İktidar için '% 46' yeter, ama spor '% 100' ister
Seçimi kazanan bir partinin, zihniyet ve hedef benzerliğine sahip kişilerle çalışmasından doğal ne olabilir?
Peki Cumhuriyet'in kuruluşundan beri Devlet'in dümenini tutamamış bu kadroları yetiştirmek, verimli hale getirmek kolay mıdır?
Hele sporda...
Çünkü spor denilen faaliyet, doğası gereği malzemenin, tesisin, sporcunun, seyircinin, bürokratın en seçkin, en mükemmel örneklerine taliptir.
"% 100" peşindedir spor.
* * *
Sporcuyu, seyirciyi bilemem ama, sporu yöneten bürokratların ve yangından mal kaçırır gibi özerkleşen federasyonların, eldeki insan malzemesinin ancak %46'sını kullanabildiğini rahatlıkla iddia edebilirim.
İyidir-kötüdür demiyorum. Tercihler, "Kaynakların yarısından" yapıldı diyorum.
Diğer yarısı, "işe yaramaz" insanlar mıdır?
En verimli yaşında erken emekliliğe mahkum edilen "memur"lar mı istersiniz, üniversitelere sığınan adalet timsali müfettişler mi, bir yaşam boyu biriktirdiği spor tecrübesini canı gibi sevdiği branşın federasyona değil, akademisyen arkadaşlarına aktarabilen spor bilimcileri mi?
Yazdırmayın bana isimlerini.
"Atıl durumdaki" spor adamlarının, "iş başındakilerden" kalabalık olduğu kesindir.
En azından %46'ya %54...
* * *
O yüzden futbol dışında spor haberlerinin büyük kısmı "skandal", "doping", "yolsuzluk" paranteziyle yazılmış olmalı geçtiğimiz beş sene.
O yüzden halterin gücü tükenmiş, basketin nefesi bitmiş, güreşin sıçraması durmuş, atletizmin kaderi Süreyya Ayhan'ınkine endekslenmiş, diğer federasyonların ise ne yaptığı asla öğrenilememiş durumdadır belki.
O yüzden Türk Futbolu, en çok tartışılan "başkan"a bir kez daha teslim edilmiş, "hata", "kayırma", "adaletsizlik" bile siyasetin elinde oyuncak olmasından iyidir denilmiş olamaz mı?..
Kötü niyetli değil "acemi" idi sporun yön vericileri.
Belki "zafer sarhoşluğu", belki "hırs", belki "paylaşmanın zorluğu", spordaki hedefe isabeti düşürmüştü.
Ne kadar mı?
Belki yarı yarıya... Hesaplamak asla mümkün olamaz ama muhtemelen "sandık" ölçeğinde.
Ne kaa ekmek, o kaa köfte.
* * *
Yine de iyi atlattık 2002 seçimi ardından yaşanan acemi yöneticiler kaosunu.
Peki bugün...
Bugün sporda el değiştiren kadroların verimliliği ciddi şekilde tartışılmalı, hatta onarılmalıdır.
Gelecek seçimleri hesaplayarak "kilit yerlere kilit atamalar" için henüz çok erken olduğuna göre; artık iktidar "adama iş değil, işin adamını bulmak" zorundadır.
Sayın Bakan Başesgioğlu, özgeçmişi ile umut verse de sonuç olarak sporu yönetecek kadrolar önemlidir.
Spor, sadece futbol değildir pompalananın aksine.
Sayın Başesgioğlu'ndan en son Futbol Federasyonu'nu düzeltmek beklenmelidir. Zaten dibe vurmuş federasyon doğal yollardan yatağını bulacaktır.
Ama diğer sporlar öyle mi?
Yandaşların elinde ve medya denetiminden uzakta, futbolun birkaç kat büyüklüğünde bir spor potansiyeli en fazla yarı yarıya randımanla işlemektedir.
Gençlik Spor il müdürlerinden, en kıyıdaki federasyonun yönetimlerine kadar, "zihniyet" ve "hedef" benzerliğine sahip değil de sporun felsefe ve ilkelerini benimsemiş insanlar gerekmektedir sporumuza...
Bunlardan % 54 içinde de vardır!
İdeal olan % 100'ü kullanmaktır.
İki tatil arası Fener
En pahalı futbolcular, en iyi stat, en güzel olanaklar. Her şey tamam da bir tek futbol yoktu Kadıköy'de... Tribünde insanlar, ekranda yorumcular, sayfalarda yazarlar aradılar aradılar bulamadılar nedenini!
Neyse, milli maç arası geldi de Fenerbahçe'deki futbolsuz haftaların nedeni belli oldu en azından!
Meğer iki tatil arası oynuyorlarmış.
Nasıl ki, iki bayram arası düğün olmaz; iki tatil arası futbol da bu kadar işte.
Merak etmeyin... Başta Zico olmak üzere herkes son yaz tatiline çıktı; döndüklerinde ciddi ciddi lige başlayacaklar.
Yine olmazsa?
Başta Zico, bir çoğu ebediyen tatile çıkarlar, olur biter.
Ben de isterem!Açık açık yazdım, Nusaybin Demirspor'a, Bingöl'ün mezrasındaki futbol aşığı İmam Nurettin'e nakit para verilmesini bile yadırgamayan, verenlere teşekkürü borç bilen ben, üç büyüklerin Devlet'ten, profesyonel kulüplerin belediyelerden avanta almasına sonuna kadar karşıyım.
Neden?
Biri, sosyal sorumluluk ve sosyal adalet işi.
Diğeri yağma hasanın böreği.
Kime gidiyor en sonunda katrilyonlarca kaynaklar? Halka mı? Güldürmeyin beni.
O arazilere konut yapın satın, parasıyla Anadolu'daki on binlerce sporcuya kaynak yaratın; bakın on sene sonra ne oluyor. Her mahalleden şampiyon çıkar vallahi.
İstanbul'daki güzide kulüplerimizin transfer hovardalıklarına ise on sene dayanmaz o beleş araziler.
* * *
Galatasaray'ın Seyrantepe'sine ilk duyduğum andan itibaren "Beleştepe" demiştim ve bugünlerin geleceğini yazmıştım.
Nitekim, sayın Demirören dayanamadı ve İnönü Stadı arkasındaki belediye ve devlete ait araziyi isteyiverdi.
Gerekçesini de yazayım:
"Aksi halde haksız rekabet olur"!
Bir büyük kulübe rant sağlasın diye verilen tüyü bitmemiş yetim hakkı "haksızlığının", rekabet açısından "haksızlık" olduğunu iddia ederek "hukuk"tan huni yapmakla kalmadı, felsefeyi de baştan yazdı.
* * *
Hak Hukuk gibi kelimeler "avanta taleplerinde" kullanılmayacak kadar soylu kavramlardır. Doğru dürüst bir ülkede adaletli futbol isteyen bir başkan, sadece haksız edinilen kazanca karşı çıkmakla mükelleftir.
Ve susması için kendisine aynısı teklif edilse bile mücadelesinden vazgeçmemelidir.
Galatasaray'ın "haksız kazancından" yağ çıkarmak için "haksız rekabet" argümanını kullanmak, "yağmada adalet" talebidir ve soyluluğun yanından dahi geçmez.
Bu tür uyanıklıkların taraftarlar tarafından hoş karşılanması ölçü değildir. Halk bazen devleti milleti soyanlara da muteber kişi muamelesi yapabilir.
Tribün çetelerinden yakındığımız şu günlerde, büyük kulüplerin "Devlet'i sağma" niyetli bir çeteleşme içinde olmaları, hepimizin kara yazısıdır.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe