Masai Mara'nın avcıları! (2)
Ceylanlar sık sık başlarını kaldırıp boyunlarını uzatarak, her an her yönden gelebilecek tehlikeyi önceden görmeye çalışıyor. Aslanlar, çitalar, leoparlar, hatta sırtlanlar hepsi bir ceylan peşinde!
Üç çita baktıkları noktaya öylesine odaklanmış ki, etraflarında ne olup bittiği onları hiç ilgilendirmiyor. Çoğu yerde neredeyse diz boyu otla kaplı, uçsuz bucaksız savanda, ürkütücü bir kararlılıkla ilerliyorlar. Nereye ve ne için gittiklerini bir tek onlar biliyor. Belki de benim gözlerimin göremeyeceği kadar uzaktaki Thomson ceylanlarına gidiyorlar. Kim bilir?
"Zebralar" diyor İrlandalı kız. "Hem de ne çoklar!" Sürüye yaklaşıyoruz. İnanılmaz bir siyah-beyaz uyumu. Yavruların çizgileri kahverengi. Zebralar ürkek. 400 mm. objektif hoş kareler yakalıyor. Hepsi de nasıl besili. Savanda ot diz boyu. Geçen yıl ciddi kuraklık olmuş ve binlerce hayvan açlıktan ölmüş.
İşte fil ve yavrusu! Objektiften dişi filin derisindeki çatlaklara bakıyorum. Görünüşü tarih öncesi yaratıklarını andırıyor ama yavru, bütün yavrular gibi çok şirin! Annesinin altından girip üstünden çıkıyor. "Keşke bizim oyun alanlarımız da böyle geniş ve büyük olsaydı" diyorum onları fotoğraf karelerine yerleştirirken.
Bir güzellik kraliçesi
Alex'e "Kuşları atlama" diyorum. Ve sanki bunu duymuşlar gibi, siyah karınlı toy, turaç, taçlı turna görüyoruz. Bu sonuncusu gerçek bir güzellik kraliçesi. Hoş kralı da fark etmiyor çünkü erkek-dişi arasında görüntü ve renk farkı yok. Bakmaya doyulmaz bir güzellikleri ve seyirlik bir salınışları var.Açıklığa fırlayan siyah sırtlı çakal bir koşu koparıp biraz ileride tekrar otların arasına dalıyor. Telaşına çok gülüyoruz!
Ve ceylanlar! Biri özene bezene çizmiş ve boyamış gibi. Narin Thomson ceylanları küçük gruplar halinde otluyor. Biraz daha yapılı Grant ceylanının siyah kuşakları daha az. Ama ille de impala. Böyle bir zarafet az bulunur. Hepsi "Ceylan gözlü!" Her zaman grubun bazı bireyleri etrafı gözlüyor. Hepsi ayrıca sık sık başlarını kaldırıp boyunlarını uzatarak, her an her yönden gelebilecek tehlikeyi önceden görmeye çalışıyor. Aslanlar, çitalar, leoparlar, hatta sırtlanlar hepsi bir ceylan peşinde!Hava birden kararıyor ve iri yağmur damlaları düşmeye başlıyor. "Dönmeliyiz!" diyor rehberimiz. "Yoksa buradan çıkamayız." Masai Mara haritasında, yolların üzerindeki "Yağmurda geçilmez" notunu anımsıyorum. Kenya'da yağmur gece yağıyor. Biz de zaten geceye giriyoruz. Birkaç gün sonra da yağmur mevsimi başlıyor.
Ülke turizminin gözbebeği
Yağmur önce şöyle bir yağıp geçiyor ama biz yine de iki yerde zorlanıyoruz. Arazi vitesine takıyoruz. Yolumuzun üzerinde rastladığımız, çamura saplanmış bir diğer aracın sürücüsünü de alıp Keekorok (Kara Ağaçlar) Safari Kampı'na, karanlıkta ve sağanak yağmur altında geliyoruz.40 yıllık arkadaşım, Türkiye'nin Nairobi Büyükelçisi Varol Özkoçak güzel bir şarap söylüyor. Ben çektiğim 350 fotoğrafı gözden geçiriyorum.
Her karede "avladığım" inanılmaz bir hayvan var. Bazen tek kare ile birden fazla avlamışım! Ben onları hem de en güzel, en canlı görüntüleri ile avlıyorum ve onlar hâlâ yaşıyorlar! Bir gün önce görüştüğüm Dışişleri Müsteşar Yardımcısı, "Hayvanların kılına zarar gelmesini istemeyiz" diyor. Hiçbir hayvanın ölmediği Kenya safarileri, tıkır tıkır işleyen bir düzenleme ile ülke turizminin gözbebeği.
Şarap güzelmiş! Acaba çitalar ceylanlara ulaştılar mı? Yoksa gündüz avlanan avcılar olarak, biz onları gördüğümüzde, onlar da bizim gibi, yatmaya mı gidiyorlardı? Masai Mara'da yaşam asıl gece başlıyor. Doğanın inanılmaz dengesi içinde doğal olan, avcılarla avlar arasında, dünya kurulduğundan bu yana süren yaşam savaşı! Öldürenler grubunda olmadığımı düşünüp mutlu oluyorum.
suha.umar@isbank.net.tr

Cafe