kaça ayrılıyor?
Belirgin olarak ikiye, alt kategoriler de var tabii. Gökyüzü kadını, dikkat çekmeyi sever, seksi giyinir, içeri adım attığı anda geldiğini anlarsınız, kimse bakmazsa da ''Ben geldim'' diye bağırıverir. Bir de yeryüzü kadını vardır, dikkat çekmekten hoşlanmaz, içeri girer, kendisiyle ilgilenilmesini bekler. Kimse fark etmeyince kıyamet kopar ama.
Peki, nasıl bir iletişimin ardından en doğru saça karar veriyorsunuz?
Eline birkaç dergi veriyor, kahvesini ikram ediyoruz. Bakıyorum, saçını ne tarafa doğru düzeltiyor, sert mi dokunuyor, yumuşak mı. Dinliyorum ne istiyor diye. Sonra başlıyorum anlatmaya...
İyi de, kadınların hepsi kabul ediyor mu dinlemeyi bu yorumları?
Ben herkesle konuşmuyorum böyle, genelde kişiliği değil, faydalı saçı anlatırım. Ben bir proje anlatırım. Ama kalkar ''Orhan Bey, benim kocam istemiyor'' der, ben biterim. ''Kocanı getir, kocanla konuşayım o halde'' derim. Burada sohbet kilitlenir. Ben bu bilgi için, yılda 25 bin dolar para harcayacağım, sen ''kocam'' diyeceksin bana. Kabul etmem. Bana bir terbiyesizlik var burada. Dünyanın en büyük zevki, yararlı bir saçı anlatmak benim için.
Babam karne notlarımda toto oynadı, 9 tutturdu''İzmirliyim, gecekonduda büyüdüm. Havra Sokağı çevresinde geçti çocukluğum. Babam cengaver gibi bir adamdı, gündüz köftecilik yapardı, akşamları gazete satar, sonra bahçe çapalar, bizi okutmaya çalışırdı. Orta 1’de hepsi zayıf geldi karnemin, babam notlarımda toto oynadı, dokuz tutturdu. Ama bana ‘Okumayacaksan kardeşlerin okusun’ dedi. O kadar fakirdik ki, ben askerden döndüğümde evimize su ve elektrik bağlandı. Ben öylece önce erkek kuaföründe işe başladım. Sonra İstanbul’a geldim. Sonra aldı yürüdü, Türkiye’de saçını taramadığım ünlü, iş kadını, sanatçı kalmadı galiba.''
Müşterimin geçmişini bilmem lazım
Saç, bir kadını baştan aşağı yeniler mi?
Evet. Hayatını değiştiririm. Ama önemli olan gösterişli saç değildir. Faydalı saç kesmek işin ustalığıdır. Kadının arabayı nasıl kullandığı, kahvesini nasıl içtiği, oturuşu onun saç şeklini biçimlendirir.
Kadınlar en çok ne ister?
''Bu akşam şöyle bir davete gidiyorum Orhancığım, bana öyle bir saç yap ki, çok dikkat çekici olayım'' der. Ama benim bunun için kadının geçmişini çok iyi bilmem lazım. Anlatması lazım, nereye gidiyor, orada kimler var, bilmem lazım. Çünkü, kocasının eski sevgilisiyle karşılaşacak o gece. Çünkü, o akşam eski sevgiliye inat saçı yapılacak.
Nasıl yani, eski sevgiliyi siz bilseniz ne olacak, saçında ne farklılık olacak?
Sen öyle san. Ben kadını savaşa hazırlıyorum. ''Süpersin, senin yanında başka kadının şansı mı var, o kadını silip süpüreceksin, o kadın bu gece yok olacak, öyle bir topuz yapacağım ki herkes sana bakacak'' diyorum.
Bunun adı saç yapmak mı, pohpohlamak mı?
Dur, bitmedi. Giysisini öğreniyorum, takılarını da. ''Başını geri atma, dik yürü, merdivenlerden inerken asla gülme, doğruca kocanın yanına gitme, o kadının yakınlarında bir yerde git, bekle kocan gelsin senin ayağına'' diyorum. Ve kadın gidiyor. Merdivenlerden inerken, kulağında alkış sesleri duyuyor. Siliniyor o gece ikinci kadın. İmza: Orhan. Yanlış mı yapıyorum, enerji yüklüyorum.
Bademli, hiç tanışmadığı bazı kadınların karakterini yorumladı:
Emine Erdoğan: Çok neşeli. Çok cesur. Emin olun, evde oturup ayçekirdeği çitletir. Gösterişi sevmez.
Hayrünnisa Gül: Sivri bir kadın, ama kendini durduruyor. Lider ruhlu.
Nimet Çubukçu: Gökyüzü enerjisi var, yanlış saç kullanıyor. Kontrolü seviyor, ama pratik değil.
Eda Taşpınar: O kim?
Helin Avşar: Fütursuz. Kurallara kafayı takmaz. ''Kendim için yaşarım'' diyor.
ARTI EKSİÇok para kazanıyorsunuz tabii.
Ne parası, buraya aylık 33 bin YTL kira ödüyorum. Buraya 40 kişi yeter, 70 kişi çalıştırıyorum. Yılda binlerce dolar eğitime para ödüyorum. Bana para kalmıyor.
Trendleri neden önemseyelim, kendi tarzımızı bulmak varken?
Geleceği göremezsin o zaman, yerinde sayarsın! 10 yıl aynı saçı kullanırsın.
En iyi müşteri kimdir?
Benim bildiğimden, birikimimden yararlanmak isteyen kadındır. Turşunu kurmak için öğrenmedim bu kadar şeyi.
Kadınlar ne istediğini biliyor mu?
Artık kendini teslim eden kadın yok. Türkan Şoray tipi kadınlar geçmişte kaldı. Herkes bir Ajda Pekkan oldu. Kendi stilini yaratmak, kendisine özel projeler üretmek istiyor.
İyi kuaför neyinden belli olur?
Kesinlikle methini duyup gitmeyin. Gidin, oturun, konuşun. Belki adamın huyu, suyu senin beklentilerine yanıt vermiyor. Kuaför saç imalathanesidir, basite almayacaksın, şak diye koltuğa oturmayacaksın.
Elinde modelle kadın geldi, illa ''Bu saçı istiyorum'' dedi.
Benim gibi adam kesmez ama hakikaten arzu ediyorsa kesilir. Kocası istiyor belki, adama ''Ben senin karını öyle beğenmiyorum, kusura bakma'' diyemem ki?
Sürekli kadınlarla birliktesiniz. Sevgiliniz sizi kıskanmıyor mu?
Bir kez evlendim, üç ciddi ilişkim oldu, hepsiyle bu yüzden ayrıldım. Gençken çok yakışıklıydım, çok ilgilenen olurdu. Bu yüzden özel hayatım yürümüyor.
Müşterilerinizi tanıdığınız kadar, kendinizi tanıyor musunuz?
Hayır, hiç tanımıyorum. Kendimle ilgilenecek zamanı, başkaları için harcadım. Ben sabah bin kişinin önünde şov yapıyorum, akşama ayağınızdan pedikür suyu alıyorum, sabaha Avrupa’ya uçup Cindy Crawford’un saçını tarıyorum. Arada kaynıyorum.

