
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Bayrak sorunu...
BUGÜN hangi devlet dairesine gitseniz, hemen hemen memurların ortak yakınmasının geçim derdi ve de iş çokluğu olduğunu görürsünüz.
Herkesin işi başından aşkındır.
Hele mahalle karakolları....
Sabahtan akşama kadar 24 saat karakolun kapısı açıktır, gelen giden, ağlayan, feryat eden ayılan bayılan...
Komşu kavgasından tavuk hırsızlığına kadar.
Tabii aşk hikâyeleri de gündelik mesainin tuzu biberidir.
Ev sahibi, kiracı kavgası da hiç eksik olmaz.
* * *
HER karakola gelen "Valla bugüne kadar karakol yüzü görmedim!" diye lafa başlar.
Sanki marifet!
Tabii kimse durup dururken karakola gitmez ama, gerekirse elbette karakolun kapısını çalacaktır, bunun ayıp tarafı da yoktur.
Lakin nedense, bizde karakola gitmemek bir marifet, bir iftihar vesilesi sayılır.
Böyle bir karakol tablosu içinde işleri başlarından aşkın polislerin vakit bulup ıvır zıvır şikâyetlere koştuklarını bir düşünsenize....
* * *
BİZDE, yerleşmiş bir düşünce de vardır: Polis hırsızı yakalar, cezasını verir; polis hakaret edeni yakalar. cezasını verir; polis kadınlara kızlara laf atanları yakalar cezasını verir.
Sanki ne savcı vardır, ne hâkim vardır, ne mahkeme, ne tanık...
* * *
ŞİMDİ anlatacağımız olayı dikkatle okuyun.
Memleket cumhurbaşkanlığı seçimine kilitliyken ya da öyle sanılırken, bakın polisler nelerle uğraştırılıyor, uğraşıyor.
Mehmet Bölükbaşı 1961'de Dağ Komando Okulu'nda eğitildikten sonra Kıbrıs'a gönderilir, asteğmendir, Kıbrıs'ta düzenli ordunun kurulmasına çalışmaktadır.
Kıbrıs'ta Türk mukavemet teşkilatından bir kızla tanışır, terhisten sonra evlenir, İngiltere'ye yerleşir, çalışırlar...
* * *
BÖLÜKBAŞI çifti altı yıl önce Türkiye'ye döner, Çamlıca Köşklerinden birini alırlar...
Mehmet Bölükbaşı'nın yıllardır kurduğu hayal gerçekleşir, evinin üçüncü katının terasına kocaman bir Türk bayrağı asar.
* * *
ARADAN bir süre geçer, kapıya iki polis gelir, komşulardan biri bayrağı kaymakamlığa şikâyet etmiştir.
Niye?
Kaymakamlık herhalde bayrağın yırtık, soluk, delik olduğunu sanmıştır.
Hayır, bayrak tertemiz, sapasağlam durmakta ve dalgalanmaktadır.
O halde bayrak kimi rahatsız etmektedir?
O da belli değil!
Bölükbaşı da kararlıdır, "Ben bu bayrak için savaştım, kim neyi şikâyet ediyorsa gelsin konuşayım" der.
İki polis durumu tespit edip giderken, bir süre sonra iki polis daha gelir, onlar da bir şey yapamazlar.
Ama Mehmet Bölükbaşı'nın yapacağı bir iş vardır, o da ısmarladığı daha büyük direği dikmek, bayrağı asmak...
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe