Sanat vs Spor
Vestel Manisaspor adını artık kullanamayacağız. 29 Ağustos tarihi itibarıyla Zorlu Grubu, ya da bilinen markasıyla Vestel, "Bu kirlilikte yokuz!" diyerek futbolu terk etme kararını açıkladı.
Futbol Federasyonu'nun, geçen yıl Cüneyt Çakır tarafından tatil edilen Vestel Manisa-Sakarya maçında ev sahibi takımın hükmen yenilgisine karar vermesi, bu yıl açılış haftasında oynanan ve Bülent Demirlek tarafından tatil edilen Trabzon-Sivas maçının "tarafsız sahada seyircisiz tekrarlanması"nı uygun(!)bulması, bu kopmanın en önemli nedeni olarak görülüyor.
Kurallarda, yönetmeliklerde ve kararlarda kişiye ve kulübe göre değişen "çifte standart" Vestel yöneticilerinin ne zamandır yakındıkları bir durumdu. Sponsorluk projelerindeki bazı yanlışlar, hatalı seçimler ve uygulamalar, zaten Vestel'in iştahını ve keyfini kaçırmaya yetmişti. Yine de futbol, onları böylesine küstürmemeliydi.
İlk kopma değil
Vestel'in futboldan ve Manisaspor'dan elini çekmesi, sponsorluk maceralarındaki ilk kopma değildir yine de.Kasım 2005'te yaşadığımız İsviçre rezaleti, Milli Takım'ı 2006 Dünya Kupası'na katılmaktan mahrum bırakmadı sadece... Aynı zamanda en önemli sponsorlarının da Milli Takım'ı bırakmasına neden oldu. İş Bankası, ülke ekonomisindeki etkin ve lider konumuna uygun olarak yıllarca uzak durduğu sponsorluk kavramına, Milli Takım'la yaklaşmıştı. Ama utanç veren İsviçre maçı sonrasındaki olaylar kaygılarını artırdı. Marka değerlerinin böyle bir ortamda yıpranmasını istemedikleri için futboldan desteklerini çektiler.
Ülkenin "bayrak takımı", "bayrak filo"nun da desteğini kaybetti bu arada... Türk Hava Yolları da Milli Takım'la yollarını ayırdı. Elbette bunda hükümet federasyon çatışmasının etkin olduğunu düşünebiliriz. Olayların güncel etkisinden uzaklaşıp biraz geriye çekilerek, daha serinkanlı bir değerlendirme yaparsak...
Sporun sponsorluk bulma alanındaki en önemli rakiplerinden biri, sanattır!
Yıllar önce Amerika'da yaşanan bir gerçek, ülkemizde de ortaya çıkmaktadır yavaş yavaş...
Spor gibi kazananın kaybedenin olduğu, kitlelerin, taraftarların, tarafların mutlu mutsuz biçimde ikiye ayrıldığı bir "rekabet alanı" ile zevklerin, keyiflerin birlikte yaşandığı ve sanatın herkese mutluluk vaadeden "paylaşım alanı" elbette sponsorlar tarafından da dikkatle değerlendirildi. Pazar araştırmaları, kamuoyu yoklamaları, geri dönüşüm hesaplamaları sürekli olarak "ne veriyoruz ne alıyoruz" sorularını gündeme getirdi.
Kuralların, yönetmeliklerin dürüstçe uygulandığı zamanlarda dahi sponsorlar, sporun doğasında var olan çatışma ve rekabet kültürüne ayak uydurmakta zorlandılar. Bu anlamda ciddi sıkıntıları göze aldılar. Dayanamadıkları zaman da sporu bırakıp. Ağırlıklı destekleriyle sanata uzandılar. Türkiye'de de başları ciddi biçimde ağrımaya başladı.
Ders çıkarılmalı
Vestel Manisaspor örneği, "kendileri bilir, giderlerse giderler" kaygısıyla geçiştirilecek bir olay değildir.Spor dünyası bu olaydan akıllı dersler çıkarmalı ve sanatın rekabetine karşı kendini, kendi kurallarına uyarak, kendi değerlerine sahip çıkarak korumalıdır. Vurdumduymazlık, kirlilik, eyyamcılık ve çifte standart, gün gelir bırakın sponsoru, ortada spor diye bir şey bırakmaz!
Umalım ki, bundan böyle her türlü çirkinlik yapanın yanına "kâr" diye kalmaz!
Hoşgeldin Ayhan!Mehmet Aurelio, TC kimliği kazanıp Milli Takım'a davet edildiğinde bunun bir kolaycılık olduğunu öne sürmüş ve Lig TV'deki programımda "Peki şimdi Ayhan'a bu durumu nasıl açıklayacağız?" diye sormuştum.
Benim sportif anlamda yaptığım eleştiri, insan hakları, evrensellik, hak hukuk ve milliyetçilik sosları da katılarak çarpıtıldı, saptırıldı, ucuz polemik malzemesi haline getirildi.
Her neyse...
Şimdi görüyorum ki Ayhan Akman, çoktan hak ettiği Milli Takım kampında.
Tabii, arada bir tuhaflık da oldu... Ayhan, Futbol Extra dergisine verdiği demeçte, açıklayamayacağı bir nedenle milli formayı giyemediğini söylemişti.
Kadro ilan edilince bir U dönüşü yapıp dergiyi yalanlama gereği duydu.
Futbolcu kimliğine yakışmayan davranıştı bu.
Oysa ben, o sözleri söyledikten sonra Ayhan'ın kadrodan affını istemesini daha doğru ve tutarlı bulurdum...
Her neyse... Hoşgeldin Ayhan!
Sportif vizyon
Haberi Hürriyet ekonomi yazarı arkadaşım Vahap Munyar'ın köşesinde okuyunca heyecanlandım.
Spor adamlarının henüz tartışma gündemine almadığı bazı sorunları, iş adamlarımız ekonomi dünyasının global kriterleriyle çoktan tartışmaya başlamışlar bile. Geçenlerde İstanbul Park'da yapılan Formula 1 yarışı sırasında biraraya gelen işadamlarımız, Türkiye'nin de artık sadece "pist sahibi" olarak değil, markalarıyla takım sahibi olarak "yarışmacı" bir kimlik kazanmasının zamanı geldiğini söylemişler. Formula 1'de takım yarıştırmak o kadar kolay değil. Bütçeniz, ekibiniz ve teknolojiniz olacak. Sadece pilot yetiştirmek bu işin belki yüzde 5'i... Gerisi akla, paraya, emeğe, kararlılığa, sabırlı yatırımlara ve işbirliğine bağlı.
Türk ekonomisinin liderleri, biraraya gelerek bunu gerçekleştirebilirler...
Fransa Bisiklet Turu'nda da bizim ülkemizin (bizim şirketlerimizin) bir takımı olmalı. Önce yabancı bisikletçi ve yabancı antrenörlerle başlarsınız, sonra kendi sporcularımızla devam edersiniz.
Wimbledon, Roland Garros, Amerika ve Avustralya Açık turnuvalarına da tenisçi yetiştirmeliyiz. Uzun vadeli projeksiyonlarla bunlar olur.
Bir de 3000 engelli, 5000 ve 10000 metre yarışlarında tek atletle madalya mücadelesinin yapılamayacağını artık öğrenmeliyiz.
Cumhuriyet'in 100. yılını kutlamaya hazırlanan bir ülke, bu hayallerin gerçekleşmesi için şimdiden hazırlanmalı.
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Başesgioğlu'nun dikkatine, saygılarımızla.
agokce@milliyet.com.tr

Cafe