"Yaşam başka yerde"
İnsanın yaşayacak tek hayatı olması hiç adil değil. Hele de yaşadığı hayata yabancılaşmaya bu kadar müsaitken...
Kadın ya da adam iş hayatına kendini feci kaptırmıştır. Otomatiğe bağlamış yaşamaktadır. Genellikle başarılı ve zengindir bu tipler. Heyhat, mutsuzdurlar. Mutsuz olduklarını bile fark edemeyecek kadar da meşgüldürler.Böyle bir sürü film, kitap var. İlk aklıma gelen Russell Crowe'un oynadığı "A Good Year / İyi Bir Yıl".
Zengin, yakışıklı, kibirli borsacı, çocukluğunun geçtiği köydeki evde, üzüm bağları arasında aşkı bulur, kentteki hayatının manasızlığını keşfeder.
Şu sıralar benzer mevzulu bir kitap gündemde. "Pasaklı Tanrıça"da bu kez borsacı yerine bir avukat var.
Hayattaki her şeyi, hatta tek şeyi kariyeri olan avukat bir gün bir işte çuvallar, kendini nereye gittiğini bilmediği bir trene atar, su istemek için bir kapıyı çalar, tesadüf bu ya kapısını çaldığı evdekiler yeni hizmetçiyi beklemektedirler... Mühim avukat, taşrada bir evde hizmetçi olarak işe başlar.
Söylemeyi unuttum...
Kitaptaki kariyer kurbanı avukat erkek değil kadın. Başrolü Russell Crowe oynamayacak yani.
Kim oynayacak?
Hollywood'dan tazelere de teklifler gidiyordur muhakkak, sinema filmi için.
Türkiye'de de Nazan Öncel TV dizisi siparişi vermiş, yazdırıyormuş, kendi oynayacakmış.
Hayat saklayan derin dondurucu
Birkaç yıl önce Colors dergisinin "Best Wishes" sayısı için benim "keşke"m sorulduğunda "I want my life to freeze for a year / Hayatım bir yıllığına donsun istiyorum" demiştim.Ben değil ama...
Hayatım donacak.
İş, ev, sevgili, aile, arkadaşlar, çevremdeki herkes, şu anda beni çevreleyen her şey donacak. Tüm hayatım... Ben hariç.
Var mı böyle bir bencillik!
Ben bu esnada ne yapacaksam yapacağım. Bir yıl boyunca... Başka bir hayat yaşayacağım.
Ne yapacağımı da tam bilmiyorum. Ya güneyde, deniz kenarında bir köye gidip otururum ya da New York'a yerleşirim.
Ki bu ikisi nasıl oluyor da birbirinin alternatifi oluyor, o da ayrı bir salaklık.
Var mı böyle bir kararsızlık!
Ama mühim olan bir yıllığına başka bir hayat yaşamak. Yeni alışkanlıklar, yeni gündelik dertler edinmek. Akıp giden hayatı bir yerinden kırmak, suyun yolunu değiştirmek falan filan.
İyi de hayatını değiştirmek istiyorsa insan, bozulmadan bir yıl "hayat saklayan derin dondurucular" icat edilmesini mi bekler?
Var mı böyle bir garanticilik!
Maksat hayatı kökten değiştirmek değil ki. Sebep, mutsuzluk ya da memnuniyetsizlik değil. Daha iyi bir hayat kurmak değil.
Daha iyi bir hayat yok!
Maksat, bir yıllığına başka bir hayata değmek.
Bir tür sonradan görmelik bu da ama iyi şarap ve havyar şart değil.
Hiçbir şey tanıdık olmasın, ezberler işe yaramasın yeter.
Anlatabildim mi?
Anlatamadıysam...
Var mı böyle bir kabiliyetsizlik!
Peki, şöyle söylemeyi deneyeyim:
Sınırlı zamanda, tek bir ömür yaşamaya mahkum insan denen mahluk. Ve yaşarken neyi, niye yaptığını unutacak kadar kendi hayatına yabancılaşmaktan mustarip.
Var mı böyle bir adaletsizlik!
Max Skinner (Russell Crowe): Bu yer benim hayat tarzıma uymuyor.
Fanny Chenal (Marion Cotillard): Hayır Max, senin hayat tarzın bu yere uymuyor.
("İyi Bir Yıl" filminden...)
Hadiii, başka bir hayata bir-kiii...
"Wife Swap" diye bir reality show var. Farklı ekonomik, sosyal sınıflardan iki aile eşlerini değiştiriyor. Değiştirilen eşle seks meselesi bir yana, hakikaten enteresan şeyler yaşanıyor programda.
Yeni "anne" çocuklara başka bir dille yaklaşıyor, masayı başka türlü kuruyor...
Daima hizmetçileri olan bir kadın ev temizlemeyi öğreniyor, hayatında hiç hizmetçisi olmamış bir kadın hizmetçiye iş buyurmaya çalışıyor.
Şu hayatta ancak televizyonda izleyebilecekleri bir hayatın içinde yaşıyorlar bir süreliğine. Biz tabii onları yine televizyondan izliyoruz.
Bazılarımız da bilgisayar ekranında, diyelim "Second Life" oyununda arıyor bu farklı lezzeti.
Demek ki bu tür hizmetlere talep var.
Arz?
İnsanları tatil niyetine başka bir hayata taşıyacak bir turizm acentası mesela... Detayları iyi düşünülmüş böyle bir tatil paketi, uzaya seyahatten bile daha çok ilgi çekmez mi?
tubakyol@yahoo.com

Cafe