
M. Ali BİRAND
Sarkozy'den, ilginç bir Türkiye mesajı
Geçen hafta öylesine içimize kapandık ki, etrafımızda olup bitenlere dikkat edemedik.
Hangi resepsiyona kimin gelip, kimin gelmediği, hangi paşa'nın kime nasıl selam verip vermediğini konuştuk durduk. Vücut dili yorumculuğu yaptık. Oysa, geçen hafta Türk-Fransız ilişkilerinde önemli bir gelişme yaşandı.
Fransız Devlet Başkanı Sarkozy, geleneksel toplantısını yaptı ve ülkesini yurtdışında temsil eden 180 büyükelçisini topladı. Elysee Sarayı'nın dış politikası hakkındaki genel çizgileri çizdi. Tabii bu arada, Türkiye-AB ilişkilerini de ele aldı.
Önerilerini Türkçe anlamlarını ekleyerek alt alta koyarsak ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.
1. Türkiye-AB müzakerelerinde, 30 paragraf var ki, bunların tamamlanması, bu ilişkileri "imtiyazlı ortaklığa" götürecek. Gelin, önceliği bu 30 paragrafa verelim. Böylece, hem Fransız tutumuna aykırı bir durum olmaz, hem de Türkiye'nin tam üyelik umutları zedelenmez. Geri kalan 5 müzakere başlığı ise, (bu 5 başlığın hangileri olduğunu açıklamadı) Türkiye'yi "tam üyeliğe" götürür. Bu 5 başlığın müzakereye açılmasını bir süre erteleyelim. (NOT: Sarkozy, bu öneriyi Erdoğan'a da anlattığını söyledi, ancak ayrıntıya girmedi).
2. Bu arada, 27 AB ülkesi birliğin geleceğini ve sınırlarını saptamak üzere bir çalışma başlatsın. Bu çalışma sonunda, 27 üye ülke Türkiye'ye aramızda yer olduğuna karar verirse, Fransa Türkiye konusundaki vetosunu geri çekebilir.
3. Türkiye ile Fransa, uzun bir ortak ve önemli bir tarihe sahiptirler. İki ülke arasında özel bağlar vardır. Ben de, Erdoğan gibi, bu bağların yenilenmesinden yanayım.
Orta yol arama süreci başladı
Fransız Devlet Başkanı'nın bu yaklaşımı, Fransız basınında "Türkiye konusunda esnekleşme" diye yorumlandı. Oysa, bundan önceki konuşmalarına baktığımız zaman, bu defa "yumuşama ve esnekleşme" den çok bir "orta yol arayışı" göze çarpıyor.
Sarkozy, daha önce "Türkiye'nin Avrupalı olmadığını" söylerdi. Türkiye'nin Avrupa'da yeri olmadığını belirtir ve tam üyeliğine, bu nedenle karşı çıkardı.
Bu defa, Türkiye'nin Avrupalılığını gündeme getirmedi. Farklı bir açıdan yaklaştı.
"Gelin, önce 27'li AB'nin sınırlarına ve Türkiye gibi büyük bir ülkeye yer olup olmadığına bakalım, ondan sonra karar verelim" dedi.
Eski tutumuna oranla belirli bir gerileme gösterdi. Hala, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı tutumda, ancak 27 ülke "tam üye olmalı" derse, kabul edeceğini açıkladı.
Bu süreçte de, 30 başlıkta müzakerelerin devamını engellemeyeceğini söyleyerek, bence bugüne kadar müzakerelerin önünü tıkayabilecek en önemli engeli kaldırmış oldu.
Bir diğer önemli farklılık, yine ilk defa Türkiye ile sürtüşme istemediğini açıkça göstermesi, Türk-Fransız ilişkilerinin önemini vurgulamasıydı.
Sarkozy bu konuşmasıyla, 12 Aralık'taki AB doruğundan çıkmasını istediği kararı da ortaya koymuş oldu: AB'nin geleceği ve sınırlarını tespit edecek bir çalışma başlasın... Bu arada da, Türkiye ile müzakerelere devam edilsin...
Komisyon Başkanı Barosso ve Genişlemeden Sorumlu komiser Rehn, bu konuda son derece kesin bir tutum takınmışlardı.
Türkiye'ye, 2004 yılında bir söz verilmişti, Fransa dahil tüm üye ülkelerin oyu ile "tam üyelik müzakerelerinin açılması" kararlaştırılmıştı. Şimdi verilen bu sözleri unutup, Türkiye'nin Avrupalı olmadığını ileri sürmek, AB'nin inandırıcılığını ve güvenirliğini yok edecekti.
Barosso ve Rehn, sürekli "ahte vefa" çağrısı yaptılar.
Komisyon için Türkiye, ancak attığı adımlar ve yerine getirdiği sözlerle değerlendirilmeliydi. Müzakereler, Kopenhag kriterlerine uyum sağladığı ve Kıbrıs Rum gemilerine limanlarını açtığı oranda ilerleyebilirdi. Sarkozy'nin yeni bir politika izlemeye kalkması, Türkiye'ye verilen sözleri geçersiz saymamalıydı.
Fransız Devlet Başkanı'nın son açıklamaları, Türkiye müzakerelerine kapıyı araladığı için, Brüksel'i rahatlattı.
Komisyon'un hareket yeteneği arttı.
Bir yandan, Türkiye'ye kapıların kapandığı izlenimi verilmeyecek, öte yandan da Fransa ile sürtüşmeye girilmeyecekti.
Şimdi AB-Türkiye ilişkilerinde iki aşamalı bir süreç başlıyor:
İlk aşamada, Kasım başı yayınlanacak olan İlerleme Raporu var. Türkiye son 1 yıl hiçbir reform yapmadığı ve sadece seçimlerle boğuştuğu için, bu rapor çok olumsuz çıkacak. Hele TBMM'nin 1 Ekime kadar tatile girmesi de hesaplanırsa, 301'in değiştirilmesi dahi gerçekleşemeyecek demektir.
İkinci aşamada da, 12 Aralık doruğundan çıkması gereken karar: Buna göre, AB'nin sınırlarını ve bundan sonraki gelişmesini incelemek üzere bir çalışma gurubu oluşturulacak.
Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği de, bu çalışma grubunun çıkaracağı rapora bağlanacak.
Tabii bu süre içinde, Türkiye ile müzakereler 30 paragrafta devam edecek. Özetlemek gerekirse, AB süreci güçte olsa devam edecek.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe