
|
|
|
 |
|
|
Yazık oluyor gülüm
Çeşitleme / Selim Türsen
Midyelerin mesajı
Küresel ısınmanın yaratmaya başladığı felaketleri yoğun bir şekilde yaşadığımız bir yıl geçiriyoruz. Nefes almakta bile güçlük çektiğimiz sıcak hava dalgaları, bir damla suya hasret kalan tarlalar, suları çekilen barajlar, kuraklık nedeniyle üretimi neredeyse yarı yarıya düşen sebze, meyve ve tahıllar. Bunu bağlı olarak da fiyatları iki, üç kat artan ürünler.
Son olarak İnciraltı’nda karaya vuran 20 ton midye ile ısınmanın Körfez üzerinde yaptığı tahribatın en ciddi işaretini almış olduk. Midyelerin karaya vurmasıyla ilgili açıklamalarda olayın çevre kirliliğiyle ilgisi bulunmadığı, küresel ısınmadan kaynaklandığı belirtildi. Aslında küresel ısınmadan en fazla etkilenecek ülkelerden biri olan Türkiye konuyu hala ciddiye almıyor. Küresel ısınmayla mücadele için Japonya’nın Kyoto şehrinde alınan bir dizi kararı içeren Kyoto Protokolü’nü hala imzalamıyor. Halbuki Kyoto Protokolü ile atmosfere sera gazı bırakarak küresel ısınmanın artmasına neden olan sanayi kuruluşlarına bir dizi önlem getiriliyor. Bu kuruluşların yatırımlarını gözden geçirip küresel ısınmaya yol açan üretim biçimlerini değiştirmeleri gerekiyor. Tabii bütün bunlar maliyet demek. O nedenle ABD’deki sanayi lobileri de Bush yönetimini baskı altında tutup Kyoto Protokolü’nün imzalanmasın engelliyor.
Ama üç günlük kar hesapları uğruna koca bir dünya göz göre göre yok oluyor. İzmir de karaya vuran midyeler ''İzmir küresel ısınmadan çok fazla etkilenecek yerlerden biri olacak'' mesajı veriyor.
Dünya sağlık Örgütü (WHO) salgın hastalıkların bugüne kadar görülmemiş bir hızla yayılmaya başladığını 70’lerden itibaren 39 yeni salgın hastalığın ortaya çıktığını açıkladı.
* * *
İTÜ’den Profesör Miktat Kadıoğlu ''Riski görmüyoruz. Yazın içmemiz gereken suyla araba yıkayıp, çim suluyoruz. Türkiye’de risk yönetimi yok. Kriz yönetimine şartlanmışız. Suyun tamamen bitmesini bekliyoruz. Risk yönetimi uygulamadan kriz yönetimi uygularsanız, bu kriz yönetimi değil, keriz yönetimidir'' diyor. Marmara Denizi’nin 1 metre yükselmesinin, suların kıyıdan 100 metre içeriye kadar gelmesine yol açacağı belirtiliyor. Yani Bebek, Emirgan, Yeniköy, Vaniköy, Beylerbeyi’nin şarkılara konu olan yalıları sular altında kalacak. Benim bildiğim o yalılarda hayli hatırı sayılır sanayici oturur.
Acaba yalılarını kurtarmak için hükümeti Kyoto Protokolü’nü imzalamaya zorlamak akıllarına ne zaman gelecek diye düşünüyorum.
Manisa kazandı mı, kazandırdı mı?
Manisa Milletvekili eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, Vestel’in Manisaspor’a sponsorluktan vazgeçme kararından sonra açmış ağzını yummuş gözünü. Olayın perde arkasında pek çok neden vardır hatta Vestel haksız bile olabilir. Nitekim başkanlığı döneminde geçen Meclis’in 47 kişiye üstün hizmet ödülü verdiği listede Vestel’in sahibi Nazif Zorlu’nun adı olmasına rağmen Arınç’ın listeden çıkardığı, bunun için sponsorluktan vazgeçildiği gibi değerlendirmeleri de var. Her ne olursa olsun Arınç’ın Vestel yöneticilerine ''Manisa’dan çok şey kazandınız. Ama yaptığınız hoş olmadı'' şeklindeki sözleri beni şaşırttı. Bildiğim kadarıyla bir kente yatırım yapanlardır asıl kazandıranlar.
Bakın İzmir’in dört bir yanında alt yapısı kurulmuş organize sanayi bölgeleri yatırımcı çekebilmek için neler yapıyor.
Bir kente yatırım o kente hayat vermek demektir. Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ne fabrika kurmuş yerli ve yabancı yatırımcılar binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Buralarda çalışanlar Manisa’da oturuyor, oranın esnafından alış veriş yapıyor kentin ticari yaşamını canlandırıyor. Yani Manisalılar kazanıyor. Ama Sayın Arınç ''Manisa’dan çok şey kazandın'' diyerek sanki diyet borcu varmış gibi bir hava yaratıyor.
Olayın perde arkasını bilmiyorum. Kimin haklı ya da haksız olduğu da açıkçası beni pek ilgilendirmiyor. Ama sayın Arınç’ın sözlerinin de gerçeği pek yansıtmadığını düşünüyorum.
Geçmişten geleceğe
Çocukluğumuzda fuarın açılışını dört gözle beklerdik. Fuar demek bizim için lunapark, otomobilinden sinemasına o güne kadar göremediğimiz bir çok yeni ürünü ilk kez göreceğimiz ülke pavyonlarını dolaşmak demekti. Türkiye’nin dört bir yanından fuara için İzmir’e akın olurdu.
Sonra 24 Ocak kararları ile gümrük duvarları yıkıldı. O zaman kadar fuar kotaları ile ithal edildiği için nisbeten ucuz olan pek çok yabancı ürün, baraj kapakları açılınca boşan sular gibi sınırlardan içeri akmaya başladı. Yani fuarın en önemli cazibesi ortadan kalkmıştı. Daha sonra İstanbul, Ankara, Antalya, Kayseri derken Türkiye’nin dört bir yanında fuarlar açılmaya başladı. Artık İzmir Fuarı’nda eski günlerin heyecanı kalmadı. Bizim çocukluğumuzda bir ay olan fuar süresi 10 güne kadar kısaldı. Buna karşılık yıl boyunca uzmanlık fuarları düzenlenmeye başladı. Şimdi umudumuz EXPO 2015’te. Mart 2008’de olumlu bir karar çıkarsa İzmir yıllar sonra altı ay sürecek bir fuarla yine Türkiye’nin ve dünyanın gözdesi olacak.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|