
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
"Bizim Mahalle"nin ensesi kalınları...
"BİZİM Mahalle"de işler karışık(mış) -Ne zaman doğru düzgün olmuştu ki?- Dikkat ederseniz (mış) dedik, (mış)'ı parantez içine aldık...
Çünkü işlerin karışık olduğunu bu defa uzaktan seyrediyoruz.
Biz geldik "Babıâli" derlerdi, bir ara "Cağaloğlu"na dönüşür oldu, sonra "İkitelli, Güneşli, Bağcılar, Yüzyıl" derken, Ertuğrul Özkök geçenlerde kestirip attı:
"Bizim Mahalle!"
Yamandır bizim mahallenin sakinleri...
Bir zamanlar "Resmi İlan" yalakası oldukları için "Besleme" derlerdi, sonra tirajlarla oynayıp kâğıt, film, boya, mürekkep ticareti yaptıkları için adları "Naylon"a çıkmıştı...
Ertuğrul Özkök'e göre şimdikiler "biat kültürü"nden geliyorlarmış, iktidara dinsel bağlarla bağlıymışlar.
* * *
SAYIN Ertuğrul Özkök kusura bakmasın ama! "Hadi canım sen de!"
Hiç ticaretin dini imanı olur muymuş?..
* * *
ZATEN iki satır sonra kendisi de bunun aksini söylüyor ya:
"Bu gazeteci arkadaşlarımızın çok büyük bölümü MSP zamanından beri misyon yükünü sırtlarında taşıya taşıya oraya gelmiş kişiler.
İtiraf etmek gerekirse, bunun cefasını da çekmiş insanlar.
Şimdi o mücahit ruhun rantını yemek istemelerini de anlamak lazım."
Lafın kısası...
Bu iktidara dinsel bağlarla bağlılarmış...
Ne dinseli, ne dinseli, tecimsel, tecimsel desenize...
Hem bunlar yeni değil ki, ünlüleri Yassıada'da yargılanırken örtülü ödenekten neler aldıkları ayyuka çıkmadı mı?
Hele süper mürşitleri!
* * *
ONUN için müsaade ederseniz, biatı miatı bir kenara bırakın da, değirmenin suyu nereden geliyormuş, siz ona bakın...
Üstelik biat işleri de bir karışık, kimin kime biat ettiği de pek belli olmazmış:
"Bir gün bakarsınız ki kendinizi en güçlü hissettiğiniz anda biat eden kişi siz olmuşsunuz.
Üstelik biat ettiğiniz halde hesabı da ödetirler."
Meğer ne karışık işmiş şu biat işi?
Hem biat biat dedik durduk, neymiş bu biat?
Sözlük şöyle diyor:
"Bir kimsenin egemenliğini tanıma, uyma."
Bu yaştan, bu baştan sonra mı?
Hem herkes birbirine biat etmeye, biat ettirmeye kalkışırsa işler iyice karışmaz mı?
* * *
BİR bakarsınız Genel Yayın Müdürü olduğunuz gazetede birileri, Yedi Kocalı Hürmüz'ün şarkısı gibi "bir"le, "iki"yle, "üç"le yetinmez, "Beşinci Cumhuriyet"e geçişi kutlar, şaşırırsınız. Mahallede "ülküdaş gazeteciler"in dava adamlarının varlığından da haberdar olursunuz.
"Onlar", yani laikler, müminler güya liberalciler; kimisi sözde demokrat, ağızlarına geleni söyleyerek kışkırtacak, hakaret edecek, maraza çıkara çıkara, işine geleni yaparak...
Size de hep dayak yemek düşecek...
Niye?
Ortamı germeyelim! diye...
* * *
SAYIN Özkök acaba hikâyeyi bilir mi?
Mirasyedinin biri, kahvede otururken, karşı kaldırımdan geçen ense kulak yerinde bir adamı, fukaraya işaret etmiş:
"Git, şunu ensesine bir tokat at, gel bir altını al!"
Fakir ne haltetsin, koşup gitmiş, adamın ensesinde tokadı patlatınca, özür dilemiş, birine benzettim diye...
Gelmiş altını almış, bir süre sonra aynı adam dönüyor, fukarayı yine kışkırtmış, o da gidip tokadı aksetmiş, üçüncüde fakir, adama yalvar yakar olmuş:
"Sen de bu ense, ben de bu yoksulluk, şu kahvedeki herifte de bu para oldukça sen daha çok tokat yersin!"
Hikâye "Sizin Mahalle"ye uyduysa ne âlâ, uymadıysa, bizde fıkra, hikâye çok, ilk fırsatta uyanı anlatırız.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe