
Nail GÜRELİ
Onuncu ses
Gül bir ayağını kaldırdı mı?
Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül'ün Meclis'te ettiği yemine, yaptığı teşekkür konuşmasında söylediklerine ve Anıtkabir defterine yazıp imzaladıklarına fanatik siyasal dinci kesimden hiç itiraz geldi mi? "Bizi içimizden mi vuruyorsun?" diye karşı çıkan oldu mu?
Oysa, AKP kurucularından Ayşe Böhürler, "Cumhurbaşkanlığı tartışmalarını gerilim konusu yapmadan çözme alternatifleri bulunabilir mi?" gibi masum bir soru sorduğu için, "kendi mahallesi" tarafından "sürtük" diye suçlanmıştı.
Ayşe Böhürler "sürtük", uzlaşmaya yanaşmayan Gül baş tacı.
Çünkü, o mahalleye göre Gül'ün söyledikleri "takiye"; siyasette hedefe ulaşmak için olur böyle şeyler.
Yemine gelince... Bir inanışa göre, yemin ederken ayağınızı kaldırdınız mı, o yemin geçersizdir, tutmaz.
Hâlâ Abdullah Gül'ün geçmişte söyledikleri ile bugün söyledikleri tartışılıyor. Gül'cüler, "Onlar 15-20 yıl önce söyledikleri, siz şimdi söylediklerine bakın" diyerek Gül'ün değiştiğini savunuyor.
Peki canım, gelin yakın döneme. Tayyip Erdoğan'ın emanetçisi olarak Başbakanlığı üstlendiğinde söylediklerine bir bakın, bir de sonra olanlara bakın.
Gelin daha yakına.
Sen 4.5 yıldır tek başına iktidarda ol, "türban mağduru" binlerce kızın sorununu çözme, ondan sonra Çankaya söz konusu olunca türbana sahip çıkma gösterisi yap.
İşte taptaze bir örnek: Gül'ün bu yıl Bilkent Üniversitesi'ni bitiren kızı, mezuniyet töreninde öteki öğrencilerden ayrıcalıklı olarak türbanla diplomasını babasının elinden aldı.
Bu hareket, yasaya uyarak başını ört(e)meyen öteki kızlara karşı saygısızlık değil mi, ayıp değil mi, günah değil mi?
Bu nasıl bir demokratlıktır? Nasıl "herkesi kucaklamak"tır?
Bırakın 10-15 yıl önce söylenenleri, bugün uzlaşma için verilip de tutulmayan sözler, örneğin diploma törenindeki ve benzer tavırlar, değişimin samimiyeti ve asıl niyet konusunda kuşku uyandırmıyor mu?
Nuray Mert'in, Gül'ün adaylığı sürecinde Radikal'de yazdığı yazıdan bir cümleyle konuyu bağlayalım.
"Ben, Gül'ün cumhurbaşkanlığının başörtüsü de dahil olmak üzere demokratikleşme açısından yol açıcı değil, engelleyici olacağını düşünenlerdenim."
Bir şiir
Berfin Bahar, ağustos sayısında Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın iki ay önce yazdığı bir şiirini yayımladı. İşte, "Ölmüş Sevgiler Ülkesi" şiirinin son dizeleri:
"Bulutlar içinde yürümekteyim/ Kimse toprak olmamış/ Kimse güzelliğini yitirmemiştir/ Yaşlanmışlar en eski meleklerin yaşınca/ Aralarında kimi arıyorum belli değil"
nailgureli@milliyet.com.tr

Cafe