
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Türkçenin hali harap mı?
"TÜRKÇENİN hali harap" derken galiba biraz abartmışız; çünkü bu yazımıza o kadar çok tepki geldi ki! Türkçenin geleceğini bizim gibi harap görenler, dillerine bu kadar sahip çıkmazlardı.
Önce en aykırısından başlayalım...
H. Atacan, tartışmanın başladığı "Cumhurbaşkanı" mı, Cumhurbaşkanım" mı denilmesinin, belki de, çok kişinin düşünüp de söylemediği bir nedenle gündeme geldiğini söylüyor:
"Uzun zamandır kullanılan bu hitap şeklinin, uygun görülmeyen bir insanın Çankaya'ya çıkmasıyla gündeme gelmesi de manidardır" diyor.
Peki haksız da değil, önce "Sayın Cumhurbaşkanı" diyenlerin sonra "Sayın Cumhurbaşkanım" diye lafı çevirmeleri bu izlenimi veriyor...
* * *
TAHSİN Yücel'in de -Romancı ve edebiyatçı Tahsin Yücel mi acaba?- tepkisi şu:
"Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanım türünden hitapların Demirel'den kaynaklandığını da şaka olsun diye söylüyorsunuz; ama, paşam, komutanım, teğmenim gibi eski ve hâlâ sürmekte olan bir biçimden geldiğini de belirtmek gerekmez miydi?"
Tamam, tamam, bu Tahsin Yücel!
İğnenin ucunu ancak onun gibi bir edebiyatçı böyle sivrileştirebilir.
* * *
SEKİZ yıllık bir devlet memuruymuş, çalıştığı kurumda müdüre "Müdür Bey" diyormuş, diğer memurların hemen hepsi "Müdürüm, Sayın Müdürüm" diye hitap ediyorlarmış...
Yeni gelen müdür onun "Müdür Bey" demekle saygısızlık, hatta muhalefet ettiğini sanmış.
* * *
YÜCEL Yüksel'in örneği hayli komik.
Deniz otobüslerinin acil çıkış uyarı levhalarında İngilizce şöyle yazıyormuş:
"Emergency Exit"
Bunun Türkçeye çevirmişler:
"Emercensi Çıkış"
* * *
İSTANBUL Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Sümer Yamaner de yazımıza ilgi duyup görüşlerini yansıtanlardan:
"Yazınız beni düşünmeye sevk etti.
Acaba bir dile yabancı kelimelerin girmesi o dili acınacak hale getirir mi? sorusuna yanıt aradım kendi kendime.
Ben bu soruya rahatlıkla evet yanıtını veremiyorum açıkçası. Her dilin kendine özgü özellikleri vardır. Dilin yaşayan bir olgu olduğu da bilinir/kabul edilir. Dolayısıyla günün gereklerine göre dilin değişimi kaçınılmazdır. Bu değişim gramer kural/uygulamaları alanında olduğu gibi kelime hazinesinde de olur.
İletişimin akıl almaz derecede hızlandığı günümüzde (çocukluğumda, postaneye gidip şehirlerarası telefon yazdırmalarımızı hatırlıyorum da...) diller arasında kelime ve kavram naklinin hızlanması pek de şaşılacak bir durum değil gibime geliyor.
Aslında tam Türkçe karşılığı olan bir kelime ya da ifadenin yabancı dil karşılığının kullanılmasını ben de kabul etmiyorum. Derslerimde, sunumlarımda, makalelerimde buna her zaman özen gösteriyor, eğitiminden sorumlu olduğum kişilerin de özen göstermeleri için çaba sarf ediyorum.
Ancak her şeye rağmen, tüm dillerin başka dillerden sözcük aldığı ve kendine uyarlayarak kullandığı gerçeğini kabul etmek gerekir. Yeter ki bu iş bilinçli ve doğru olarak yapılsın.
Yine de dilimizin birincil sorununun yabancı kelimeler olduğunu düşünmüyorum. Bana göre ana sorunumuz, seksenli yıllarla birlikte başlayan görgüsüzlük patlaması!
Seksenli yıllar (belki ellili yıllar?) itibariyle dilimize yerleştirilen köşe dönme ifadesi sonucu insanlar bilgi, deneyim, görgü gibi özellikleri bir yana bırakıp para, dolar, euro ve rant kelimelerini baş tacı ettiler. Bu durumun dile yansımaması mümkün değildi elbette. İşte bu aşamadan sonra dahi anlamındaki eklerin, soru eklerinin ve bazı ki'lerin ayrı yazılması gibi en temel uygulamalar bile ortadan kalktı. Gazetelerde köşe yazısı yazanlar hatta öğretmenler bile bu konularda ciddi hatalar yapabiliyorlar. Sokaktaki adamı ise zaten geçtim...
Kısacası, Türkçenin hali haraptır, bu gidişle sözünüze katılıyorum ama bu durumun sebebinin yabancı kelime kullanımından çok kelimelerin doğru kullanılmayışı olduğunu düşünüyorum."
* * *
EVET, "Türkçenin hali haraptır" derken galiba abartmışız; diline bu kadar ilgi duyanların dilinin sonu harap olamaz.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe