
Doğan HEPER
Not
Hep, 'tepki anayasası'
BU fırsat ele kaç yılda bir geçer? Yeni bir anayasa yapma fırsatından söz ediyorum.
Bizim anayasalarımız hep "tepki anayasası" oldu.
Bu kez de öyle olmasın diyoruz.
Hep "sivil bir anayasa" tabiri dillerde dolaşmıyor mu?
Yani, askerlerin yaptığı ve onların görüşlerinin ağırlık taşıdığı bir anayasa olmasın.
Tamam ama bu anayasa 21. yüzyılda modern Türkiye'ye yakışır bir anayasa da olmalı.
Askere tepki diye Türkiye'yi geri götürecek, daha doğrusu laiklikten taviz veren bir anayasa da olmamalı.
***
"BUGÜNÜN en dikkat çekici konusu; Ankara'da elden ele dolaşan bir yeni anayasa taslağı.
Otoriter bir devlet düzeni öngördüğü, hatta yasamanın bazı yetkilerini yürütmenin başına verdiği iddia edilen bir taslak.
Bir yanda Türkiye, hükümetini ararken bir yanda bazıları perde arkasında rejimi değiştirecek hazırlıklar yapıyor."
Bu satırlar 1998 yılının 30 Aralık'ında bu köşede yer almış. Yani Türkiye'de her zaman bir yeni anayasa arayışı var. Ve bu arayış zamana ve zemine göre daha demokratik veya daha otoriter olabiliyor.
Evrensel ölçüleri Türkiye gerçeğiyle karıştırıp modern, ilerlemeye hız veren kısa bir anayasa hep özlemde kalıyor.
***
BUGÜN söz konusu olan yeni anayasa taslağını üniversitelerimizin akademisyenleri hazırladı. Prof. Dr. Ergun Özbudun'un başkanlığındaki bu heyette İstanbul ve Ankara üniversiteleri hukuk fakültelerinden hiçbir öğretim üyesi yer almadı. Prof. Üskül'ün de anayasa konusunda çok konuştuğu halde bu heyette bulunmadığını belirtelim.
***
BU taslak da eleştiriliyor.
Önce taslak Kürtçe eğitimi öngördüğü ve türbanı üniversitelerde serbest bıraktığı için tenkit ediliyor.
Bu taslağa göre cumhurbaşkanı milletvekili dokunulmazlığından yararlanıyor.
YÖK etkisiz hale getiriliyor.
Anayasa Mahkemesi'nin "yürütmeyi durdurma" yetkisi sınırlanıyor.
Ve Atatürk ilkeleri ile laikliğin temelleri sarsılıyor, deniliyor.
Aleyhte söylemler daha da var... Bakalım AKP bu taslağa ne yönde katkılarda veya çıkarmalarda bulunacak. Değişiklikler ne olacak?
***
SAYDIĞIMIZ ve saymadığımız birçok açıdan bu anayasa taslağına karşı çıkılıyor. Bunun adı "sivil anayasa" olamaz deniliyor.
Bu taslağın sonunda halkoyuna sunulacak olmasına gelince... Bugün çok eleştirilen 82 Anayasası'nın da halkoylamasında yüzde 92 olumlu oy aldığını unutmayalım.
Ama, tabir yerinde ise "O bir sabıkalıdır." Türkiye'yi bölmek istiyor ve PKK'yı destekliyor. Ama Güneydoğulu kardeşlerimiz son genel seçimde onu ve onun gibileri desteklemediklerini gösterdi.
O sonuç da Baydemir'i çıldırttı ki, "savaş"tan söz edebiliyor. Vatandaşı birbirine düşürmek isteyen bu adam hâlâ görevde nasıl kalabiliyor?
Ama ne yalan söyleyeyim ben Günay'ın AKP iktidarında daha önemli bir bakanlığa getirileceğini sanıyordum. Neyse Mehmet Sağlam gibi olacağına Turizm Bakanlığı yine de iyidir...
Önce bir deniz otobüsü duran gemiyi görmedi ve tosladı. Sonra halat koparma, ölüme neden olma.
Pazar günü de yolcu vapurunun halatının parçalanması ve yaralananlar. Personel alımında eski özen artık gösterilmiyor mu?
Yandaş mı işe alınıyor?
Bizden hatırlatması.
İSTANBUL
Başbakan da bunu söyledi. "İstanbul'a vize konmalı", dedi. Yoksa bu şehrimizin sorunları bitmeyecek, aksine gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alacak.
İşte su sorunu... Şimdi belediye deniz suyuna el atmak zorunda kaldı. Bakalım deniz şehrin su sorununa çare olacak mı?
İstanbul'un birinci ve en önemli kamburu nüfus.
Ülke nüfusu 50 yılda 3 kat artarken, İstanbul'un nüfusu 10 kat artmış.
Bugün şehrin nüfusu nereden başlıyor belli değil. Çünkü İstanbul'un sınırları belli değil. Önüne gelen yeni yeni mahalleler, semtler yaratıyor. Bunlar gecekondu bölgeleri de olabiliyor, doğru dürüst konut alanları da, sanayi bölgeleri de...
Her yıl 400-500 bin yeni insan İstanbul denilen araziye sere serpe yayılıyor. "Dur" diyen çıkmıyor.
Sonra tartışma başlıyor, altyapı ve hizmet yetersizliği tartışması. Ve adaletsiz bir paylaşım. Yani bazılarının vergisiyle bazılarına altyapı ve hizmet götürülmesi.
Çağdaş şehircilikte şehirlerin sınırları bellidir ve yatağı yorganı sırtlayıp ben buraya yerleşeceğim diyenlerin hatırı için şehir büyümez, genişlemez.
Su sorunu da bir bakıma bu plansız göçün sonucu sayılmaz mı? Ama İstanbul alabildiğince büyüyor ve buna dur diyen çıkmıyor.
TV'LER
Sonra dayak atanlar ve dayak olayını kameraya çeken de TV'de konuştu...
Suçlu kim? Dövenler mi, TV'nin sahibi mi, oğlu mu, TV çalışanları mı, Meral Konrad mı, yoksa dayak yiyen Caner mi?
Ne zaman tam anlamıyla ortaya çıkacak? Seyirci bekliyor.
***
Yine bir TV haberini geçende ele aldık.
Levent Kırca ona buna laf atacağına Avrupa Yakası'nda oynayan Gazanfer Özcan'ı örnek alsın, dedik.
Levent Kırca biliyordur ama biz tekrar edelim. Gazanfer Özcan yeni bir dizide daha rol kapmış "Amerikan Tıraşı" adlı dizi bu mevsim TV'lerde imiş.
Kimi iş, kimi laf üretiyor.
***
Geçen gün bir TV kanalında tartışma vardı.
Şu cümle hoşuma gitti: "TV'ler dizi kanalı oldu." Yalan mı?
Yeni mevsim için 250 yeni dizi çekilmiş bile...
dheper@milliyet.com.tr

Cafe