|
 |
|
|
Bördübet de yandı...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Birkaç yıl önce yazdığım bir yazıya, ''Birkaç yıl önce...'' diyerek başlamıştım. Sadece ''birkaç yıl önce'' yazdığım bu yazıda, ''birkaç yıl önce'' yazdıklarımdan aldığım keyfi tekrarlamıştım. Ve bu yazıyı da, ''Güney Ege’yi tarif eden haritanın hemen hemen en ucunda, önce herkesin ‘Böcübörtü’den türetildiğini sandığı ama aslında İngilizler kuşların bolluğu sebebiyle ‘Birdsbed’ dedikleri için, yerel lisana ‘Bördübet mevkii diye yerleşmiş bir bölge''den göndermiştim gazeteme... Şöyle devam ediyordu yazı: ''Hafızası güçlü dostlar, ‘Gökte milyarlarcası varken, neden sadece 5 yıldızla yetiniyorsunuz?’ diye defalarca sorduğumu da hatırlayacaktır. En dokunaklı yakıştırmayı yine kızım yapmıştı: ‘Bunlar hep buradaydı ve biz yeni fark ediyoruz’ deyince biraz da utanmıştık... Öylesine bir güzellik ki göz kırpmak bile haram... Bu, akan zamandan bir kaçamak, bu bir mola, bu bir tazelenme. Bu aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduğumuzu anlayabilme fırsatıydı. Ya da ne kadar büyük bir sistemin, onurlu bir parçası olduğumuzu hissetmenin. ‘Evrensel aklın ışıklarıyla göz göze geldik’ diyerek toparlayalım...''
* * *
Sadece ''birkaç yıl önce'' yazdığım bu yazıları, artık gözlerim dolu dolu olmadan okuyamayacağım. Orada sanal bir mülâkat yaptığım sincapın söyledikleri gitmiyor kulağımdan: ''Bizimle uğraşmayın. Doğaya daha yakın yaşamaya çalışın. Ağaçları beraberce koruyalım. Çevre kirliliği, sadece insan neslinin eseridir. Biz ormandakilerin bu işte hiç kabahati yok. Büyük resmin hiçbir karesi diğerinden daha az önemli değildir. Birkaç yılda bir, ‘birkaç yıl önce’ diye bir şeyler yazmaya devam edin. Ege’de tatilin, ‘gürültü kirliliği merkezleri’nden ibaret olmadığını anlatın dostlarınıza. Buralara gelsinler. Özgürlüğü keşfetsinler. Nefes aldıklarını ve gerçekten evrenin bir parçası olduklarını hissetsinler...'' O sincap artık yok!
* * *
''Sabah yüzünüzü yıkarken, aynanın kenarında, kollarını kavuşturmuş, işinizin bitmesini bekleyen ve tropikal bir paletin renklendirdiği ‘Bilge Yeşil Kurbağa’ ile göz göze geliyorsunuz'' demiştim. O bilge kurbağa artık yok! ''Şairin ‘bir devri taşır gibi sırtlarında mumları/ağır ve ürkek ama vakur adımları’ dediği kaplumbağalarla selamlaşıyorsunuz'' diye anlatmıştım; O kaplumbağa artık yok! Altında oturduğum ağaca Sevgili Kaan Tecelli’nin ''birkaç yıl önce'' astığı aşağıdaki yazı geldi aklıma. O ağaç da şimdi yok!
* * *
''Pisletmeye, kirlemeye, çöpleriniz ormana atmaya, yok etmeye devam edin! Haftasonu mangal partilerini, halk için özel olarak ayrılmış olan piknik alanlarında düzenlemeyin. Siz gelin ateş yakmanın, piknik yapmanın yasak olduğu, yangın tehlikesi yüksek olan ‘doğal sit ve çevre koruma alanları’nda piknik yapın. Mümkünse, mangalınızı en ihtişamlı, en yaşlı ağacın altına kurun ki ilk yanan ağaç o olsun. Karpuz kabuklarını denize atın. Üzerinde ‘Lütfen ateş yakmayınız’ yazılı tabelaları kurşunlayın. Zaten o tabelalar oralara sizlere eğlence olsun diye, ‘hedef tahtası’ olarak dikildi! Dönmeden önce yakmış olduğunuz ateşin sönüp sönmediğini kontrol edin. Şayet sönmüş ise tekrar canlandırın ve öylece çekip gidin! Unutmayın, Türkiye son 50 yılda ormanlarının sadece yarısını kaybetti. Daha yakılacak çok orman, kirletilecek çok toprak ve içine edilecek koca bir Ege, Akdeniz var...''
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|